ASHABIN TAMAMINI SEVMEK EHLİ SÜNNETİN TEMELİDİR
Ey kardeş! İmam Ali kerremallahu vechehu, velayeti
Muhammediyye'nin (Sahibi üzerine salat, selam ve tazim olsun) ağırlığını
taşıyıcı olun-ca, uzlet velilerinden olan ve kendilerinde velayet kemalatları
tarafı üstün olan ebdal, evtad ve aktab makamlarının terbiyesi, O'nun (İmam Ali
kerre-mallahu vechehu) imdadına ve yardımına ısmarlandı. Kutbul Medar ki
kutubların kutbudur, onun başı, O'nun (İmam Ali kerremallahu vechehu) adımının
altındadır. Emri ve mühim işleri, O'nun himayesinde ve riayetin-de (gözetimi
altında) cereyan eder. Medariyyetinin sorumluluğundan, O'nunla (İmam Ali
kerremallahu vechehu'nun imdadı ile) çıkar.
Seyyidemiz (Efendimiz) Fatıma validemiz ve iki evladı iki
İmam (Hasen ve Hüseyin) radıyellahu anhum da aynı şekilde, bu makamda O'na
(İmam Ali kerremallahu vechehu) ortaktırlar.
Bil ki, Nebi aleyhis-selamın ashabının tamamı, büyük
şahsiyetlerdir. Hepsini, tazim ile anmak gerekir.
Hatıb Enes'ten (radıyellahu anhu) rivayet edip şöyle dedi, Resulullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu, 'Allah beni seçti, benim için ashabı seçti, onlar içinden
benim için hısımlar ve ensar şeçti; her kim onlar içinde beni muhafaza ederse,
Allah ta onu muhafaza eder, her kim onlar içinde bana eziyet ederse, Allah ta
ona eziyet eder.'
Tabarani, İbni Abbas radıyellahu anhuma'dan rivayet etti ki,
Resulul-lah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, 'Kim
ashabıma söverse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti o kişinin
üzerine olsun.'
İbni Adiyy, Aişe radıyellahu anhâ'dan rivayet etti Resulullah
sallalla-hu aleyhi ve sellem buyurdu, 'Muhakkak ümmetimin en şerlileri,
ashabım üzerine cüret edenlerdir.'
Ashab arasında vakı' olan münazaa ve muharebelere gelince,
onları güzel yorumlara ve manalara çevirmek gerekir; onları heva ve taassubtan
uzak tutmak gerekir. Zira onların muhalefetleri, içtihad ve tevil üzerine
dayandırılmıştı, heva ve heves üzerine değil. Ehli sünnet alimleri bunun
üzerine icma ettikleri gibi.
Lakin bilmek gerekir ki İmam Ali radıyellahu anhu'nun
muhalifleri, hata üzerine idiler. Hak, Ali tarafında idi. Lakin, hataları
içtihad hatası olunca, ictihad sahibi levmedilmekten uzak olur ve kendisinden
sorumlu tutulmak kaldırılmış olur.
Bu husus Mevakıf şarihi, Âmedî'den nakletti ki Cemel ve
Sıffin vak'ası, içtihad üzerine vakı' olmuştu.
Şeyh Ebu Şükür Salimî Temhid'de açıkladı ki, Ehli Sünnet vel
Cemaat Mezhebi, Muaviye ve beraberinde olan ashabtan bir taifenin, hata üzere
olduğu görüşündedir. Hataları da içtihadidir.
Şeyh İbni Hacer Savaık'da derki, Muaviye'nin Ali (radıyellahu
anhuma) ile çekişmesi, içtihad yolu üzere idi. Bu sözü, Ehli Sünnetin
itikatlarından yaptı.
İmam Ali'nin muhaliflerini fasıklıkla vasıflamak ve
sapıklığa nisbet etmek caiz değildir.
Kadı İyaz, Şifa isimli eserinde derki, Malik radıyellahu anhu
dedi ki, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından birine kim söverse,
(yani) Ebu Bekir'e, Ömer'e, Osman'a, Muaviye'ye veya Amr ibni As'a (Allah
hepsinden razı olsun); eğer şöyle derse, 'dalalet ve küfür üzereydiler', bu
kişi öldürülür. Eğer bundan başka şekilde insanların sövdüğü tarzda söverse,
çok şiddetli olarak cezalandırılır.
