SAHABELERDE SÜNNETE İTTİBA
Hadis alimleri Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem’den sadır olan söz, fiil ve takrirlere, yaratılış
ahlakı ve gidişata dair her türlü sıfatı sünnet kabul ederler. Ahlak ve
davranışlarındaki niteliklerinde peygamberliğinden önceki devresi ile sonrası
arasında fark görmedikleri gibi bunlarla şer'i bir hükmün konulup konulmamasını
da dikkate almazlar.
Bazı yazarlar şeriat için vacip ve
haram nitelikleri ile yetindi ve mendub, mubah ve mekruhu şer'i hükümler
arasından çıkardı. Bazıları da mendub ve mekruhu da kattılar, sadece mubahı
çıkardılar. Böylece sünneti teşriiye ve sünneti gayri teşriiye diye ikiye
ayırdılar. Muhammed Selim bunlardandır. Bu çok tehlikeli bir genellemedir.
Çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin ibadet haricindeki işlerinden
şer'ilik sıfatını kaldırmış olduğundan böyle bir genelleme kabul edilemez. Zira
Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’den yeme, içme, uyuma, elbiseyi uzatma
ve kısaltma konularında varid olan sözlerin bazısı bu işlerin yapılmasını
bazısıda yapılmamasını istiyor. Bu durumda bunları teşri'in dışında bırakmak
insafa sığar mı?
Dünya işlerinden olup emir ve
yasak ifade eden hadisler hadis kitablarında mevcuddur. Sahabenin, dini
emirleri yerine getirmesi de sünnet sayılır ve onunla amel edilip ona müracaat
edilmesi gerekir. Onların sözü muteber, amelleri rehber ve huccettir.
Hudeybiyede sahabelerin
bağlılığını müşahede eden Urve bin Mesud kureyşlilere şöyle demiştir; "Ey
kavmim, vallahi ben bir çok krallar gördüm, heyet olarak Kaysere, Kisraya ve
Necaşiye gittim. Vallahi Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabının
ona tazim ettiği kadar hiçbir kralın adamlarının tazim ettiğini görmedim…" Yine Hudeybiye sulhünü
yenilemek için Medineye gelen fakat olumlu cevap alamayan Ebu Süfyan da Mekkeye
vardığında; "Size hepsinin kalpleri tek bir kalbe bağlı bir kavimden
geldim" demiştir.
Meymun Bin Mihran radıyallahu anh
dedi ki; "EbuBekir radıyallahu anh'a bir dava geldiğinde Allah'ın
Kitabına bakar, bulamazsa Sünnetten hüküm verirdi. Eğer Sünnette bulamakta
güçlük çekerse ; "Siz Rasulullahın sünnetinden bu hususta bir şey
biliyormusunuz?" diye sahabelere sorardı. Sünnette de hüküm bulamazsa
insanların en hayırlılarını toplar ve istişare ederdi. Onların görüşleri bir
noktada toplanınca da karar verirdi."
Ömer Radıyallahu anh Rasulullah
sallallahu aleyhi vesellemin yaptıklarını sebebini araştırmaksızın aynen
yapardı. O Haceri Esved hakkında; "Çok iyi biliyorum ki sen bir
taşsın, senin ne zararın olur, ne faydan. Eğer rasulullah sallallahu aleyhi
vesellemin seni öpüp selamladığını görmeseydim bunu yapmazdım."
Rasulullah sallallhu aleyhi
vesellem Mekkenin fethi anında sa'y yaparken müşriklere karşı güçlü
görünmeleri için omuzlarını açıp harvele yapmalarını ashabından istemişti.
İslam her tarafa hakim olduktan sonra da harvele(remel) yapılması hakkında Ömer
radıyallahu anh der ki; "Allah İslamı hakim kılıp küfrü izale
ettiği halde neden hala harvele yapılıyor ve omuzlar açılıyor diye aklıma
geldi. Fakat böyle olmakla birlikte Rasulullah s.a.v. zamanında yaptığımız bir
şeyi asla bırakamayız."
Osman radıyallahu anh Efendimiz
sallallahu aleyhi vesellem hayatta iken O'na hizmet ve bağlılıkta nasıl hassas
idiyse, vefatından sonra da sünnetine ittibada da o ölçüde titiz ve gayretli
olmuştur. Ahkamla ilgili konularda olduğu gibi günlük işlerinde de Rasulullah
sallallahu aleyhi vesellemi kendisine örnek almıştır. Bir defasında Mescidi
Nebevinin ikinci kapısında oturup, kesilmiş hayvanın bir kürek kemiğini getirip
yemiş, sonra kalkıp namaz kılmış ve şöyle buyurmuştur; "Rasulullah
s.a.v. in oturduğu yerde oturdum, Onun yediğinden yedim ve Onun yaptığı gibi
yaptım."
