Efendimiz sallallahu aleyhi ve
sellem’in vefayıtla ihtilaflar başlamıştır. Fakat ihtilaflar meşvere ederek, meseleleri Kitab ve sünnete dayandırarak çözülmüştür.
İlk ihtilaf: Efendimiz sallallahu aleyhi ve
sellem vefat etti mi, etmedi mi?
Bazıları O’nun ölmediğini zannetti, Allahu
teâlâ onu göğe kaldırdı (İsa aleyhisselam gibi), ilerde geri gelecek dediler.
Hazreti Ömer (radıyellahu anhu) hiddetlenerek -Kim Muhammed öldü derse kafasını uçururum- diyerek helati ruhiyyesini açıkladı.
Hazreti Ebu Bekir Sıddık (radıyellahu
anhu), gayet sakin bir şekilde gelip Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i alnından
öptü, dışarı çıkarak insanlara hitap etti: “Muhakkak sen ölüsün, onlarda
ölülerdir.” [1] Ayeti kerimesini okudu ve “Kim Muhammed’e
ibadet ediyorsa bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim Muhammed’in Rabbine ibadet
ediyorsa, bilsinki O diridir, ölmez.” Böylece ashabı kiram yatıştı, sanki bu
ayeti hiç duymamışlardı.
İkinci ihtilaf: Resulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’in defnedileceği yer hakkındadır.
Mekkeliler, O’nun Mekke’ye götürülmesini istediler; zira orda doğdu ve
kıblesi orasıdır, orda peygamber oldu, nesli ordandır, ceddi İsmail
aleyhisselamın kabri ordadır, dediler.
Medineliler de medinede defninde
ısrar etti, zira buraya hicret etmiştir, burda yaşamıştır, dediler.
Bazıları da Kudüs’e nakledilmesini
söyledi. Zira İbrahim aleyhisselamın kabri ordadır, dediler.
Bu ihtilaf ta, Ebu Bekir Sıddık’ın (radıyellahu
anhu), şu hadisi şerifi rivayetiyle bitti: “Muhakkak nebiler, nerde vefat
ederlerse oraya defnedilir.” [2]
Aişe validemiz (radıyellahu anhâ)
da, buna benzer bir rivayetle Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in
yatağının olduğu mevzıya defnedileceğini beyan etmiştir. Böylece Medine’deki
hücresine defnedilmiştir. Şimdi üzerinde yeşil kubbesi mevcuttur. Allahu teâlâ
şefaatlerine cümlemizi nail eylesin.
Üçüncü ihtilaf: İmamet hakkındadır. Ensarı kiram,
Sa’d bin Ubade el Huzeî’ye biat etmek istedi. Kureyş, imamların ancak
Kureyş’ten olacağını söyledi. Sonra “İmamlar Kureyş’tendir” hadisi şerifi
rivayet edilerek bu ihtilaf Ebu Bekir’e (radıyellahu anhu) beyatla son buldu.
Dördüncü ihtilaf: Fedek arazisi ve mirası Nebi hakkındadır.
Bu hususta Ebu Bekir (radıyellahu anhu) nun hükmüne razı oldular. “Peygamberler
varis olunmaz.” Hadisi şerifini rivayet ederek, Resulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’den kalan malların hazineye (beytul mal) devredilmesine karar verildi.
Beşinci ihtilaf: Zekat vermeyenler hakkındadır. Bazı
kabileler Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatını fırsat bilip baş
kaldırdılar ve zekat vermeyeceklerini ilan ettiler. Onlarla savaşılmasına ve
itaat altına alınmalarına karar verildi.
Altıncı ihtilaf: Hazreti Ömer’i (radıyellahu anhu)
yerine halife bırakmakta oldu. Ebu Bekir radıyellahu anhu, kendi yerine halife
olarak Hazreti Ömeri takdim etti. Ashabı
kiram, bize sert ve katı birini bıraktın deyince, Hazreti Ebu Bekir (radıyellahu
anhu), Şayet Rabbim bana kyamet gününde sorarsa, şöyle derim: Onların üzerine
en hayırlılarını görevli tayin ettim. Böylece hepsi kabullendiler.
Yedinci ihtilaf: Hazreti Ömer’in vefatı anında
emirlik işini halletmeleri için tayin ettiği altı kişilik şuranın ihtilafıdır.
