.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

DEVLET ELİYLE DİNSİZLİK - DİYALOG

İbrahimi dinler

18.05.2012 10:41:30

Akşam (16.05.2012) TRT’de Başbakanlık Türk Tanıtma Fonu’nun katkılarıyla hazırlanan Batıya Doğru Akan Nehir adlı bir belgesel izledik. Belgeselin ana teması, Tek Tanrılı Dinlerin (Yahudilik, Hıristiyanlık, İslamiyet) İbrahimi Dinler adı altında ortak noktalarının vurgulanmasıydı.

Kardeşlik rüzgârları o kadar güçlü esiyordu ki adeta bu dinler arasında, aslında pekte bir farklılık yok. Ancak Peygamberleri farklı olduğu için bazı detaylarda farklılıklar var, o da çok önemli değil, havası esti.

Belgesel de kurgu, doğuda vahye muhatap olan Peygamberlerin, batıdaki çok tanrılı inançları nasıl etkiledikleri ve onların tek tanrı inancına geçmeleri ve bugün batıda egemen olan 2 milyarı aşkın inananı ile Hıristiyanlığın, Yahudi olmayan toplumları nasıl başarılı bir şekilde misyonerlik faaliyetleriyle etkilediğiydi.

Papazlar, hahamlar, ilahiyatçılar belgesel boyunca bu üç semavi dinin atasının Hz. İbrahim olduğunu vurguladılar.

Belgesel akışı ve sunuşu itibarı ile gerçekten emek verilmiş, etkileyici bir çalışma. 20 bölümden oluşuyormuş. Diğer bölümlerin mahiyetini bilmiyorum, ama izlediğim bölüm bu belgeselin Dinler Arası Diyalog çalışmalarının bir parçası olduğu izlenimini verdi.

Denilebilir ki, ne var bunda? Hz. İbrahim üç dinin de atası ve önemli olan diğer din mensupları ile oturup konuşmak; bunda ne mahsur var? Doğru, oturup konuşmanın hiç bir mahsuru yok. Hatta bizim, hakkı tavsiye etmek gibi bir vazifemiz var. Peki, bu çalışmaların mahsurları ne onlara bakalım.

Önce şunu belirtelim, dost düşman herkesçe bilindiği gibi, başta Sevgili Peygamberimiz, bilahare mübarek Halifesi Hz. Ömer tarafından Ehli-i Kitaba verilen ahitnameler olmak üzere, Osmanlılar döneminde ise Fatih Sultan Mehmed Han gibi zevatın Hıristiyanlara verdikleri emannameler, Müslümanların diğer din mensuplarına olan müsamahasını, hoşgörüsünü ortaya koymaktadır.

Tarih boyunca gelmiş geçmiş İslam devletleri zamanında Gayr-i Müslimlerin, hainlik yapmadıkları müddetçe, Müslümanların içinde nasıl rahat yaşadıkları çok açık bir şekilde ortadadır.

Buradaki amacımız İnsanlık içinde hele hele Müslümanlar arasında bir fitne çıkarmak değil, sinsice yapılan bir planı ALLAH’IN izniyle dilimiz döndüğünce anlatmak. Ve bu oyuna bilerek veya bilmeyerek alet olan Müslümanların nasıl bir tuzağın içinde olduklarını anlamalarını sağlamaya çalışmak ve başta kendimiz olmak üzere inancımızı korumaktır. Şimdi kısaca bu çalışmaların geçmişine bakalım:

Hıristiyan âlemi, özellikle Siyonizmin kontrolündeki Envanjelistler, 18. asırdan itibaren, İslam âlemine karşı uyguladıkları planları gözden geçirmeye başladılar. Çünkü asırlardır uyguladıkları yıkma amaçlı planlar istenilen neticeyi vermemişti.

Netice alabilecekleri yeni projeler üretmeye koyuldular. O güne kadar uyguladıkları taktik; güç kullanarak zorla hedefe varmaya yönelikti. Artık bundan vazgeçmenin zamanı gelmişti. Çünkü bu yolla, Müslümanlara zarar veremedikleri gibi, aksine güce karşı güç oluşturup blok halinde karşılarına çıkma hareketleriyle karşılanmışlardı.

