Hazreti Allah c.c. Kur’an-ı Kerimde
buyurur ki: “bu gün sizin dininizi kemâ le erdirdim, size nimetimi
tamamladım ve sizin için din olarak İslam’dan razı oldum” (Maide/3) ayeti celilenin ifadesine göre bir
müslümanın bütün hayatı bo yunca yapması/yapmaya çalışması gere ken tek şey;
inancının ve işlerinin, mü kemmel olan din-i mübîn-i İslam’a uygun olması ve bu
sayede yüce Allah’ın rızasına kavuşmasıdır. Çünkü bir kişinin şu fani dünya
hayatında elde edebileceği en büyük şey
Yukarıda ayetlerle de açıklandığı
üzere Al lahın rızasını kazanmaya ça lışan Mü’min ile öfkesini kazanan kâfirin
halleri bir olmadığı gibi birbirlerine benzemesi de asla doğru değildir. Gayri
Müslimlere benzemenin sebep olacağı tehlikeli neticelere dikkatimizi çekmek
içindir ki, Sevgili Peygamber (sav) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “bir kavme
(bir topluluğa) benze meye çalışan kişi, o (benzemeye çalıştığı) kavimdendir”
(Mişkât) “(İnanç ve amelde) bizden
başkasına benzeyenler, bizden değildir” (Tirmizî)
Gayrimüslimlere/Yahudi ve
Hıristiyanlara benzemeyi özetleyecek olur sak; inanç yönün-den benzeme az bile
olsa kişinin kâfir olmasına sebep olur. Amelde benzeyiş ise haramdır ve
zamanla kişiyi inanç yönünden benzemeye götürür ki bu insanlar tarafından önem-senmeyen
fakat son derece sinsi olan bir tuzaktır. Her türlüsünden Allah’a sığınırız.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve
sellem her konuda gayri Müslimlere muhalefet etmiş ve ashabına da bunu ısrarla
emretmiştir. Bu İslam’ın ve Müslümanların ehl-i küfür karşısında
varlığını koruyabilmesi ve gücünün kaybol-maması için son derece gereklidir. Bu
has-sasiyeti koruyan Ashab-ı kiram, varlığını ve gü cünü artırarak korumuş,
bundan yoksun olan zamane Müslümanları ise giderek ehl-i küfür karşısında
varlık gösteremeyecek hale düşmüştür.
Yılbaşı meselesine, son
derece mühim olmasına rağmen Hıristiyanlara benzeme hususunu göz ardı ederek
baktığımızda bile yine İslam’da eğlen me, hoşça vakit geçirme ölçülerinin hiç
birisine uymamaktadır.
Bazı kişiler tarafından, ‘eğlenmekte
mi günah?’ denilebilir. Cevaben de riz ki, meşru daire içinde hoşça vakit
geçirmek elbette günah değildir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zaman
zaman hoş latifeler yapmış, kılıç kalkan oynayan kişileri seyretmiş ve savaşa
hazırlık için olan her çalış maya teşvik etmişlerdir. Bunlar boş eğlence ve
kumar olmaksızın ken disinde bir çeşit fayda bulunan şeylerdir ve meşrudur.
Bununla beraber bu şekilde eğlenmekte de bir sınır çizilmiş ve "...Çok
gülme, zira gülmenin çoğu kalbi öldürür." Buy rulmuştur. Yine Muhammed İ. Münkedir (r.ah) anlatıyor: "Bana
ulaştığına göre, Allah Teâla Hazretleri Kıyamet günü şöyle seslenecektir:
"Kulaklarını
eğlence ve şeytan çalgısından uzak tutanlar nere deler? Onları misk bahçelerine
girdirin!" Sonra Melaike aleyhimüsse lâm'a seslenecek:" Onlara
benim övgülerimi duyurun ve haber verin ki, kendilerine artık ne korku var,
ne de üzüntü!"
Yılbaşı kutlamalarının ehli küfre
benzeme meselesine gelince asıl önemli olan kısmı da budur. Her ne kadar, bu
kutlamaların sadece eğlen mek, hoşça vakit geçirmekten ibaret olduğunu
görenlerin sayısı küçümsen meyecek kadar çok olsa bile…
O zaman kısa bir araştırma yapalım,
bakalım memleketimizdeki kutla malar bahsedildi ği kadar masum mu?
Antik çağlardan beri kutlanagelen
Pagan inancındaki kış festivalleri Noel'in kökenini teş kil etmektedir.
Noel, her yıl 25 Aralık tarihinde
İsa'nın doğumunun kutlanıldığı Hristiyan bayramı. Ayrıca Doğuş Bayramı,
Kutsal Doğuş veya Milât Yortusu olarak da bilinir.