Rafizilerin gulatı (en azgınları) nın dediği gibi, Ali'ye
karşı savaşanlar kafir değildi. Bazılarının zannettiği gibi fasık değildiler.
Mevakıf Şarihi'nin arkadaşlarının ekserisine nisbet etmesi
nasıl olur? Halbuki Sıddıka Aişe validemiz, Talha ve Zübeyir'de ashabtandır.
Muhakkak Muaviye daha savaşa çıkmadan evvel, Talha ve Zübeyir Cemel savaşında,
on üç bin kişi ile birlikte öldürüldüler. Onları sapıklık ve fasıklığa nisbet
etmek, hiçbir müslümanın cür'et edemeyeceği şeylerden-dir. Ancak kalbinde
hastalık olan, içinde pislik olan hariç.
Fukahanın bazısının Zorba/zalim sözünü Muaviye hakkında
kullan-dığı şeklindeki rivayetlere gelince, şöyle denilmiş, 'Muaviye zorba imam
idi', burdaki haksızlıktan murad, Ali'nin halifeliği vaktinde onun (Muaviye) halifeliğe hak sahibi
olmamasıdır, sonu fasıklık ve sapıklık olan bir zulüm/haksızlık değildir; (bu
şekilde tevil etmemiz) sözünün Ehli Sünnet vel Cemaat'in sözüne uygun olması içindir.
Bununla beraber, istikamet sahipleri maksudun hılafını ifade edebilme vehmi
olan lafızları kullanmak-tan sakınırlar. 'Hata ettiler' sözünün üzerine ziyade
yapılmasına cevaz vermezler.
Nasıl zorba olsun? Halbuki Allah haklarında ve müslümanların
hak-larında adil imam idi; Savaık isimli eserde böyle ifade edildiği gibi.
Muhakkak Nebevi hadislerde, sağlam isnadlar ile varid oldu
ki, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Muaviye için dua etti; 'Allahım! Ona
kitabı ve hesabı öğret, azabtan onu koru.' Başka bir mahalde ki duasında,
'Allahım! Onu hidayet edici ve hidayet bulmuş yap.' Sallallahu aleyhi ve sellem'in
duası makbuldur.
İmamı Malik ki tebe-i tabiinden ve İmamı A'zam'ın
muasırıdır, Muaviye ve Amr ibni As'a sövenlerin öldürülmesi yolunda hüküm
vermiş-tir. Bu husus geride geçmişti. Eğer o sövmeyi hak etmiş olsa, ona
sövenin öldürülmesine niçin fetva versin. Bundan anlaşıldı ki, ona söven kişi
büyük günah işlemiştir, bu yüzden öldürülmesine hükmetmiştir. Aynı şekilde ona
sövmeyi, Ebu Bekir, Ömer ve Osman'a söven gibi yapmıştır. Netice olarak Muaviye
radıyellahu anhu, asla sövülmek ve zemmedilme-ye layık değildir.
Ey Evlad! Muaviye şu işlerde tekbaşına değildi, belki
tahminen ashabı kiramın yarısı bu hususta ona ortak idi. Eğer Ali (radıyellahu
anhu) ya karşı savaşanlar, kafir veya fasık olsalar, dinin yarısından itimad
kalkar ki bu din onların tebliği ile bize ulaşmıştır. Buna kimse cevaz vermez;
ancak maksadı dini iptal etmek olan zındıklar hariç.
Ey Kardeş! Şu fitnenin yayılmasının sebebi, Osman radıyellahu
anhu'nun öldürülmesi ve katillerin kısas edilmesini talep etmektir. Muhak-kak
Talha ve Zübeyir (radıyellahu anhuma) Medine'den ilk çıkışlarında sebeb ancak,
kısasın gecikmesi idi, bu işte Aişe-i Sıddıka (radıyellahu anhâ) da onlara
muvafakat etti. On üç bin ashabın öldürüldüğü Cemel vakası meydana geldi. Talha
ve Zübeyir ki aşere-i mübeşşere'den olup her ikisi de bu savaşta
öldürüldü.
Bundan sonra Muaviye Şam'dan çıktı ve onlara ortak oldu.