Yeni projede, Müslümanları parçalayıp, birbirine düşürerek kaleyi içeriden fethetmeyi amaçlıyorlardı. Bunun için de, çeşitli ırk ve dildeki insanları tek vücut halinde dimdik ayakta tutan İslam dininin dejenere edilmesi, asli unsurlarından uzaklaştırılması gerekiyordu.

Bir şeyi yapmak için de yıkmak için de o şeyi iyi bilmek gerekir. Bu prensip gereği, İslamiyet’i en ince teferruatına kadar bilen binlerce casus yetiştirdiler. İslam âlemine dağılan bu Müslüman, hatta âlim kılıklı ajanlar, Müslümanların inancını hassas noktalardan karıştırmaya başladılar. İngiliz Entilejans servisi elemanlarından Hempher hatıratında (1730) İslam ülkelerinde beş bin elemanlarının bulunduğunu yazmaktadır.

Bu faaliyetlerin amacı ileride yapılacak “Misyonerlik” faaliyetlerine bir zemin hazırlamaktı. Çünkü sağlam bir inancı olan Müslüman'ın, Hıristiyan olması mümkün değildi. İnancı bozularak, boşlukta kalan kimseler ancak buna ilgi duyardı.

Bunun da kılıfı hazırdı: “İslam'da reform”

İslam’ın temel kaynaklarını değiştiremeyeceklerine göre toplumdaki algısını değiştirmek. Ruhu alınmış Cihad şuurundan yoksun, ferdi ibadetleri yapan, ancak dinin, topluma dönük ahkâmlarından arındırılmış kısacası siyonizmin sömürüsünü anlamayacak ve karşı çıkmayacak bir din anlayışı…

Reform faaliyetleri ile Müslümanlar gerçek İslam'dan uzaklaştırılıp “İslam” adı altında İslam la ilgisi olmayan inançlara itildi. Bunun için de, toplumlarda “İnanç boşluğu” oluştu. Maksat da buydu zaten; bunun ardından, “Misyonerlik” faaliyetlerine ağırlık verildi.

Hemen bunun arkasından da “Misyonerliğe” takviye için, “Dinler arası Diyalog ve Hoşgörü” projesi devreye sokuldu. Bu proje ile İslamiyet'i içi boşaltılıp, emir ve yasağı olmayan felsefi bir sistem haline getirmekti gayeleri. Bu, sondan bir önceki safhaydı. Bundan sonrası, “Hıristiyanlaştırma” projesidir.

Bakın bu gerçeği papalık nasıl açıklıyor:

"Dinler arası diyalog, Kilise'nin, bütün insanları Kilise'ye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır. Karşılıklı bilgilenme ve anlayışı zenginleştirme vasıtası ve metodu olarak diyalog, misyona zıt değildir. Esasen misyonla ve misyonun şekilleriyle diyalog arasında özel bir bağ vardır.

Bu misyon aslında Mesih'i ve İncil'i bilmeyenlere ve diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir. Tanrı Mesih vasıtasıyla bütün insanları kendisine çağırmakta, vahyinin ve sevgisinin mükemmelliğini onlarla paylaşmak istemektedir. (…) Bu açıklamalar yapılırken, kurtuluşun Mesih'ten geldiği ve diyalogun evangelizasyondan ayrılmadığı gerçeği göz ardı edilmemiştir."

(Papa II. John Poul'ün "Redemptoris Missio" (Kurtarıcı Misyon) isimli genelgesi)

"Biz her ne kadar Hıristiyan olmayan dinlerin manevî ve ahlakî değerlerini tanıyor, onlara saygı gösteriyor, kendileriyle diyaloğa hazırlanıyor ve din hürriyetini savunmak, insanlık kardeşliğini tesis etmek, kültür, sosyal refah ve sivil iradeyi oluşturmak gibi hususlarda diyaloğa girmek istiyorsak da, dürüstlük bizi, gerçek kanaatimizi açıkça ilan etmeye mecbur etmektedir: Yegâne gerçek din vardır, o da Hristiyanlık'tır."

