İMAMI
RABBANİ’NİN K.S. KADER HAKKINDAKİ AÇIKLAMALARI
(1.
cilt 289. mektub’tan)
Rahman ve Rahim olan Allah'ın
ismiyle başlıyorum!
Kaza ve kader sırrını,
kullarından has olanlara açan, yolun doğru ve düzgün olanından kayma yeri
olduğundan, avamdan bunu gizleyen Allah'a hamd olsun.
Salat-selam, kendisi ile
hucceti baliğanın tamam olduğu ve helak yolunda olan asilerin özürlerinin
kesildiği Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, âli ve ashabı üzerine olsun;
öyleki bunlar iyilik ve takva sahibi olup kadere iman etmişler ve kazaya razı
olmuşlardır.
Kader, hakkında hayret ve dalalet
çok olan şeydir. Ekseri münazara edenleri, vehim ve hayalleri batıldır. Hatta
bazıları kuldan ihtiyarı ile sadır olan işlerde sırf cebirle hükmetti. Bazıları
bunu, yegâne kahredici bir olan (Allah'a) nisbet etmeyi men etti.
Bir taife itikatta, iktisad ve
sıratı müstekim olan büyük kısmı aldı. Muhakkak bu yola fırkayı naciye muvaffak
edildi ki onlar Ehli Sünnet vel Cemaattır. Allah onlardan, seleflerinden ve
haleflerinden razı olsun. İfrat ve tefriti bıraktılar, orta yolu seçtiler.
Ebu Hanife'den rivayet edildi
ki kendisi Caferi Sadık'a (radıyellahu anhu) sorup demiş ki, ey Allah'ın
Resulünün evladı! Allah işi kulllarına havale etti mi?
-Dedi ki, Allahu teala,
rububiyyeti kullarına havale etmekten yücedir.
-Ebu Hanife ona dedi, kulları
bunun üzerine mecbur ettimi?
-İmamı Cafer Sadık dedi, Allahu
teala onları buna cebretmekten sonra onlara azab etmekten daha adaletlidir.
-Bu nasıl olur?
-İkisinin arasında, cebir yok,
işi onlara havale etmek yok, zorlama yok, musallat etme yok.
Bundan dolayı Ehli Sünnet derki,
kulların ihtiyari fiilleri yaratmak ve icad etmek haysiyetinden Allah'ın
kudreti altındadır, kesb diye isimlendiri-len diğer bir haysiyetten kulun
kudreti altındadır.
Kulun hareketi, Allah'ın kudretine nisbetle halk
diye isimlendirilir, kulun kudretine nisbetle kesb diye isimlendirilir.
Temhid kitabının sahibi der ki,
Cebriyye'den bazıları, “fiil, kuldan zahiren ve mecazendir, amma hakikatte
kulun kudreti yoktur” der. “Kul ağaç gibidir, rüzgar onu sallandırınca
sallanır. Aynı şekilde kul ağaç gibi mecburdur (derler.)”
Bu söz küfürdür. Buna itikad
eden kafir olur.
Yine cebriyyeden bazılarının şu
sözü de böyledir. “Kulun hakikaten bir fiili yoktur, ne hayırda ne de şerde.
Kulun yaptığı işin faili Allahu subhanehudur.” Bu söz de küfür dür.
Bilki, Ehli Sünnet vel Cemaat,
kadere iman eder. Şöyleki kaderin hayırlısı, şerlisi, tatlısı ve acısı Allahu
subhanehu'dandır. Zira kaderin manası, ihdas ve icattır. Malumdur ki Allah'tan
başka ihdas ve icad eden yoktur.
"Ondan başka ilah yoktur.
O, her şeyin halıkıdır. Ona ibadet edin!"
Mutezile ve Kaderiye, kaza ve kaderi inkar
ettiler, zannettiler ki kulların fiilleri sadece kulun kudretiyle hasıldır.
Şöyle derler: Şayet Allah şerre
hükmetse ve sonra da onlara bunun üzerine azab etse, bu Allahu subhanehu'dan
zulüm olur.
Bu söz onlardan cehalettir.
Zira kaza (hüküm), kuldan kudreti ve ihyitarı yok etmez. Çünkü Allah hükmetti
ki kul, bunu ihtiyarı ile yapacak veya terk edecek.
