| Tefsir Dersi: Bakara Suresi: 11-13. ayetler. |
|
|
|
| Yazar Ali Kara | |
| Çarşamba, 11 Mart 2009 | |
|
Bakara Suresi
11-13. Ayetlerin Tefsiri وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُوا فِي اْلأَرْضِ قَالُوا إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ11 أَلا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَـكِنْ لاَ يَشْعُرُونَ 12
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ آمِنُوا كَمَا آمَنَ النَّاسُ قَالُوا أَنُؤْمِنُ كَمَا
آمَنَ السُّفَهَاءُ أََلاَ
إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاءُ وَلَـكِنْ لاَ يَعْلَمُونَ 13
Ayetlerin
Mealleri:
11- Onlara yeryüzünde
bozgunculuk yapmayın, denildiğinde biz sadece ıslah edicileriz, derler.
12- Dikkat edin,
onlar gerçekten bozguncuların ta kendileridir. Fakat bunun farkında
değildirler.
13- Onlara ‘diğer
insanlar gibi sizde iman edin’ denildiğinde, bizde o cahiller gibi mi iman
edeceğiz, derler. Dikkat edin asıl cahiller onlardır, fakat bunu anlamazlar.
Ayetlerin
Tefsiri:
لاَ تُفْسِدُواْ
فِي الأَرْضِ وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ (Onlara yeryüzünde fesat
çıkartmayın denilince)
Münafıklar kafirlerle
dostluk ederler ve onlara müslümanların sırlarını ifşa ederlerdi. Dinin
aleyhine onlara yardım ederler ve kafirleri müslümanlara sataşmaya teşvik
ederler di. Bu durum fitne olup alemin fesadına sebebtir.
Yer yüzünde fesat çıkarmak,
harb ve fitneleri alevlendirmektir. Zira bu durum insanların, hayvanların,
ekinlerin, din ve dünya menfaatlerinin fesada uğramasını gerektirir.
Fesadın hakikatı, bir şeyin
istikamet ve i'tidal halinden, kendisi ile menfaatlenmek durumundan çıkmasıdır.
Salâh, bunun zıttıdır. Bir şeyin menfaat veren mu'tedil bir hal üzere bulunmasıdır.
Denildiki bu kişiler
Yahudilerdir. Onların fesadı Kur'ana küfretmeleri, Muhammed (Aleyhisselam) 'ın
Tevtatta bulunan sıfatlarını az bir rüşvete karşılık değiştirmeleridir.
Selman (Radıyallahu anhu)
dan rivayet edildi ki bu kişiler, henüz gelmemişlerdir. Bundan murat sadece bu
münafıklar değil belki ilerde aynı vasıfta olan gelecek nesillerdir.
قَالُوا
إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ (Derler ki biz, ancak
ıslah edicileriz.)
Burdaki
ِانَّ lafzı hükmü
kuvvetlendirmek için, مَا lafzı da nefiy manasında olup 'inne'nin amelini men etmektedir.
Burda kasr manası mevcuttur. Yani Ancak biz ıslah edicileriz, başkası değil. Bu
durum şu ayetteki kasr manası gibidir. 'Ancak size ölü hay- van etini ve
kanı haram etti.' 'Ancak ilahınız tek
ilahtır'
'İnnema' lafzı kendisinden sonra
zikredileni isbat, gayrısını nefyetmek içindir. 'Ancak Zeyd gitmiştir' cümlesinin
manası, gitme işi ancak Zeyd'de sabittir, başkası için gitmek yoktur.
اَلاَ
إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ (Dikkat edin onlar,
fesatçıların ta kendileridir.) Onların sözlerini
reddir. Birkaç şekilde te'kid edilmiştir. Evvelindeki tenbih ifade eden iftitah
harfi اَلاَ , isim cümlesinin evvelinde bulunan اِنَّ
ve mübteda ile haber arasındaki fasıl zamiri هُمْ, ayrıca haberin de ta'rif edatı ile
gelmesi. Bütün bunlar münafıkların iddialarını şiddetle red etmektedir.
وَلَـكِنْ لاَ يَشْعُرُونَ (Fakat farkında
değiller.) Onların fesatçı olmaları bu kadar zahir olduğu
halde onlarda his (duyu kabiliyyetleri) kalmadığı için kendilerinin ne halde
olduklarının farkında değiller.
'Biz
ıslah edicileriz' sözleri ile kendilerinden fesadı nefyetmek istediler. Bunun
üzerine onların fesatçı oldukları en beliğ ve kuvvetli bir şekilde red olundu.