(Papa VI. Paul "Eclesiam Suam" adlı genelgesi)

Kilisemiz insanların mutluluğu içindir. DİNLER ARASI DİYALOG un bizim için anlamı bütün insanları incile ve kiliseye yani Hıristiyanlığa ulaştırma yoludur.(Papa 6.PAUL 6 ağustos 1964)

Aslında Papalığın bu söylemlerinde çok problem yok pek tabidir ki kendi dinlerinin yayılması için çalışma yapıyorlar. İşin en dramatik tarafı Müslümanlar tarafında bu işe sarılanlar, bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde bakın neler söylüyorlar;

“Yahudi ve Hıristiyanları kınayan ve azarlayan ayetler, yalnızca Hz. Muhammed (sav) in yahut kendi peygamberlerinin devrinde yaşamış bazı Yahudi ve Hıristiyanlar hakkındadır.” (Yani bu Ayetler günümüzde geçerli değildir.) diyecek kadar ileri gittiler.

Bununla da kalmadılar “Üç dinden herhangi bir dine inanmak yeterlidir. Mühim olan kelime-i tevhid inancıdır. Hz. Muhammed’i kabul ve tasdik etmek ise şart olmayıp bir kemal mertebesidir” diyorlar. “Ehli kitap ile amentüde ittifak halindeyiz.” İddiasında bulunuyorlar.

Yetmedi; İslam’ın temel anlayışı, Allah’ın varlığı ve birliğine dayanır. Birliği konusunda değişik spekülasyonlar olsa da, varlığını kabul ettikten sonra, gerisi üzerinde fazla durmaz İslam diyecek kadar sınırları zorladılar.

Maalesef, yukarıda ancak bir kaçını aktarabildiğimiz bu konuda o kadar söylem var ki bu sayfalar yetmez. Ve burada amacımız fitne çıkarmak değil, bir tehlikeyi göstermek olduğu için bu sözlerin sahiplerini belirtmedik.

Bu kardeşlerimize şunları sormak isteriz.

1-Kur-an’da Yahudi ve Hıristiyanlar ile ilgili sertlik içeren ayetler günümüzdekiler için değildir diyorsunuz. Peki, Kur-an 1400 sene önce indi günümüzü bağlamaz diyenlerden ne farkınız kalıyor. Hâşâ bir an için bunun doğru olduğunu kabul edelim. Şu andaki Yahudi ve Hıristiyanlar ehlileşti de, dünyada olan bunca zulümleri biz rüyada mı görüyoruz. Yoksa bu katliamları uzaylılar mı yapıyor.

2- Ehli kitap ile amentüde ittifak halindeyiz, diyorsunuz. Hıristiyanlar testisten ve ya yahudiler Üzeyir ALLAH’IN oğludur inancından vazgeçti de bizim mi haberimiz yok. Ehli Kitapla 6 temel İman esasından hangisinde aynı inanca sahibiz.

3-Biz Hz. Âdem’den Efendimize kadar bütün peygamberlere inanırız. Peki, ehli kitap Hz Muhammed’i (s.a.s.) peygamber olarak kabul etti de biz bundan habersiz miyiz?

Kardeşler aşağıda ki ve bu mahiyetteki ayetleri ve hadisleri nasıl izah ediyorsunuz?

“Ey iman edenler, Yahudileri de, Hıristiyanları da dost edinmeyin! Onlar, (İslâma olan düşmanlıklarında) birbirinin dostudur. Onları dost edinen de onlardan olur. Allahü teâlâ, (kâfirleri dost edinip, kendine) zulmedenlere hidayet etmez.” (Maide 51)

“Müminler, müminleri bırakıp da, kâfirleri dost edinmesinler! Onları dost edinenler, Allah’ın dostluğunu bırakmış olurlar.” (Ali İmran 28)

“Allah’a ve ahiret gününe iman edenler, babaları veya oğulları veya kardeşleri ya da akrabaları olsa bile Allah'a ve Resûlüne düşman olanları sevmezler.” (Mücadele 22)

“Resule itaat eden, Allaha itaat etmiş olur” (Nisa 80)

“Deki, “Allaha ve Peygambere itaat edin! Eğer itaat etmeyip yüz çevirirlerse, (kafir olurlar) Elbette Allah kafirleri sevmez.” (Ali imran 32)

“Allah ve Resulüne itaat eden Cennete, etmeyen Cehenneme gider” ( Feth 13)