Netice olarak derim ki bu,
kulun ihtiyarının olmasını gerektirir. Bu, ihtiyarın olmasını sabitleştirir.
Bunda bir zıtlık yoktur.
Ayrıca bu görüşleri, Allahu
tealanın fiilleri ile de nakzedilir, zira Allahu subhanehu'nun fiilleri
kazasına itibarla, ya vacibtir veya yasaktır. Eğer kazası vacibe tealluk
ederse o şey vacib olur. Veya yok
olmasına tealluk ederse o şey imkansız olur. Eğer ihtiyar ile fiilin vacib
olması ona zıt ise, Allahu teala faili muhtar olamaz, bu ise küfürdür.
Gizli kalmasın ki kulun son
derece acizliği ile birlikte fiillerini icat etmekte müstakil kudreti olduğuna
hükmetmek, son derece sefihliktir, ahmaklığın son derecesinin kaynağıdır. Bu
yüzden Maveraunnehir alimleri (Allah çalışmalarını şükrana layık eylesin), bu
meselede onların dalalette olduğunu, son derce mübalağa ile ifade ettiler,
hatta mecusiler banlardan hal bakımından daha ehvendir, dediler, zira onlar
sadece bir ortak isbat ederler, Mutezile ise sayısız ortakları isbat ederler.
Cebriye zannederki kulun asla
fiili yoktur, onun hareketleri cemad varlıkların hareketi gibidir. Asla kulun
kudreti yoktur, ihtiyarı da yoktur. Zannederlerki kullar hayırla sevab
kazanamazlar, şer ve küfürle ceza görmezler. Asiler de mazur olup mes'ul
değillerdir. Zira bunların hepsinin fiilleri Allah tarafındandır, kul bunlarda
mecburdur. Bu sözleri küfürdür. Bunlar o lanetlenmiş mürcielerdir ki, derler ki
“masıyet, zarar vermez, asi azab görmez.”
Nebi sallallahu aleyhi ve
sellem'den rivayet edildi ki, şöyle buyurdu;
'Mürcie, yetmiş Nebinin lisanı
üzere lanet olundu.'
Zarureten mezhebleri batıldır, zira (isteği
ile) tutan kişi ile, eli titrek kişinin hareketi arasında açıkça fark vardır.
Kesin biliriz ki evvelkisi dileği iledir, ikincisi böyle değil.
Not:
Kaderiyye ve Mutezile, ihtiyarı
kula verir. Cebriye ise kulu tamanen mecbur halde bırakır. Her ikisi de
batıldır. Hak olan orta yoldur ki ehli sünnet ona muvaffak edilmiştir. Yani
kuldankesb, Allah’tan yaratmak. Bu durumda kul yapılan işten mesul olur veya
sevab kazanır.
MEKTUBAT 1. CİLT – 18. MEKTUB’TAN
Aynı şekilde kaza ve kader meselesinin sırrına
vakıf oldum. O şekil üzere onu bildim ki, onunla şeriatın zahiri asılları
arasında hiçbir şekilde muhalefet vakı olmaz. Bu ilimler, icab noksanlığından
ve cebir şibesinden münezzeh ve beridir. Açıklıkta, ayın ondördündeki dolunay
gibidir.
Şaşılacak şey, bunların şeriatın asılları ile muhalefeti
bulunmama-sıyla birlikte gizlenmesinin vechi nedir? Şayet onlarda muhalefet
kokusu bulunsaydı, örtmek ve gizlemek için bir münasebet bulunurdu.
‘Yaptığından sorulmaz’ (Enbiya:23)
2. Bin yılın müceddidi böyle
açıklamış, artık kabiliyyeti olan teslim olur ve kazanır, inatçı olanı ikna
edemeyiz….
BÜYÜK İSLAM İLMİHALİNDE KADER
MESELESİ
Malumdurki Allahu teala’dan
başka yaratıcı yoktur. Bu alemde herne vucude gelirse, mutlaka Allahu teala’nın
bilmesi, dilemesi ve yaratmasıyla vucude gelir. Buna göre herhangi bir şeyin,
muayyen bir şekilde vucude gelmesini Allahu teala’nın ezelde dilemiş olmasına
kader denir. Hak tealanın böylece dilemiş olduğu herhangibir şeyi zamanı
gelince meydana getirmesine de kaza denir.