وَإِذَا
قِيلَ لَهُمْ آمِنُوا (Onlara 'iman edin'
denildiği vakitte) Burası nasihat ve
irşadın tamamı kabilindendir, zira imanın kemali bunların toplamı ile hasıldır.
Birisi kalbi boşaltmak ve uygun olmayan şeylerden yüz çevirmektir. Bu husus 'Fesat
çıkarmayın' sözünden murad olandır. İkincisi lazım gelen hususları yerine
getirmektir. Bu hususta; 'İman edin' sözünden muraddır.
كَمَا
آمَنَ النَّاسُ (İnsanların iman ettiği gibi) İnsanların imanı gibi. İnsanlıkta kamil
olanların imanı gibi. Veya hakikatte insan olanların imanı gibi. Zira bunların
gayrısı hayvanlar gibidir, belki hayvandan daha sapıktırlar. En güzel ifade
'Peygamber ve Mü'- minlerin imanı gibi' denmesidir. Zira onlar malum
kişilerdir.
قَالُوا
أَنُؤْمِنُ كَمَا آمَنَ السُّفَهَاءُ ('Ahmaklar gibi mi
inanacağız' derler) 'Bu şekilde olmaz' demek istediler. Belli kişilerin
imanını kast ettiler. Veya sefihler cinsinden zikri geçen insanları kast
ettiler.
Mü'minlere
sefih demeleri, kendilerinin itikadları ve görüşlerinin bozukluğunu gerektirir
ve ayrıca kendilerinde olan itikadın hak, gayrısının batıl olmasını gerektirir,
derler. Veya mü'minlerin durumunu hakir görmektedirler. Zira münafıklar
kavimleri içinde reis ve zengin kimse idiler, mü'milerin ekserisi fakir idi.
Veya Abdullah ibni Selul gibi olanları, iman eden mü'minlere aldırmaz, onlarla
muhatab olmazdı.
Sefeh:
hafiflik, görüşte noksanlık demektir. Aklın zayıflığı bunu gerektirir. Hılim,
sefehin zıttıdır. Sefeh ve benzeri haller nefisten kaynaklanır, hılim ve
benzeri iyi huylar ruhtan kaynaklanır.
Vehb
İbni Münebbih'ten rivayet edildi ki Adem Aleyhisselamın vasıflarını şöyle beyan
etmiştir. Allahu teala buyurdu ki 'Nefsi ve ruhu yarattım. Harareti
nefisten, soğuk-luğu ruhtan yaptım. Üzüntüsünü, hafifliğini, hevasını,
gülmesini ve ahmaklığını nefisten yaptım; hılmini, vakarını, iffetini, hayasını,
anlayışını, kerem ve sadakatini ruhtan yaptım.'
أَلاَ
إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاءُ وَلَـكِنْ لاَ يَعْلَمُونَ (Agâh olun! Onlar
ahmakların ta kendileridir; fakat bilmezler.) Burası evveline
atıf edilerek bağlanmamıştır, zira evveline bağlansa münafıkların sözü
kısmından olur, halbuki onların sözü değildir. Daha sonra gelen 'Allah
onları ishihza muamelesi eder' ayeti
ile buranın bağlantısı yine uygun olmaz. (Bu sebeblerden dolayı tefsirini yaptığımız
ayet müstakil olarak yeni bir söz başıdır.)
Bu
ayetin atfedilmeyip söz başı yapılması hallerinin gerektirdiği şeye uygun
olması içindir. Zira onların kendileri için ıslah edici olduklarını iddia
etmeleri, fesatta son derece azgın olmalarıyla beraber dinleyen için bu durum
onlar hakkında Allahın hükmünün ne olduğunu duymasını gerekli kıldı. Bu yüzden
cevaben "dikkat edin onlar fesadçıların ta kendileridir" buyrularak
müstakil bir cümle getirildi. Aynı bunun gibi "Agâh olun! Onlar
ahmakların ta kendileridir" şeklinde ikinci bir ayrı cümle ile
hallerine uygun şekilde cevap verildi. Bundan sonra ilerde gelecek olan "Allah
onlara alay muamelesi yaptı" ayeti de müstakil cümle olarak
münafıkların hallerini beyan için getirilmiştir. Bu cümlelerin peşi sıra
birbirine bağlanmadan ayrı ayrı getirilmesi dinleyenlerin şevklenmesi ve
münafıkların hallerinin neye vardığını sorması, onlara nasıl muamele edildiğini
merak etmesi açısından daha belağatlı olmuştur. Yani, doğrudan cevap verilmeyip
hallerinin neticesi bildirilmekle cevap verilmiş oldu.
