Ali Ferşadoğlu köşe yazısında Bediuzzaman hakkında bir takım değerlendirmeler yapmış. Kendi açısından haklı tarafları olabilir, ama biz genel olarak ilmin gerektirdiği hükmü bilmek durumundayız.
Müceddid için gerekli vasıfların ana maddelerini saymış, ancak bu maddelerin zikrettiği zatta bulunduğu iddiasına katılmadığımızı açıklıkla ifade ederiz.
Önce kendi değerlendirmesinin can alıcı noktasını görelim:
"Önceki yazılarımızda izah ettik ki, Bediüzzaman çağımızın müceddididir."
Önceki yazısını tam okumadık ama şimdiki yazısında dediğine göre asrımızın müceddidi Bediuzzaman hazretleri imiş.
Önce asrımızın hicri 1400 le başlayan ve halen 1432 hicri senesiyle devam eden hicri 15. asır olduğunu bilelim. Hicri yüzyıl da gönderilen müceddidin her halde bu seneler içinde olması daha uygundur, yoksa geçmiş bir zatın bu asırda müceddid olmasının bizim için bir manası kalmaz. Bu asrın halini bilen yaşayan ve buna çare olarak sünneti ihya eden bir zat olmalıdır.
Resulullah s.a.v hazretlerine varis olan alimler çok sınıflara ayrılır. Bazıları bazı kısımlara varis olur, diğer bazıları ise başka konulara varis olur. Tam mükemmel varis, Resulullahın s.a.v zahir ve batınına varis olandır. Manevi makamları elde edip irşad ve tekmile ulaşan, seyri fil eşya makamlarını tamamlayan kamil bir zat olmalıdır. O zatın himmeti islamın yücelmesi, insanların Allaha kul olup kemalat elde etmeleridir. İnsanların tefrikasına bölünmesine itikadlarının bozulmasına sebeb olan bir takım bidatleri işleyen kişi ve cemaatlerin tecdid işi ile bir alakaları olamaz.
Kimsenin özel işini hizmetini tenkit etmek istemeyiz, ancak islamın yücelmesinin bağlı olduğu ilahi kaideyi -sünnetullahı- ve Efendimiz s.a.v hazretlerinin uygulamasını örnek almadan, nekadar islama hizmet ettiğimizi iddia etsek, bu kuru bir iddia olur ve makbul bir iş sayılmaz.
Ehli sünnette vaktin halifesi olan ulul emre itaat farzdır, ancak Allaha isyan gerektiren hususlarda itaat edilmez.
Abdulhamid Han r.a. islam halifesi iken, şeriatı ve tarikatı müdafaa edip yaşatmaya çalışırken, nice düşmanlarla boğuşurken, bir de hürriyet ve özgürlük palavrasıyla (ABD nin Iraka getirdiği gibi) ittihat ve terakki fırkasına aldanan bir takım kalbur üstü zevatın, ümmeti halifesiz ve kitabsız bırakmakla neticelenen maceraları henüz akıllardan silinmedi. Bunun vebalini şimdi bizler çekmekteyiz. Önce bu hatanın düzeltilmesi, haklıya haklı, haksıza haksız dedikten sonra, bu asrın müceddidi kimdir diye ilmi olarak meseleye bakmalıyız.
Yakın zamanda İstanbul Vov otel salonunda yapılan ve 400 e yakın alim ve ilmi şahsiyetin katıldığı toplantıda, Lübnan Akkar müftüsü Üsame Efendi, vaktin müceddidinin Mahmud Efendi k.s. olduğuna kuvvetle kanaat ettiklerini açıkladı ve orda bulunan zevat bunu tasdikledi. Bu gibi bir tasdik, ulemanın imzası olup, ümmet için de geçerlidir.
Bediuzzaman hakkında böyle bir tasdik olmuşmu? Yok. Vaktinde bulunan alimler içinde müceddid olmaya layık başkası yokmuydu? Elbette vardı ama o dönem islamın yıkılış vakti olduğundan müceddid olan zatın kıymeti asla bilinemezdi ve gizli kaldı. Hatta Abdul Hamid Han için vaktin müceddididir diyenler de olmuştur, zira ilmin kaybolmaması için kurduğu matbaalarda yüz binlerce dini kitab basmıştır. Cumhuriyyetin yakıp yıkmasına rağmen o kitablar elden ele evden eve bu güne kadar gelmiş birer antika ve vesikadırlar.
Asıl konumuza dönersek, itikadi ve ameli yönden bir çok noksanı olan ve ümmetin alimleri tarafından şiddetle tenkit edilen birinin müceddit olması bir yana, islam alimleri sıralamasındaki yerinin ne olduğunu net olarak hiç kimsenin söyleyeceğini zannetmiyoruz...
Evet bir mücadele verilmiş, onlarca risale yazılmış, ancak bu gibi hizmet türlerinin asırlarca islam alimlerinin bir çoğundan meydana geldiğini tabakat kitabları yazar ve onların hiç birine de müceddid demezler.
müceddid, sünneti seniyyenin yok olduğu bir dönemde, onu her bakımdan ihya edendir. zahiri ve batıni olarak sünnetin ihyası kimin çalışmasıyla ortaya çıktı, bunu görmeyen gözlere ne demeli?
Mahmud Efendi Hazretleri k.s. 1950 lerde İstanbula gelip imamlık görevine başlayınca Çarşamba semtinde sakallı bir kişi olarak tek başına idi. çarşaflı olarak ta sadece hanımı varmış... Şimdi ise, elhamdulillah, her tarafı islami kıyafet kaplamıştır, bunun yanında islam ilimleri de her mahalleye kadar girmiş, millet Kuran ve hadisi şerifleri okuyarak fıkıh ve akaid ilimlerini öğrenerek dininden haberdar olmuştur. Ama bazılarına göre ilim koleJlerde, avrupa kapılarında, üniversite kantinlerinde ise, onlara diyecek sözümüz yok.....
Ehli kitabın savaşa karışmayanlarına -masumdurlar, bir nevi şehittirler- diyen bir zat, hangi müceddidlikle vasfedilecek, ehli sünneti mi yoksa ehli kitabı mı ihya edecekler?????
Sevginin dozunu kaçırmayalım, meseleyi doğru görüp hakkı kabul edelim.
O dönemdeki alimler, mesela Mustafa Sabri, Zahidi Kevseri, Ali Haydar Efendi v.s. diğer mükemmel zevattan biri müceddid olmuyor da, halifeyi tahttan indirmeye fetva verenler mi müceddid olacak???
| < Önceki | Sonraki > |
|---|









