İSRA
ve Mİ’RAÇ
Rahman ve Rahim olan Allah’ımın ismi
şerifiyle başlıyorum…
İsra ve Mi’raç olayı, Efendimiz sallallahu
aleyhi ve sellem’in en büyük mucizelerindendir. Öyleki, o vakitteki bazı zayıf
müslümanlar bile tereddütte kalmış ve bazısı dinden çıkmıştır.
İslam ümmeti içindeki bir çok bozuk
mezheb salikleri de, Mi’raç olayını inkar etmek-tedirler. Bu meselede akli
mantıki yorumların asla yeri yoktur. Peygamberlik tavrı, akla ve mantığa uymaz,
ilahi vahye dayanır. Mucizeyle desteklenen peygamberin, bir takım işlerini kısa
aklımızla anlamaya çalışmamız, islam/teslim ismine uygun değildir.
Mi’raç olayı, hicretten 1 sene evvel
Receb ayının 27. gecesine tesadüf eden vakitte oldu. O sıralarda müşriklerin
saldırıları artmış, müslümanlar çok sıkıntı va darlık içinde kalmıştı. Ayrıca
peygamberimizin sevgili eşi ve en büyük destekçisi Hatice validemiz r.anha da
vefat etmişti. Aynı sene amcası Ebu Talib’in de vefatıyla, hüzün yılı denilen
çile dolu günler başlamıştı.
İşte o dar ve sıkıntılı bir ortamda,
Allahu teala sevgili Peygamberini teselli etmek ve bir takım hükümleri bildirmek
için, ilahi huzuruna Habibini davet etmiştir.
Bir rivayette Efendimiz sallallahu
aleyhi ve sellem Harem’de Kabe yakınında ibadetle meşgul iken, başka bir
rivayette ise Ümmü Hani’nin evinde yatsıdan sonra istirahat ederken Cebrail
aleyhisselam ve avanesi gelip kendisini uyandırmışlar ve ilahi daveti
bildirmişlerdir.
Hemen kalkıp abdest alan Efendimiz sallallahu
aleyhi ve sellem, huzuruna getirilen Burak isimli bineğe binmiştir. Adımını, gözünün
gördüğü ufka kadar atabilen bu süratli binekle, Mekke’den Kudüs’e bir anda
vasıl olmuştur.
“Geceleyin, kendisine âyetlerimizden bir
kısmını gösterelim diye kulunu (Muham-medi) Mescid-i Harâm'dan, çevresini
mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah, noksan sıfatlardan
münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.” (İsra:1)
Bu hususta Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir ara ben Beyti şerifin yanında Haceri
Esvedin yakınında Haremi şerifte uyku ile uyanıklık arasında idim. Cebrail bana
burak getirdi.
Bir rivayette “Ebu Talib’in kızı
Ümmi Hâni’nin evinden yürütüldüm.”
Rivayet edildiki ümmü Haninin evinde
yatsıdan sonra uyumuştu. Gece yürütüldü ve geri döndü. Kıssayı Ümmü Hani’ye
anlattı. Ve dedi ki peygamberler bana gösterildi, onlara namaz kıldırdım.
Mescide çıkmak için ayağa kalktı, Ümmü Hani elbisesine yapıştı ve dedi ki ‘kavminin
onlara haber verdiğin zaman seni yalanlamasından korkarım.’
Dışarı çıktı. Ebu Cehil gelip önüne
oturdu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ona İsra hadisesini anlattı.
Ebu Cehil dedi ki, ey Kab oğulları gelin. Olayı onlara da anlattı. İnsanlar
hayretlere düştüler. Bazı müminler dinden döndüler. Bazıları Ebu Bekir’e koşup
durumu anlattılar. Buyurdu ki ‘eğer o bunu demişse elbette doğru
söylemiştir.’ Dediler ki onu tasdik mi ediyorsun? Buyurdu ki ‘bundan
daha uzağını elbette tasdik ederim.’ Bu sebepten dolayı ona Sıddık
ismi verildi.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
sellem) şöyle buyurdu “Ben Kabe’nin yanında iken Allahu Teala beni Beyti
Makdis’e kaldırdı. Ona bakar oldum. Muhakkak cehennemi ve ehlini orada gördüm,
cennet ve ehlini cennette gördüm. Onlar oraya girmeden evvel. Bunları kavmime
haber verdim, Ebu Bekir’den başkası beni tekzib etti. O gece semaya
yükseltildim, peygamberlere kavuştum, Beyti mamura ve Sidretil müntehaya
ulaştım.”
| < Önceki | Sonraki > |
|---|