Sonra Sıffin harbi vakı oldu.
İmam Gazali açıkladı ki şu çekişmeler, hılafet işi için
değildi, belki Ali'nin (radıyellahu anhu) hılafetinin başlangıcında kısası
gerçekleştirmek içindi. İbni Hacer bu
sözü, Ehli Sünnet'in itikadlarından kabul etti. Şeyh Ebu Şükür Salimi ki Hanefi
alimlerinin büyüklerindendir, derki Muaviye'nin Ali ile münazaası, hılafet
işinde olmuştu. Zira Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Muaviye'ye şöyle
buyurmuştu, 'İnsanlara melik/idareci olursan, onlara yumuşak davran.' Bu sözden
dolayı Muaviye için hılafet hakkında bir tama' (arzu ve istek) hasıl oldu.
Fakat o, bu içtihadında hatalı idi. Ali ise bunda haklı idi. (Allah hepsinden
razı olsun.) zira o vakit, Ali'ni hılafet dönemi idi.
Şu iki sözün arasını uygun hale getirmek (şu izahla mümkün
olur); münazaanın evvela kısasın tehiri sebebiyle olması mümkündür, bundan
sonra hılafet işine tama' etmiş olur. Herbir içtihad mahallinde vakı olmuş
olur. Eğer hatalı ise, sevabtan bir derece alır, haklı olan için ise iki
derece, belki on derece vardır.
Ey Kardeş! Bu makamda en sağlam yol, Nebi sallallahu aleyhi
ve sellem'in (O'nun ve âlinin üzerine salat ve selam olsun) ashabının
çekiş-melerini bahsetmekten susmak ve çekişmelerinden bahsetmekten geri
durmaktır. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu, ashabım
arasında vakı olan çekişmelerden sakının!
Yine buyurdu, ashabım zikredilince susun!
Yine Efendimiz aleyhisselam
buyurdu, Allah! Allah! Ashabım hakkında (sakının), onları
hedef tutmayın. Yani, Allah'tan sakının, ashabım hakkında Allah'tan
korkun. Onları, levm ve kötü konuşma oklarınıza hedef tutmayın.
İmam Şafi derki, bu sözü Ömer ibni Abdül Aziz'den
nakledilmiştir, 'Şu bir kandır ki, Allah ellerimizi ondan temiz tuttu, biz de
dillerimizi temiz tutalım.' Bu sözden, onların hatalarını söylemenin ve
hayırlının gayrısı bir sözle onları zikretmenin uygun olmadığı anlaşılır. Bu
sözümü kabul et.
Yezid, saadetten uzaktır, fasıklar zümresindendir. Onun
hakkında lanet etmemek, Ehli Sünnet katında kararlaştırılan kaide sebebiyledir;
şöyleki, muayyen bir şahıs üzerine lanet yapılmaz, kafir olsa da. Ancak
ölümünün küfür üzere olduğu kesin bilinen kişiye lanet yapılabilir. Ebu Leheb
ve hanımı gibi cehennemlikler için olabilir. Yezid, laneti hak etmediğinden ona
lanet edilmez manasında değil.
"Allah ve resulüne eziyet edenler, Allah onlara dünya ve ahıret-te lanet
etti." [1]
Bil ki, bu zamanda
insanların ekserisi, imamet bahsi ile meşgul olduklarından, rafizilerin
cahillerini ve bid'at ehlinin merdutlarını taklit ederek ashabı kiramı hayırla
zikretmezler, onların yüce şahsiyetlerine münasebetsiz şeyleri isnad ederler,
bu yüzden tarafımda malum olan bazı şeyleri mecburen yazdım ve ahbablara onu
gönderdim.
Salat ve selam kendinin ve âlinin üzerine olan Efendimiz
buyurdu, fitneler zahir olunca, veya şöyle dedi, bid'atlar (zahir olunca),
ashabıma sövülünce, alim ilmini açıklasın, kim bunu yapmazsa Allahın,
meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Allah onun ne
tasarrufunu ve ne de adaletini kabul etmez.
[1] Bu ayeti kerime ile Yezid ve
taraftarlarına lanetin cevazına delil getirmiştir. Ama lanetle meşgul
olmaktansa salavat okumak tabiki efdaldir.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|