Sonunda hepsi Hazreti Osman’ın (radıyellahu anhu) hılafeti üzere ittifak
ettiler.
Sekizinci ihtilaf: Hazreti Ali’nin hılafeti
zamanındaki kargaşalıklardır. Hazreti Osman’ın katillerinin bulunamaması ve
kısasın gecikmesinden dolayı, hazreti Osman’ın akraba tarafı bazı ashab ile
(Talha ve Zübeyir gibileri. Allahu teâlâ hepsinden razı olsun) halifeye baş
kaldırdılar.
Hazreti Ömer (radıyellahu anhu) in
şehit edilmesiyle atılan fitne tohumu, son iki halife döneminde daha da
derinleşerek işin mezheb ayrılığına dönüşmesine vardı. Artık ihtilaflar ümmetin
zararına olmaya dönüştü. Hariciler, kaderiyye, mutezile ve şianın ihtilafları
ümmeti sarstı. Pek çok kimseyi şehit ettiler.
Yukarki ihtilafların ilk yedi
tanesinde görüldüğü gibi ümmet, bir noktada ittifak ederek birliği muhafaza
etmişler, dinin aslına sadık kalarak tek ümmet halinde yaşamışlardır. Daha
sonraları, ashabın son dönemlerinde ortaya çıkan mezheb ihtilafları, ehli
sünneti bölmüş ve ümmet birliğini dağıtmıştır. Şimdiye kadar devam eden bu ihtilafların
ana temeli, sünnetten ve hak halifeden ayrılma, nefsin hevasına tabi olmaktır.
Resulullah sallallahu aleyhi ve
sellem buyurdu: “Benden sonra kim yaşarsa, yakında çok ihtilaflar
görecektir. Sünnetime ve raşit halifelerimin sünnetine yapışınız, onu azı
dişinizle ısırın. İşlerin uydurmalarından sakınınız, zira dinde her bir ihdas/icad
edilen şey bid’attır, her bid’at dalâlettir.” [3]
Yol, açıktır bellidir. Sıratı
müstekimden ayrılanlar, kendi görüşlerine tabi olan heva ehlidir. Bunların
verdiği zarar, hem kendilerine hem islam ümmetinedir. Bu yüzden islam alemi,
1,5 milyardan fazla nufusa sahip olduğu halde, ehli küfrün karşısında aciz ve
perişan haldedir.
Bu yanlış gidişin çaresi, ehli
sünnet kaynaklarına (Kitab, sünnet, icma, kıyas) bağlı, takva ve cihad ehli,
samimi, kanaatkâr, mücahid kimseleri yetiştirmek ve işi ehline vermekle
mümkündür.
“İş, ehli olmayana verilince,
kıyameti bekle” [4] buyurulmuştur.
Bid’at ehlinin amellerinin kabul olmayacağına
dair hadisi şerif de hatırlatırız:
Huzeyfe’den (radıyellahu anhu)
rivayetle, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: “Allahu teâlâ
bid’at sahibinin orucunu, namazını, haccını, umresini, cihadını, tasarrufunu,
adaletini kabul etmez. Kıl hamurdan çıktığı gibi islamdan, çıkar.” [5]
Bu kısa malumata binaen deriz ki, şu
an islam aleminin yeniden sünnete dönmekten, islami ilimleri Allah için ihya
edip sünneti tatbik etmekten başka çıkış yolu yoktur. bu sebebler her –ehli
sünnetim- diyene kulak asmıyoruz, sözünü kaale almıyoruz. Ayinesi iştir kişinin
lafına bakılmaz. İş yaptığı zannedilenlerin işleri, Allahu teâlâ katından
makbul olmayınca, bizim değer vermemiz, beğenip desteklememiz ne işe yarar. “Çalışmış
yorulmuş, sıcak ateşe girecek”
ayetinin tehdidine düçar olmaktan başka bir işe yaramaz.
Mevla teala, bütün işlerimizi kabule
layık eylesin, dünya ve ahıret saadeti nasib eylesin. Selamlar.
[1] Zümer: 30
[2] Tirmizi, cenazeler bahsi, 1018
[3] Ebu Davud-Tirmizi
[4] Buhari.
[5] İbni Mace- Terğib-Terhib/ 85
| < Önceki | Sonraki > |
|---|