وَإِذَا
لَقُوا الَّذِينَ آمَنُوا قَالُوا آمَنَّا (İman edenlere
kavuştukları vakitte 'iman ettik' derler.) Müminlerle buluştukları vakitte böyle derler. Münafıklar
kendileri ile müminler karşılaştıkları zaman onlara yalan söyleyerek
kendilerinin de onlarla beraber olduklarını, sadakatli şekilde bildirirler.
Onlardan ayrılıp kendi gibilerine kavuştukları zaman müminlerle alay
ettiklerini söylerler.
Rivayet
edildiki İbni Übeyy ve arkadaşları ashabı kiramdan bir topluluk ile karşılaşın-ca
kendi aralarında "Bakın! şunları nasıl sizden çevireceğim" dedi.
Sonra Ebu Bekir Sıddık Hazretlerinin elini tutup "Merhaba Beni Temim'in
efendisi Sıddık, islamın büyüğü, Peygamberimizin mağara arkadaşı, canını ve
malını bu yolda veren kişi" sonra Hazreti Ömerin elini tuttu "Beni
Adiy'in efendisi merhaba! Allahın dinini kuvvetlendiren canını ve malını
Resulullaha veren kişi " Sonra Hazreti Alinin elini tuttu "Ey Resulullahın
amca oğlu merhaba, onun damadı ve Beni Haşim'in efendisi, Resulullahtan
ayrılmayan kişi" şeklinde medhler söyledi. Sonra birbirlerinden ayrılınca
İbni Übeyy arkadaşlarına "onlara nasıl yaptım beni gördünüz mü"
diyerek neşelendi. Bunun üzerine ayeti kerime indi.
وَإِذَا
خَلَوْا إِلَى شَيَاطِينِهِمْ (Şeytanlarıyla baş başa
kaldıkları vakitte)
Burdaki "iza" kelimesi, zaman bildiren zarftır.
Yani onlar şeytanlarıyla baş başa kaldıkları vakit anında, ilerdeki gelecek olan
"muhakkak biz sizinle beraberiz" sözünü derler.
Halvet: Baş başa tenhada kalmak
demektir. Yani şeytan larıyla, dostlarıyle başbaşa kalıp konuştukları vakit
şeytanları küfürlerini açıklayan inatçı kişilerdir. Küfürde ortak oldukları
için veya münafıkların büyükleri oldukları için böyle söylenmiştir. Diğerleri
derece bakımından küçükleridir.
قَالُوا
إِنَّا مَعَكُمْ (Derler ki muhakkak biz sizinle birlikteyiz) Ya ni dinde, inançta
sizinle beraberiz. Müminlerle karşılaştıkları vakit te söyledikleri söz tekidli
olmayıp, kendi dostlarıyla buluşunca söyledikleri bu son sözü tekidli olarak
getirdiler. Zira onlar müminlerle konuşurken kendilerinde imanın yeni
oluştuğunu iddia ettiler. Kendi dostlarıyla, şeytanlarıyla buluşunca evvelki
halleri ve itikadları üzere sabit kaldıklarına inandırmak için tekidli olarak
kullandılar. Zira dostları kendilerini inkar etmek durumunda olduk- larından
onları inandırmak için tekidli söz kullanmaları gerekirdi.
إِنَّمَا
نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُونَ (Muhakkak biz onlarla
alay edicileriz)
Bu
cümle "muhakkak sizinle beraberiz" sözünü tekiddir. Yani kendilerinin
küfürde sabit olduklarını ifade ettiler. Bu söz ile islamı redettiler, zıddı
olan küfrü kendilerinde sabit ettiler. Zira islam ile alay, onu hafife almak,
küfrü kabul ve sabit kılmaktır. Her kim islamı hakir görürse muhakkak küfre
tazim etmiş olur. (Bundan Allaha sığınırız.) Müminlere "bizde iman
ettik" dedikleri için şeytanları tarafından sizin haliniz nedir, müminlere
muvafakat ediyorsunuz diye azarlanınca, "Ancak biz onlarla alay
edicileriz" diye cevap verdiler.
İstihza: maskaralık ve hafife almaktır.
Aslı çabuk öldürmek manasında kullanılan hüzüv kelimesinden gelir. Bir kişi
aniden bulunduğu yerde ölünce, هَزَءَ فُلاَنٌ "falancı aniden öldü"
denir.
Yorumlar
(0)
|
|
| Son Güncelleme ( Pazar, 09 Ağustos 2009 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