Dostlar biz hâşâ ALLAH’TAN daha merhametli değiliz. Peygamberden daha akıllı da değiliz. Ehli Kitapla nasıl diyalog kurulacağını, yani bizim dilimizle onlara nasıl tebliğ yapılacağını, Efendimizin hayatını okuyarak öğrenelim. Efendimizin meşhur davet mektuplarındaki metoda bakalım. ALLAH rızası için bu kadar insanın günahına girmeyelim birilerinin İbrahimi dinler diye, yeni bir din uydurma tuzağına düşmeyelim. Ve Cenab-ı Hakkın şu buyruğunu unutmayalım:

“…Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim…”
(Maide 3)

Rabbim cümlemizin ayaklarını hakta sabit kılsın. Amin…

 

Not: Yazarı tebrik ederiz, bu mesele üzerinde daha fazla durulması lazımdır, taki ahmaklık edenler utanıp geri adım atana kadar.. Bıkmadan usanmadan anlatmalıyız....Dünya üzerinde yapılan bütün soygun vurgun sömürü ahlaksızlık v.s. kötülüklerin temelinde ehli kitap ve onların derin gücü siyonizm vardır. Bu inceliği anlamayan bir müslümanın olayları sağlam şekilde yorumlaması mümkün değildir. Dostunu düşmanını tanımak için sağlam bilgi kaynağı olan Kur'ana ve ehline yapışmak lazımdır.

 




Cuma, 18 Mayıs 2012 11:04 tarihinde güncellendi

HIZIR EFENDİNİN ŞEHADETİ...

Allaha hamd olsun, Habibine (s.a.v), âl ve ashabına salat ve selam olsun.

Malumunuz mayısın 17 si Muhterem hocamız Hızır Efendinin şehadet yıl dönümü.... Allahu teala bizleri de onun şefaatine nail eylesin yolunu devam ettirmeye muvaffak eylesin. Efendi hazretlerimizi k.s. sevindirecek zahiri ve bztıni hizmetler nasib eylesin.

Hızır efendi r.aleyh ile çok beraberliğimiz olmuştu, bizleri yetiştirme de bayağı hisse sahibidir, Allahu teala bizim tarafımızdan onu mükafatlandırsın....

Bir seferinde bu fakir imamlık yaptığım mescide gelmişlerdi, gece saat 1 lere kadar cemaate sohbet etmişti, o an gözümün önündedir, nasıl anlatırdı, hareketleri ve latifeleri aklımızdan çıkmıyor.... Camiye nadir gelen insanlar  bile o saoğuk gecede saat 1 lere kadar çıt çıkarmadan pür dikkat dinlemişlerdi....

Evet takva olan, ihlaslı olan kendini dinletirmiş, bu bir hal işidir, lafla olmaz, mevla teala sözümüze tesir versin....

kendisi  ve diğer vefat eden ıhvanımız özellikle de Bayramali Öztürk hocamız için bir fatiha üç ihlas okuyalım....

MÜSLÜMAN İLE KAFİR ASLA EŞİT OLAMAZ

Müslim ile Gayrimüslim Eşit Değildir.

Bir Müslüman ile Gayrimüslim elbette eşit değildir. Müslüman önceliklidir. Bir Gayrimüslim'e, Müslüman'a itaat ve boyun eğdiği müddetçe dünyada korku yoktur. Birlikte yaşamak, ancak ve ancak Müslüman'ın sözünün geçmesi ve Gayrimüslimin Müslüman'a itaat etmesi ile olur.
Önüne gelen Medine Vesikası'ndan bahsediyor. Tevil ederek, yorumlayarak, günümüze yontarak, yamultarak, işine getirerek, konjonktüre uyarlayarak, tevil ederek, tefsir ederek, neşrederek, şerh ederek…

Bir Müslüman ile Gayrimüslim elbette eşit değildir. Müslüman önceliklidir. Bir Gayrimüslim'e, Müslüman'a itaat ve boyun eğdiği müddetçe dünyada korku yoktur. Birlikte yaşamak, ancak ve ancak Müslüman'ın sözünün geçmesi ve Gayrimüslimin Müslüman'a itaat etmesi ile olur.

Kuralları koyan, şer'-i şerîfi uygulayan Müslüman, Gayrimüslim'in güvenliğinden sorumludur. Ona karşı adil olur. Yoksa Müslüman ile Gayrimüslim asla bir değildir. Tıpkı İslam ile diğer dinlerin bir olmadığı gibi. İslam, diğer bütün dinleri geçersiz kılmıştır.

