Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem
cehaletten doğan ne kadar alışkanlık ve adet varsa hepsi ile mücadele ederek
onları imha etmiştir. Herhangi bir şeyi uğursuz saymak, Efendimiz peygamber
olmadan evvel, cehaletin zirvede olduğu cahiliye devrinin adetlerindendi. Bu
yüzden kimileri yalnız başına terk edilir, kimi hayvanlar başı boş bırakılır ve
kimi işler de yarım kalırdı. Bazen buna sebep olan şey bir kuşun ötmesi, bazen
bir şeyin ansızın düşüp kırılması veya ölmesi yahut isminin çirkin olması gibi
olayla alakası olmayan sıradan şeylerden başkası değildi. Aynı şekilde her hangi bir sayının veya günün uğurlu veya uğursuz kabul edilmesi de cahiliye adetlerindendir.
"Bunun en iyisi fe'l (uğurlu kabul
etmek)dir. (Uğursuzluk inancı) bir Müslümanı yolundan alıkoymasın. Biriniz,
hoşlanmadığı bir şey görecek olursa (uğursuzluk çıkarmak yerine) şu duayı
okusun:
اللَّهُمَّ لاََ يَأتِي بِالْحَسَنَاتِ اِلاّ أَنْتَ، وَلاَ يَدْفَعُ السَّيِّآتِ
اِلاّ أنْتَ وََ لاَحَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاّ بِكَ
"Allahım! Hayrı ancak sen verebilirsin, kötülüğü de ancak sen def edebilirsin. Güç ve kuvvet de ancak sendendir." (Ebu Dâvud) işte bu hadisi şerifte uğursuzluk sayma inancı ile nasıl mücadele edileceği öğretilmiştir. Bu hurafeden kurtulma yollarından birisi de tevekküldür. Tevekkül: sebeplere sarıldıktan sonra sonuçları yüce yaratıcıdan beklemektir. Ehlisünnet akidesine göre de sebepleri de sonuçları da yaratan Hz. Allah celle celalühü’dür. Dolayısıyla Allah c.c. nün yaratması olmadan hiçbir şey kendi kendine ne iyilik ne de kötülük namına bir şey yaratamaz. O halde ehli iman için baykuşun ötmesi, önünden tavşan geçmesi, gözün seyrimesi gibi alelade şeyler bir kötülüğü yaratmaya kadir olamazlar. Aksine inanan kişinin imanî konuda problemleri var demektir. Zira İbni Mesûd radıyellahu anh anlatıyor, "Rasulüllah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki:
"Uğursuz saymak şirktir, uğursuz
saymak şirktir, uğursuz saymak şirktir. (elinde olmaksızın kalbine uğursuzluk kuruntusu
gelip içinde bazı şeylere karşı nefret duyan hariç) bizden kimsede bu yoktur.
Lakin Allah onu tevekkülle (yani kendisine güvenmek sureti ile) giderir." (Ebu Dâvud)
Hz. Enes (radıyellahu anh) anlatıyor:
"Bir adam dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü! Biz bir evdeydik, oradayken
sayımız çok, malımız bol idi. Sonra bir başka eve geçtik. Burada sayımız da
azaldı, malımız da." Rasülullah (aleyhissalâtü vesselâm): "Burayı zemim
(kabul ederek) terk edin!" buyurdular." (Ebu Dâvud) Uğursuzluk inancı, yasaklanmış olmasına rağmen, Rasülullah
evi terk etmelerine irşad buyuruyor. İbnu'l-Esîr, evin zemim addedilerek terk
edilmesi uğursuzluk inancıyla hareket etmek değildir dedikten sonra: "Evin
zemîm (kötü) olmasının ma'nâsı "havası sizin için muvafık
değil" demektir" der. Erdebilî'nin el-Ez-kâr'daki yorumu
daha farklı: "Bunun ma'nâsı şudur: "Onu terkedin"
demek, "orası hakkında düştüğünüz sû-i zandan ve orada uğradığınız
musibeti görmekten kurtulmak için bir başka yere geçin"
demektir."
Hattâbî
ve İbnu'l-Esîr de şu kanaati beyan ederler: "Resulullah
(aleyhissalâtu vesselâm), içlerine düşen, meskenleri sebebiyle belaya
uğradıkları zannını iptal için onlara evlerini değiştirmeyi emretmiştir.
Evlerini değiştirdiler mi bu vehmin kaynağı kuruyacak kalplerine giren şüphe
onlardan uzaklaşacaktı."
Sonuç olarak, kişi kendisine hoş olmayan şeyleri hatırlatan, gönül huzurunu bozan ve göğsünü daraltan herhangi bir şeyle karşılaştığında onu uğursuz saymak yerine yukarıda buyrulan dua gibisini okur, Allah c.c. ye tevekkül eder. Yerine göre ya ismini değiştirir. Yada orayı terk eder. Taki uğursuzluk inancı içinde yer etmesin.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|