Ali Kerremallahu vechehu da bir
konuda sünnet varsa bu hususta onunla amel edip kıyası terk yoluna gitmiştir.
Mesela; "Eğer din re'y ile olsaydı ben ayakların üstündense
altını meshetmenin daha uygun olacağını düşünürdüm. Fakat Rasulullah sallallahu
aleyhi vesellemin üstüne meshettiğini bizzat gördüm." Diyerek sünnet
karşısında kendi görüşünü terk etmiştir.
Ömer radıyallahu anh'a
;"İnsanlar bugün emniyettedir, o halde niçin seferde namazları
kısaltıyoruz?" diye sorulduğunda buyurdu ki; "Bunu Rasulullah
sallallahu aleyhi ve selleme ben de sormuştum. Bana; "Bu Allah Azze ve
Cellenin sizlere bir ihsanıdır. Allah'ın ihsanını kabul edin"
buyurdu."
Rasulullah sallallahu aleyhi
vesellem Cuma günü minbere çıktığında cemaate; "oturun" buyurur.
Bu hitabı henüz yolda iken işiten Abdullah Bin Mes'ud radıyallahu anh bulunduğu
yere oturuverir. Bunu öğrenen Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem Ona; "Allah
senin itaatini artırsın" diye dua etmiştir.
Efendimiz sallallahu aleyhi
vesellemin kendisine; "Köleleriniz sizin kardeşlerinizdir. Allah onları
ellerinizin altına vermiştir. Kimin elinin altında böyle bir kardeşi varsa ona
yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin, gücünün yetmediği işi ona
yüklemesin…" şeklindeki
tavsiyelerine Ebu Zerr radıyallahu anh harfiyen uymak için sahip olduğu iki
parça kumaşını hizmetcisiyle paylaşmış, ona ayrı bir kumaş satın almamıştır.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’in verdiği bey'at esaslarından biri de insanlardan bir şey
istememek idi. Bu şekilde bey'at alan sahabiler binekleri üzerinde
kırbaçları bile düşse kimseden istemiyor, inip kendileri alıyorlardı.
İbni Ömer radıyallahu anh'e
"Ey Ebu Abdurrahman! Biz korku namazı ile hazarda kılınan namazı Kur'anda
bulduğumuz halde, sefer namazını onda bulamıyoruz." Denilince; "Biz
hiçbir şey bilmezken, Allah bize Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi
gönderdi. Biz ancak onun yaptığını yapıyoruz" buyurdu.
Seleme Bin Ekva radıyallahu
Itban Bin Malik radıyallahu anh
bir özrü sebebiyle cemaate gelemez olunca Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellemden kendisi için evinde bir namaz yeri tayin etmesini istemiş, orada
namaz kılmasını taleb ederek Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin kıldığı
yerde kılmayı arzu etmiştir.
İbni Ömer radıyallahu anh
Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin Kabe içerisinde nerede namaz kıldığını
Bilal radıyallahu anhden öğrenmiş ve orada namaz kılmıştır.
İbni Ömer R.A. Efendimiz
sallallahu aleyhi ve sellem’in Zu-Tuva denilen yerde geceleyip, sabah olunca
namazını kıldığını, guslettiğini ve Seniyyetül Ulyadan Mekkeye girdiğini haber
vermiş, kendiside böyle yapmıştır.
İbni Ömer radıyallahu anh Mekke
ile Medine arasında Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in gölgelendiği ağaca
gidip onu sulamıştır.
İbni Ömer radıyallahu anh
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in öyle yaptığını gördüğü için yakasının
düğmeleri çözük vaziyette namaz kılardı.
Cabir Bin Abdullah ikinci bir
giysisi olduğu halde sünnete uymak için tek bir giysi ile namaz kılardı.
Enes Bin Malik radıyallahu
Meymune radıyallahu anha
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yemediği yemeği yememiş ve "ben
ancak Rasulullahın yediğini yerim" buyurmuştur.
İbni Ömer radıyallahu anh Mekke
yolunda devesinin başından tutup çevirmiş ve "Belki devemin ayakları
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin devesinin ayak izlerine basar"
demiştir.
