TAHAVİ
AKAİDİ
Kaderin
aslı, Allahu teala’nın halkında sırrıdır, bunun üzerine ne bir mukarreb meleği
ve hiçbir nebi-resulü muttali kılmadı. Bu hususta derine dalmak ve fikir
yürütmek, hızlana seebtir, mahrum olmaya basamaktır, azgınlıkta yükselmektir.
Bundan nazar, fikir yürütmek ve vesvese bakımından son derece sakın! Sakın!
Zira
Allahu teala halkından kader ilmini dürdü, meramından onları nehyetti.
Kitabında buyurduğu gibi: “Yaptığından sorulmaz, halbuki onlar mes’uldür ler.”
Herkim
Niçin yaptı? Diye sorarsa, muhakkak Kitabın hükmünü red etmiştir. Herkim
Kitabın hükmünü red ederse, kafirlerden olur. (Tahavi Akaidi 1/32-33-34)
Bu durum, kalbi Allahın nuruyla münevver olan
dostlarının gittiği usul olup rasih alimlerin derecesidir. Zira ilim ikidir:
Birincisi
halkta mevcuttur. İkincisi halkta yoktur.
Halkta
mevcut olan ilmi inkar küfürdür. Yok olan ilmin kendinde olduğunu iddia etmek
te küfürdür. İman ancak, mevcut olan ilmi kabul ve yok olan ilmi talebi terk
ile hasıldır.
Levhi
mahfuza ve kaleme iman ederiz; herşeyin ona yazıldığına da.
Bütün
halk bir şey üzere toplansa, halbuki Allahu teala onun olacağını Levhi mahfuza
yazmıştır, halk onun olmaması için gayret etseler, buna kadir olamazlar. Bütün
halk toplansalar da Allahu teala’nın levha olmayacağını yazdığı şeyi oldurmaya
çalışsalar, buna kadir olamazlar.kalem, kıyamete kadar olacak şeyleri yazmakla
kurudu. Kuldan geri kalan şey ona isabet etmez. Ona isabet eden şey de ondan
geri kalmaz.
O
halde kul üzerine, Allahu teala’nın ilminin, halktan olacak olan herşeyi
bildiğini, bunu dilediği şekilde takdir ettiğini, muhkem ve kesin olarak
hükmettiğini, bunu bozan, takip edecek olan, izale edecek olan, değiştirecek
olan, nakzedecek olan, göklerde ve yerde halkında bir şeyi ziyade eden veya
noksan edenin olmayacağını bilmesi lazımdır. İşte bu, iman aktindendir, marifet
asıllarındandır, Allahu teala’nın tevhidini ve rububiyyetini itiraftandır. Allahu
teala’nın buyurduğu gibi: “Herşeyi yarattı, bir takdirle onu takdir etti.”
“Allah’ın
emri, takdir edilmiş bir kader oldu.”
Yazık
o kimseye ki, kader meselesinde Alla’ha hasım olmuş, ona karşı hasta kalbiyle
münazaraya hazırlanmış, sırf gaybtan olan şeyi arzulayarak gizli olan sirları
vehmiyle taleb etmiş, neticede günaha dalmış.
(Tahavi Akaidi)
FIKHI
EKBER
Kader
Bahsi:
Allahu
teala eşyayı yokluktan yarattı. Allahu teala ezelde eşyayı olmadan evvel bilici
idi. Allah, eşyayı takdir eden ve hükmedendir.
Dünya
ve ahırette hiçbir şey, onun dilemesi, ilmi, kazası, kaderi, levhi Mahfuza
yazması olmaksızın meydana gelemez. Fakat bunları, vasıfla yazdı. Hükümle
değil. Kaza, kader, meşiyyet, ezeli olan keyfiyyetsiz sıfatlarıdır.
Allahu
teala madum olanı, madum (yok) olduğu anda yok olarak bilir. Onun meydana
geldiğinde nasıl meydana geleceğini de bilir.
Allahu
teala mevcudu, mevcut olduğu halde iken mevcut olarak bilir. Onun nasıl yok
olacağını da bilir.
Allahu
teala ayakta olanı, ayakta olduğu halde iken ayakta olarak bilir, oturunca,
oturduğu halde onu oturucu olarak bilir. Bütün bunlarda ilmi değişmeksizin,
veya O’nun için yeni bir ilim ortaya çıkmaksızın. Ancak değişiklik-ler ve
ihtilaflar, mahluklarda ortaya çıkar. (Fıkhı Ekber 1/29)
ET-TEBSIR
FİDDİN
Amr
bin Zürare’den rivayet edildi, kendisi babasının şöyle dediğini işitti. <Resulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında oturuyordum, “Muhakkak mücrimler
dalalette ve ateştedir” ayetini, surenin sonuna kadar okudu.
Sonra
buyurdu: Bu ayetler, ümmetimden son
zamanda gelecek olan bazı insanlar hakkında inmiştir ki onlar, kaderi
yalanlarlar.>
İbni
Abbas’a r.a. denildi: bazı kimseler kader hakkında konuşuyorlar.
Dediki:
Onlar hakkında şu ayet indi: “Sekarın/ateşin dokunuşunu tadın. Biz herşeyi
bir kaderle/ölçü ile yarattık.”
Eğer
hasta olurlarsa, onları ziyaret etmeyin, ölürlerse cenazeleri üzerine namaz
kılmayın. Şayet onlardan birini görsem, şu iki parmağımla gözlerini
çıkartırdım.
“Muhakkak biz, herşeyi bir kaderle yarattık”
ayeti inince, Resulullah’a denildi: Niçin amel edilecek?
Buyurdu:
Amel edin! Herkes yaratıldığı şeyi işlemeye kolaylaştırıldı.
