Ehli
Sünnet vel Cemaata göre Resululah sallallahu aleyhi ve sellem’ in ashabı,
bazısının bazısı ile çekişmesi vaktinde üç fırka idi.
Bir fırka
Ali’nin hak olduğunu delil ve içtihad ile bildiler.
Diğer bir
cemaat, delil ve içtihad ile diğerlerini haklı buldular.
Üçüncü
taife, duraklama halinde olup delille her hangi bir tarafı tercih edemediler.
İlk
taifeye, içtihadları gereğince Ali’ye yardım etmek lazım geldi. İkinci taifeye
de içtihadlarının neticesi olarak muhaliflere yardım gerekli oldu. Üçüncü
taifeye ise duraklama gerekti. Onlara göre birini diğerine tercih etmek
hatadır.
Bu üç
fırkadan herbiri kendi içtihadları gereğince amel ettiler. Zimmetlerinde vacib
olanı eda ettiler. Bunları levmetmeye nerden imkan olsun! Onlara dil uzatmak
nasıl münasib olsun!
İmam
Şafii ve Ömer ibni Abdu-l Aziz’den rivayet edilmiştir ki;
‘Bu
bir kan idi, Allah ellerimizi bundan temizledi, biz de dillerimizi temiz
tutalım.’
Bu sözden
anlaşılır ki, birinin haklılığı ve diğerinin hatalı olmasıyla dudakları
kımıldatmak uygun değildir. Hepsini hayırdan başka şeyle zikretmemek
gereklidir. Aynı şekilde hadisi Nebevi de şöyle geldi; sallalla-hu aleyhi ve
sellem buyurdu,
“Ashabım
zikredilince, geri durun.” Yani, ashabım ve sürtüşme leri
zikredilince, bundan sakının, birini diğeri üzerine tercih etmeyin.
Fakat
Ehli Sünnet vel Cemaatın ekserisi, kendilerine açık olan delil-le, Ali
kerremellahu veçhehunun haklı olduğu, muhaliflerinin hatalı olduğu görüşüne
gitmişlerdir. Fakat bu hata, içtihadi hata olunca, levm ve dil uzatmaktan uzaktır, hakaretten
münezzehtir, çirkinlikten beridir.
Ali
radıyellahu anhudan nakledildi ki şöyle demiştir,
‘Kardeşlerimiz
bize karşı ileri gittiler, onlar kafir ve fasık değil-dirler. Zira onlar için
küfür ve fasıklıktan men eden te’villeri vardır.’
Ehli
Sünnet vel Cemaat ve rafiziler, her ikisi de Ali ile harb edenleri hatalı
görürler. Her iki fırka da Ali’nin hak üzere olduğunu söylerler. Lakin Ehli
Sünnet vel Cemaat, muhalifler hakkında te’vilden kaynaklanan hatalı olmaları
sözü üzerine bir şeyi ziyade etmeye cevaz vermezler. Dillerini onlara taan
etmek ve çirkin konuşmaktan korurlar. Sallallahu aleyhi ve sellem’in sohbet
hakkına riayet ederler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu;
“Allah!
Allah! Ashabım hakkında sakının, benden sonra onları hedef tutmayın.”
Sözünde
Allah lafzını iki kere tekrarlaması, sözünü kuvvetlendirmesi içindir. Yine
buyurdu;
“Ashabım
yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz.”
Ashaba tazim ve hürmet babında daha başka çok
hadisi şerifler gelmiştir. Hepsine tazim etmek ve onları kıymetli tutmak
gerekir. Zellele-rini/sarsıntılarını da güzel bir şekilde yorumlamak gerekir.
İşte bu mes’ele-de Ehli Sünnet vel Cemaatın görüşü budur.
Rafıziler/şia
bu babta çok ileri gittiler, öyleki Ali ile harb edenleri tek-fir ederler. Dillerini
çeşitli taan ve çirkin şeylerle bulaştırırlar. Eğer maksad Ali’nin tarafının
hak olduğunu açıklamak ve muhaliflerinin hatalı olduğunu beyan ise, Ehli Sünnet
vel Cemaatın seçtiği usul yeterlidir ve itidal yolu üzeredir. Din büyüklerine
dil uzatmak, dinden ve diyanetten uzaktır. Bunu rafiziler seçmiştir.
Resulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabına dil uzatmayı din-leri ve imanları
yaptılar. Ne kötü din. Zira en büyük kısmı Nebi’nin vekille-rine sövmek, O’nun
–sallahu aleyhi ve sellem- halifelerine kötü konuş-maktır.
Bid’at
ehlinden her bir taife bir bid’atı tercih etti ve bununla Ehli Sünnet vel
Cemaatten ayrıldı. Lakin harici fırkası ve rafiziler/şia, şu taifeler arasında
hak ve doğrudan cidden en uzak olanlarıdır.
Din
büyüklerine sövmek ve lanet etmek, imanlarının en büyük cüzü olunca, onlar için
haktan nasıl nasib olsun. Rafiziler on iki fırkaya ayrıl-dılar. Hepsi de Nebi sallallahu
aleyhi ve sellem’in ashabını tekfir ederler. Hulefa-i Raşidine sövmeyi ibadet
olarak itikad ederler.