Mesela herhangi bir insanın
filan günde vucude gelmesini Hak tealanın ezelde dilemesi bir kaderdir. O
insanın bu takdir edilen günde meydana gelmesi de kazadır, halk ve icattır.
Kaza ve kadere iman,
müslümanlarca büyük bir esastır. Buna inanmak, Allaha inanmaktır. Hangi mümkin
şeyki, Allah takdir ettiği halde vucude gelmesin? Hangi şeyki hak teala
dilemediği halde vucude gelsin?
Biz Allahımızın kaza ve
kaderine iman ederiz ve buna razı oluruz. Fakat kendi irademiz ve kesbimiz
neticesinde Allahu teala’nın yaratıp vucude getirdiği bazı şeyler varki, bunlar
Allahımızın rızasına muhalif olduğu cihetle, bizim de bunlara razı olmamız
lazım ve caiz olmaz.
Kaza ve kader insanın
mesuliyyetine mani değildir. Kişi kendine verilen kudret ve ihtiyarını bir işe
sarfeder, buna kesb denir. Allahu teala da dilerse o işi, o kişinin isteğine
göre yaratır. Bu da bir kazadır, bir halktır. İnsanın bu kesbi kendi ihtiyarı
ve irade-i cüziyyesiyle olduğundan, bunun mahiyyetine göre mesul olması
gerekir. Yoksa: ne yapayım, kaderde böyleymiş, diyerek kendini mesuliyyetten azade
sayamaz.
Amma kişi, bir iş yapacağı
zaman kaderin nasıl olduğunu bilemez, kendi arzusuna göre hareket eder. Ona
göre tahakkuk eden şeyden kendini beri göremez. Hayırlı ise sevab alır, şerli
ise cezayı hak eder.
İradeyi yok sayanlara cebriyye
denir.
İşleri kendi iradesiyle
yaptığını iddia edenlere de kaderiyye denir.
En doğrusu ehli sünnetin
dediğidir ki: Kul kesb eder, Allah halk eder.
Kader Konusunu şu müthiş hadisi
şerifin mealiyle tamamlayalım:
Abdullah ibni Mes’ud r.a., Resulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etti:
“Muhakkak sizden birinin yaratılması,
annesinin karnında kırkı günde nutfe olarak toparlanır (tamamlanır.) Sonra bu (kırk gün) kadar
alaka olur. Sonra bu kadar muzga olur. Sonra (120 gün sonra) Allahu
teala, dört kelime ile bir melek gönderir. Amelini, ecelini, rızkını ve şaki
mi-said mi olacağını yazar.
Sonra ona ruh üfürülür.
Kendinden başka ilah olmayan Allaha yemin ederim ki, muhakkak sizin biriniz
cennet ehlinin amelini işler, taki onunla cennet arasında bir zira’ kalana
kadar. Üzerine yazısı gelir de cehennem ehlinin amelini işler ve oraya girer.
Muhakkak biriniz de cehennem ehlinin amelini işler, taki onunla cehennem
arasında bir zira’ kalana kadar. Üzerine yazısı gelir de cennet ehlinin amelini
işler ve oraya girer.”
(Buhari-Bed’il halk, enbiya, kader, tevhid. Müslim,
kader)
İşte bizler, hakkımızda
yazılanların ne olduğunu bilmediğimizden, bize verilen iradeyi hayırlı tarafa
kullanırsak, hem dünya hem de ahırette saadette oluruz. Ayrıca Allahımızın
rızasını da kazanmış oluruz.
Amma, aksi takdirde kötü
yaptığımız fiillerden dolayı dünya ve ahıretimiz berbat olur. Hem de
Allahımızın gazabına düçar oluruz.
EDİTÖR: kaderle ilgili Bu iki sayfa
Kader meselesini inkar eden Mevdudi ve yeni müçtehid taslaklarından M. islamoğlu'na, peşinden gidenlere, tarafımızdan ilmi bir ikazdır.....
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