Noel, her yıl dünyadaki
Hristiyanların çoğunluğu tarafından 25 Aralık'ta kutlanır. Kutlamalar 24
Aralık'ta Noel arifesiyle başlar ve bazı ülkelerde 26 Aralık akşamına kadar
devam eder. Ermeni Kilisesi gibi bazı Doğu Ortodoks Kiliseleri, 7 Ocak'ı Noel
olarak kutlarlar.
Noel şenlikleri sırasında ışık ve
süslerle donatılan çam ağacına Noel ağacı denir. Avrupalı putperestler
arasında, Yaprak dökmeyen ağaçları ve çelenkleri ölümsüz yaşamın simgesi
olarak kullanmak ağaca tapınma gibi adetler yaygındı. Noel zamanında, yılbaşında
ağaçları donatma geleneği cennet bahçesini temsil eden ve üzerinde elmaların
bulunduğu bir çam ağacı biçiminde süre geldi. Üzerine kutsanmış ekmeği
simgeleyen ince, hamursuz ekmek parçaları asarlardı; bunların yerini daha
sonra değişik biçimlerdeki renkli çörekler aldı.
İnternetten bu bilgilere her isteyen
kolayca ulaşabilir. Tamamen hrısti yanların noel kültüründen kaynaklanmış ve
onunla aynı biçimde olan yılbaşı kutlamalarını nasıl kâfirlere benzerlikten
uzak görebiliriz?
Hal böyle olunca memleketimizdeki insan ların
teveccühünü kazanmış ve türlü türlü etiketli güya din adamı! Olan kişiler
tarafından yılbaşı eğlen cesini çeşitli kılıflara bürüyüp meşrulaştırmaya
çalışılan zalimlerin ve onları tasdik eden gafillerin hali Huzuru İlahi’de nice
olur?
Şimdi hangi akıl ve iz’an sahibi
insan yılba şının kâfirlere benzemekten uzak, son derece masum bir eğlence
olduğunu söyleyebilir? Pe ki, bu bayağılığı masum göstermeye çalışan ve bunu
makamını ve diplomasını kullanarak kameraların karşısına geçip ateşli ateşli
savunan bu din adam larına! Ne demeli? Şayet bu mukaddes dinimizde helal ve
haramı belirleme yetkisi Kur’an, sünnet, icma’ ve kıyasla oluyorsa ki elbette
öyledir o zaman bu eğlence hangisine uymaktadır? Ayete mi? Hadîse mi? Mütevatir
yolu ile gelen recm hükmünü sırf Kuran-ı Kerimde yok diye inkâr etmek
için yır tınan, at gözlüklü insanlar yılbaşı eğlencesini hangi kitapta
buluyorlar?
Müslüman’ın tatili, mübarek saydığı
günler ve bayramları hadis-i şerifler de beyan edilmiştir. Hiç kimsenin onları
değiştirmeye veya yenilerini icad etmeye hakkı yoktur. Çünkü Rabbimiz buyuruyor
ki, “Kim (meşru’ göre rek) Allah’a ve Resulü’ne karşı gelir, Allah’ın
koyduğu sınırları aşar sa, Allah onu ebedî olarak kalacağı ateşe sokar Onun için
alçaltıcı bir azap vardır” (Nisâ sûresi/30)
Allahresulü sallallahu aleyhi ve
sellem’ in getirdiği İslamı reform vs. saç malıkları ile bozmadan, ehl-i sünnet
âlimlerinin yetişip çoğalması ve biz Müslümanların bu davaya sahip çıkmaları
ile kurtuluşumuz mümkündür. Aksi takdirde ehli küfür karşısında yok oluşumuz
hızla devam edecektir.
Hâsılı kelam bize dini mübini
İslam’ın vermiş olduğu serbestlikler yeter. Bunun dışına taşanlar için dünya
ve ahirette rezillikten başka bir şey yoktur. Hazreti Ömer radıyellahu anh’ın
Ebu Ubâde radıyellahu anh’a dediği gi-bi: “Allahü tealanın verdiği bu
izzetten, bu şereften başka şeref arar sak, Allahü teala bizi zelil eder. Her
şeyden aşağı eder. İzzet, şeref, İslam’dadır.”
Lezzeti, zevk-u sefayı bunlarda aramalıdır. İşte kulluk denizinde yüzen, gerçek hayat erlerinden birisi olan İbrahim bin Ethem r.a. da şöyle der, "Vallahi biz öyle bir lezzet içerisindeyiz ki, hükümdarlar bu lezzeti bilmiş olsalardı, bunu elde etmek için bize savaş açarlardı" diyerek imandaki, kulluktaki lezzetin ne denli kıymetli olduğunu açıklamıştır. Bu lezzetleri tatmak veya tatmak için uğraşmak varken gayrısına ne hacet.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|