Bu cemaat,
kendilerine rafizi denmesinden sakınırlar. Rafizileri ken-dilerinden başkaları
zannederler. Zira hadisi şeriflerde rafiziler hakkında şiddetli azab tehdidi
geldiği için. Keşke rafiziliğin manasından da böylece sakınsaydılar. Nebi sallallahu
aleyhi ve sellem’in ashabından uzak olma-saydılar.
Hind
beldelerinin Hinduları yani mecusileri de kendileri için Hindu derler, küfürden
sakınarak kendilerini kafir kabul etmezler. Zannederler ki kafirler, küfür
memleketlerinde oturanlardır. Bu anlayışlarında hatalıdırlar. Bilakis her iki
sınıf ta kafirdirler ve gerçekten küfürle tahakkuk etmişlerdir. Zannederlerki
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in Ehli Beyti de kendileri gibidir. Onları da
Ebu Bekir ve Ömer’e düşman olarak hayal ederler.
Şu
taife/rafiziler, Ehli Beytin büyüklerini takıyye hükmünce münafık-lar ve
hilebazlar olarak zannederler. Ali kerremellahu veçhehu’nun da, Hulefa-i
Raşidin ile otuz sene boyunca takıyye hükmü üzere, nifak arka-daşlığı ettiğini
zannederler. Haksız yere onlara tazim etmiş ve hürmet gös termiştir derler. Bu
işin neresi güzel, neresi iyi.
Şayet
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Ehli Beytine sevgi, Resulullah sallallahu
aleyhi ve sellem’e olan sevgi vasıtasıyla ise, o takdir de Resulullah sallallahu
aleyhi ve sellem’in düşmanlarına da düşman olmaları gerekir, Ehli Beytin
düşmanlarından daha fazlaca onla-ra
lanet etmeleri ve sövmeleri gerekir. Halbuki bu taifeden hiç birinden Ebu
Cehil’e sövmek ve taan etmek işitilmemiştir. Halbuki o, Resulullah sallallahu
aley-hi ve sellem’in en şiddetli düşmanıydı. Sallallahu aleyhi ve sellem’e
çeşitli eziyetlerle sıkıntı ve cefa verdi. Bunlardan hiç biri, onu kötü şekilde
zikretmekle dilini hareketlendirmedi.
Resulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’e en sevimli olan erkek Ebu Bekir Sıddıktır. Rafiziler
fasit zanlarıyla O’nu, Ehli Beyte düşman zanne-derler. Sövmekle ve kötü
konuşmakla ona dil uzatırlar. Ona layık olmayan şeyleri nisbet ederler. Bu
hangi dindir, bu hangi diyanettir.!
Allahu
subhanehu, Ebu Bekir, Ömer ve diğer ashabı kiramı, Resulullah sallallahu aleyhi
ve sellem’in Ehli Beytine düşmanlar olarak takdir etmemiştir; Muhammed sallallahu
aleyhi ve sellem’in âline buuz edici ve zıt olucu yapmamıştır. Ne olaydı şu
insaf elbisesinden soyul-muşlar Ehli Beytin düşmanlarına sövmeyi, ashabı kiramın
büyüklerinin isimlerini belirtmeksizin yapsaydılar, din büyüklerine kötü zannı
açıkla-maksızın yapsaydılar. Bu durumda bu babta ehli sünnete muhalefetleri de
kalkardı. Zira ehli sünnet te aynen Ehli Beytin düşmanlarına düşmanlık ederler,
onlara taan ve kötü söz söylerler.
Ehli sünnetin
güzelliğinden biri, muayyen bir şahıs hakkında, bütün küfür çeşitleriyle iptila
olmuş olduğu halde kesin olarak cehennemliktir demezler. Ona lanet etmeye de
cevaz vermezler, zira işinin sonunda islamı ve tevbesi ihtimallidir. Ancak
mutlak olarak bütün kafirlere laneti cevaz verirler, muayyen kişiye değil,
ancak kati delille imansız gittiği bilinenler hariçtir.
Rafiziler,
Ebu Bekir ve Ömer’e (Allah her ikisinden razı olsun) çekin-meden lanet ederler,
ashabın büyüklerine söverler, sakınmadan onlara dil uzatırlar. Allah, onları
dosdoğru yola ulaştırsın.
Bu
bahiste Ehli Sünnet vel Cemaat ile muhalifler arasında büyük ihtilaf vardır.
İlk
makam, Ehli Sünnet vel Cemaat dört halifenin halifeliklerinin hak olduğuna
hükmeder. Şu dört Zat’tan her biri için hak halifedir derler. Zira sahih
hadiste gaybtan haber verme üzere şöyle geldi;
“Benden
sonra hılafet otuz senedir.”
Bu
müddet, Ali’nin hılafeti ile tamam oldu. Bu hadisin gereğince, dört zattan
herbiri halife olur. Hılafetin sırası, hak üzere olur.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|