Şimdilerde Müslüman olarak bilinenlerin birçok sıfatı var: Liberal (liboş) Müslüman, kapitalist Müslüman, komünist (veya sosyalist) Müslüman, sofi Müslüman, çağdaş Müslüman, İslamcı Müslüman, Gayriislamî Müslüman, diyalogcu Müslüman, demokrat Müslüman, özgürlükçü Müslüman, insan hakları savunucusu Müslüman...

Oysa insanlar üç kısımda değerlendirilir. Müslim, Gayrimüslim, Münafık.

Müslim, hakikî yol üzeredir. Dolayısıyla başka sıfata muhtaç değildir. Diğerleri hüsranda ve zulmettedir. Onlar için başka mansıplar da niteliklerine paha katar.

Müslüman olarak bilinen muharrirlerin birçoğu; özgürlük, insan hakları, kardeşçe yaşama, ehlikitap ile dostane yaşama, zulme karşı beraber olma, ateizme karşı birlikte mücadele etme, diyalog kültürü geliştirme gibi anlamı ve mezhebi geniş teranelerle Müslümanları gerçek davalarından soğutup onların insanlıklarını ifsat etmekteler.

Bu gerçeği her babayiğit söyleyemez. Marjinal ilan edilmekten korkarlar.

Adı meşhur, dilleri İslamcı, yaşantıları laik olan pek çok muharrir, edip vs. tanırım. Sorun onlara bakalım. "Müslüman ile Ehlikitap eşit mi? Cihad gerekli mi?" diye. Elbette cihadın soyut anlamını öne çıkartacaklar ve günümüzde cihadın başka türlü olduğunu söyleyecekler. Birlikte yaşamanın kadrükıymetinden bahsedecekler. "Ben sokakta Papaz elbiseli adamlar görmek istiyorum, Ayasofya ortak kullanılabilir, Ehlikitap'la birlikte adil bir toplum yaratabiliriz." diyenlerden başka ne beklenir ki?

Müslümanlar Allah'ın dostları olduğuna göre, Gayrimüslimler de İblis'in dostlarıdır. Haydi inkar edin bu hakikati bakalım!..

Müslüman, alenen zina yapılmasına göz yummaz. Zina yapan ve içki içen şer'î ve örfî kanunlarla cezalandırır.

İslam'da kısas vardır. Müslüman bir kötülük gördüğü zaman onu düzeltir. İslam'da namaz kılmak ve tesettüre girmek mecburidir.

Gayrimüslimler ise bu konularda demokrattır. Yani isteyen meyhane açar, genelevi işletir; isteyen zina eder, eşcinsellerle evlenir. Karşı gelenler cezalandırılır.

Tam tersi bir durum anlayacağınız. Ateş ile barut gibi. Kar ile yağmur gibi. Gündüz ile karanlık gibi. Dün ile gün gibi.

Nasıl beraber, tek toplum olacaklar? Kimin dediği olacak?

Müslümanlar ile Gayrimüslimler asla tek toplum olmayacaklar. Küfür tek millettir. Onda şüphe yok. Müslümanlar ne zaman tek millet olacak, biz hasretle, dua ve alkışla onu bekliyoruz.

Biliyorum, birileri bu yazıyı da kulağından, eteğinden, sağından solundan anlayacak; tıpkı birkaç hafta önce yazdığım bir yazı gibi.”

Mustafa Durdu

MÜSLÜMAN ASLA KAFİRLE BİR DEĞİLDİR.....

Müslim ile Gayrimüslim Eşit Değildir.

Bir Müslüman ile Gayrimüslim elbette eşit değildir. Müslüman önceliklidir. Bir Gayrimüslim'e, Müslüman'a itaat ve boyun eğdiği müddetçe dünyada korku yoktur. Birlikte yaşamak, ancak ve ancak Müslüman'ın sözünün geçmesi ve Gayrimüslimin Müslüman'a itaat etmesi ile olur.
Önüne gelen Medine Vesikası'ndan bahsediyor. Tevil ederek, yorumlayarak, günümüze yontarak, yamultarak, işine getirerek, konjonktüre uyarlayarak, tevil ederek, tefsir ederek, neşrederek, şerh ederek…

Bir Müslüman ile Gayrimüslim elbette eşit değildir. Müslüman önceliklidir. Bir Gayrimüslim'e, Müslüman'a itaat ve boyun eğdiği müddetçe dünyada korku yoktur. Birlikte yaşamak, ancak ve ancak Müslüman'ın sözünün geçmesi ve Gayrimüslimin Müslüman'a itaat etmesi ile olur.