Ömer radıyallahu anh Beytullahı
tavaf eden cüzamlı bir kadına rastladı. Ona ;"Ey Allahın cariyesi! Eğer
evinde oturup başkalarına zararın dokunmasa daha iyi olurdu" dedi. Bunun
üzerine kadın derhal oturdu. Bundan daha sonra bir adam gelerek; "Seni
tavaftan men eden öldü, haydi tavafa çık" deyince kadın;
"Onun dirisine itaat edip ölüsüne asi olacak değilim" dedi.
Hasen elBasri radıyallahu anh der
ki; "Allahın dinine göre şahsi kanaatlerinizi ve hevalarınızı bastırın.
Dininiz ve nefsiniz için Allah'ın Kitabına kulak verin"
İbni Abbas radıyallahu anh der ki;
"Kim Allahın kitabında olmayan ve Rasulünün sünnetinde geçmeyen bir görüş
ortaya koyarsa Allah Azze ve Celle ile karşılaştığı gün ondan olması gereken
şekilde oraya gelmez."
Talk Bin Ali radıyallahu anh
babasından naklen, merfuan bildiriyor; "Ya Ali ! seni re'yden (şahsi
görüşle dini yorumlamaktan) sakındırırım. Şüphesiz din Allah'tan re'y ise
insanlardandır."
Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem buyurdu ki; "Kim din hakkında kendi görüşü ile konuşursa Beni itham
etmiş olur"
İbni Abbas Radıyallahu anhden
merfuan;"Hevadan sakının. Şüphesiz heva kişiyi kör ve sağır eder"
Za'ferani, İmam Şafii’den;
"Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin bir sünnetine rastlayınca
ona tabi olun. Başkasının sözüne bakmayın"
"Ümmetimin son demlerinde bir
topluluk olacak, onlara öncekilere verilen sevablar kadar sevab verilecektir.
Onlar münkeri reddedip fitneci topluluklarla savaşacaklardır." Hadisinde
bahselenlerin kimler olduğu İbrahim Bin Musa'ya (Ebu İshak erRazi elFerra)
sorulduğunda; "Onlar Ehli Hadistir. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem
şunu yapın şunuda yapmayın buyurdu diye söyleyeceklerdir."
İmam Malik radıyallahu anh Ömer
Bin Abdülaziz radıyallahu anh'ın şöyle dediğini naklediyor; "Rasulullah
sallallahu aleyhi vesellem bize bir sünnet bıraktı, ondan sonra gelen
halifelerde birer sünnet bırakmışlardır. Bu sünnetlere uymak, Allah'ın kitabını
tasdiktir, Allah'a itaatin devamıdır, Allah'ın dini üzere güçlü olmaktır.
Allah'ın mahlukatından hiç kimsenin bu sünnetleri değiştirme yetkisi yoktur.
Onlara aykırı olan hiçbir şey önemsenmez. Kim bu sünnetleri izlerse,
o hidayeti bulur. Kim onlara uyarsa muvaffak olur. Kimde onlara muhalefet eder,
mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa Allah Azze ve Celle onu döndüğüne
döndürür ve Cehenneme yaslar. Ne kötü bir dönüş yeridir Cehennem!"(son
cümle için bkz.: Nisa suresi 115)
Hevalarına tabi olanlar, dini
şahsi kanaatleri ile yorumlamaya kalkıyor, haramları helal, helalleri haram
sayma yoluna gidiyorlar. Buna da aklın yolunu tutmak diyorlar. Allah Ümmeti
şerlerinden muhafaza buyursun, tuttukları yolun öncüsü şeytandır. Zira Allah’ın
emri karşısında aklıyla(!) kıyasta bulunup sapıtanların ilki odur. Yukarıdaki
nakillerimizden onların yanlış bir yol tuttukları ayan beyan ortaya
çıkmaktadır.
Sünnetin zıddı heva ve bid'attir.
Kişi imanını ancak sünnetlere tabi olmakla tamamlar. Sahabenin sünnete ittibada
gösterdikleri titizlik ile ilgili rivayetler naklettiklerimizden çok daha
fazladır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin her fiilini taklid hakkında
bazıları edebsiz lakırdılar etmektedir. Halbuki Efendimiz sallallahu aleyhi ve
sellemin tavır ve davranışlarına benzeme gayreti, O'na karşı muhabbeti artırır,
Ona benzemenin bereketine nail olmaya vesile olur. Çeşitli insanların
bazı meşhurlara duydukları muhabbetten dolayı aynen onların davranışlarını
taklid etmeleri vakıa iken, alemlere rahmet olarak gönderilen Allah’ın Habibini
(sallalahu aleyhi ve sellem) her hususta örnek alan kimseyi imanlı bir kimse yadırgayabilir
mi?
| < Önceki | Sonraki > |
|---|