Ali
bin Ebi Talib r.a. dedi: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: “Allahu
teala, Âdem’i a.s. yaratmadan iki bin sene evvel, miktarları takdir etti,
tedbirleri düzenledi.”
Ebu
Hureyre r.a. derki, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
“Kadere
iman, gammı giderir.”
İbni
Abbas r.a, Basra’da kaderiyyeciler çoğalınca şöyle demiştir: Basra harab
oldu.
Selefi
salihin cemaatinden, şöyle dedikleri rivayet edildi:
Sana bir kaderiyeci selam verirse, yahudiye
cevab verdiğin gibi (selamı kendi üzerine alarak) cevab ver, sadece “Ve
aleyke” de. Zira Allahu teala kitabında
herşeyin kendi iradesi ve dilemesiyle olduğunu açıkça beyan etmiştir.
Kasım
ibni Habib, tefsirinde Ali bin Ebi Talib’e isnad ederek şöyle rivayet etti:
Ali’ye
r.a. birisi kaderden sordu;
Dediki:
İnce bir yoldur, orda yürüme.
Adam
dediki Ey Mü’minlerin emiri! Bana kaderden haber ver.
Ali:
Derin denizdir, oraya dalma. Dedi.
Adam
dediki Ey Mü’minlerin emiri! Bana kaderden haber ver.
Ali:
Allah için gizli olan bir sırdır. Onu soruşturma. Dedi.
Adam
dediki Ey Mü’minlerin emiri! Bana kaderden haber ver.
Ali:
Ey soran! Allahu teala seni kendi dilediği gibi mi yarattı, yoksa senin
dilediğin gibi mi yarattı? Adam: kendi dilediği gibi yarattı, dedi.
Ali:
Allahu teala ahıret gününde seni dilediği gibimi diriltecek yoksa senin
dilediğin gibimi? Adam: Dilediği gibi, dedi.
Ali:
Ey soran! Senin için Allahın dilemesiyle birlikte bir dileme varmı, yoksa onun
dilemesinden daha yüsek, veya onun dilemesinden daha düşük mü?
Eğer,
onun dilemesiyle beraberdir, dersen; muhakkak onunla ortaklık iddia ettin.
Eğer, onun dilemesinden aşağıdır, dersen; onun dilemesinden ihtiyaçsız kaldın.
Eğer onun dilemesinden üsttedir, dersen; senni dilemen onun dilemesine galib
olu.
Sonra
Ali r.a. dedi: Sen, Allah’tan afiyet istemiyormusun?
Adam,
evet! Dedi.
Hangi
şeyden afiyet istersin? Seni imtihan ettiği bir beladan mı? Yoksa imtihan
ettiğinin gayrısı bir beladan mı?
Adam,
beni imtihan ettiği beladan, dedi.
Ali
r.a. dedi: La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim demiyormusun?
Adam,
evet, derim.
Ali:
Bunun açıklamasını bilirmisin?
Adam:
hayır! Ey Mü’minlerin emiri, Allahın sana bildirdiğini bana öğret, dedi.
Alir
r.a: Bunun tefsiri: Muhakkak kulun Allaha itaate kudreti yoktur, masıyetine de
kudreti yoktur; ancak Allah azze ve celle (nini yardımı) ile.
Ey
Soran! Allahu teala hasta eder, şifa verir. Şifa da ondandır, hastalık ta.
Allah’tan haberin oldumu?
Adam:
Anladım, dedi.
Ali
r.a.: Dikakt et, şimdi müslüman oldun. Müslüman kardeşinize koşun, onun elinden
tutun.
Sonra
Ali r.a. dedi: Şayet kader ehlinden birini bulsam, boynunu tutup vurmaya devam
ederdim, taki boynunu kırana kadar. Zira onlar, şu ümmetin yahudileridir. (Tebsır fiddin
1/93)
Muhakkak
haberde (hadisi şerifte) şöyle geldi; Allahu teala Musa a.s. ya, Firavuna
gitmesini emretti.
Musa:
Nasıl giderim, halbuki sen bilirsin o iman etmeyecek!
Allahu
teala: Emredileni yap, zira semada on iki melek varki kaderin ilmini bilmek istiyorlar, henüz onu
bilemediler. Yani, “Allahın dilediğini yapar, dilediğine hükmeder”
olduğunu anlamak istiyorlar. (Tebsir fiddin 1/95)
Rivayet
edildiki İbni Abbas r.anhuma şöyle dedi; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem
buyurdu: Kıyamet günü bir münadi nida eder “Allahın hasımları nerdedir?” Kaderiyeciler ayağa kalkarlar, yüzleri
simsiyah, gözleri masmavi, kalblari darmadağınık, ağızlarından salyalar akar.
Onlar şöyle derler: Allaha yemin olsun ki senden başka güneşe veya aya ibadet
etmedik. Senden başka ilah edinmedik.
İbni
Abbas r.anhuma derki: Dediklerinde Allahı tasdik ettiler. Lakin bilmedikleri
taraftan onlara şirk geldi. Sonra ibni Abbas şu ayeti okudu: “Allahu teala
onların hepsini o günde diriltecek, size yemin ettikleri gibi ona yemin
edecekler. Zannederlerki kendileri bir şey üzeredirler; dikkat edin, onlar
yalancıların ta kendileridir.”
Sonra
üç kere, “onlar kaderiyyecilerdir” dedi. (Tebsir
fiddin 1/95)
Muhakkak
Allahu teala, cebriyye ve kaderiyye yi, şu ayette red etmiştir:
“Attığın
zaman sen atmadın, lakin Allah attı.”
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