Kuralları koyan, şer'-i şerîfi uygulayan Müslüman, Gayrimüslim'in güvenliğinden sorumludur. Ona karşı adil olur. Yoksa Müslüman ile Gayrimüslim asla bir değildir. Tıpkı İslam ile diğer dinlerin bir olmadığı gibi. İslam, diğer bütün dinleri geçersiz kılmıştır.

Şimdilerde Müslüman olarak bilinenlerin birçok sıfatı var: Liberal (liboş) Müslüman, kapitalist Müslüman, komünist (veya sosyalist) Müslüman, sofi Müslüman, çağdaş Müslüman, İslamcı Müslüman, Gayriislamî Müslüman, diyalogcu Müslüman, demokrat Müslüman, özgürlükçü Müslüman, insan hakları savunucusu Müslüman...

Oysa insanlar üç kısımda değerlendirilir. Müslim, Gayrimüslim, Münafık.

Müslim, hakikî yol üzeredir. Dolayısıyla başka sıfata muhtaç değildir. Diğerleri hüsranda ve zulmettedir. Onlar için başka mansıplar da niteliklerine paha katar.

Müslüman olarak bilinen muharrirlerin birçoğu; özgürlük, insan hakları, kardeşçe yaşama, ehlikitap ile dostane yaşama, zulme karşı beraber olma, ateizme karşı birlikte mücadele etme, diyalog kültürü geliştirme gibi anlamı ve mezhebi geniş teranelerle Müslümanları gerçek davalarından soğutup onların insanlıklarını ifsat etmekteler.

Bu gerçeği her babayiğit söyleyemez. Marjinal ilan edilmekten korkarlar.

Adı meşhur, dilleri İslamcı, yaşantıları laik olan pek çok muharrir, edip vs. tanırım. Sorun onlara bakalım. "Müslüman ile Ehlikitap eşit mi? Cihad gerekli mi?" diye. Elbette cihadın soyut anlamını öne çıkartacaklar ve günümüzde cihadın başka türlü olduğunu söyleyecekler. Birlikte yaşamanın kadrükıymetinden bahsedecekler. "Ben sokakta Papaz elbiseli adamlar görmek istiyorum, Ayasofya ortak kullanılabilir, Ehlikitap'la birlikte adil bir toplum yaratabiliriz." diyenlerden başka ne beklenir ki?

Müslümanlar Allah'ın dostları olduğuna göre, Gayrimüslimler de İblis'in dostlarıdır. Haydi inkar edin bu hakikati bakalım!..

Müslüman, alenen zina yapılmasına göz yummaz. Zina yapan ve içki içen şer'î ve örfî kanunlarla cezalandırır.

İslam'da kısas vardır. Müslüman bir kötülük gördüğü zaman onu düzeltir. İslam'da namaz kılmak ve tesettüre girmek mecburidir.

Gayrimüslimler ise bu konularda demokrattır. Yani isteyen meyhane açar, genelevi işletir; isteyen zina eder, eşcinsellerle evlenir. Karşı gelenler cezalandırılır.

Tam tersi bir durum anlayacağınız. Ateş ile barut gibi. Kar ile yağmur gibi. Gündüz ile karanlık gibi. Dün ile gün gibi.

Nasıl beraber, tek toplum olacaklar? Kimin dediği olacak?

Müslümanlar ile Gayrimüslimler asla tek toplum olmayacaklar. Küfür tek millettir. Onda şüphe yok. Müslümanlar ne zaman tek millet olacak, biz hasretle, dua ve alkışla onu bekliyoruz.

Biliyorum, birileri bu yazıyı da kulağından, eteğinden, sağından solundan anlayacak; tıpkı birkaç hafta önce yazdığım bir yazı gibi.”

Mustafa Durdu

Sayfa 1 - 384

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  9 
  •  10 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.