BAYINDIR VE BENZERLERİNE REDDİYE.....
KURTUBÎ TEFSİRİ
- ŞEFAAT MESELESİ
Bakara suresinde ayetel
kürsi (255) de şöyle buyuruldu: “Onun katında kim şefaat edebilir! Ancak izin
verdiği müstesna…..”
Bu ayette yerleşti ki
Allahu teala dilediğine şefaat için izin verecektir. Bunlar Nebiler, alimler,
mücahitler, melekler ve diğerleri ki Allahu teala onları şerefli ve keremli
kıldı.
Bu izahtan sonra deriz
ki; ancak Allahu teala’nın razı olduğu kimseler için şefaat edeceklerdir. “Ancak
Allahın razı olduğu kimseler için şefaat ederler.” (Enbiya: 28)
Peygamberler
ümmetlerinden günah sebebiyle cehenneme düşenler için şefaat edecektir,
akrabaları olmadığı ve onları tanımadıkları halde; ancak iman sebebiyle olur.
Bundan sonra, nebilerin
şefaatinin ulaşamadığı, günaha ve masıyete dalmış kişiler hakkında, en
merhametli olan Allahu teala’nın şefaati olur.
Muhammed sallallahu
aleyhi ve sellem’in, hesabların çabuk görülmesi için yapacağı şefaat sadece ona
hastır.
Derim ki (Kurtubi r.a.)
; Müslim sahihinde şefaatin keyfiyetini beyan etmiştir. Zikrettiğine göre bazı
şefaat ediciler, cehenneme girip azabı hak eden bir takım kimseleri ordan
çıkartırlar. Buna göre müslüman için iki şefaatin olması uzak değildir.
Biri: ateşe girmeyenler hakkında şefaat. Diğeri:
ateşe varıp girenler hakkında şefaat.
Ebu Said el Hudri’nin
r.a. hadisinde şöyle zikredildi: “Sonra sırat köprüsü, cehennem üzerine konur.
Şefaate izin verilir. Şöyle derler: - Allahım selamet ver, selamet ver.-
Kardeşleri hakkında
müminler şöyle der: Rabbimiz! Onlar bizimle birlikte oruç tutarlardı, namaz
kılarlardı, hac yaparlardı.
Onlara denilir:
Tanıdıklarınızı (cehennemden) çıkartın. Suretleri ateşe haram olur (ateş onları
yakmaz), ateş içinden bir çok kimseyi çıkartırlar ki onların bazısının
bacağının yarısına kadar veya dizine kadar ateş gelmişti.
Sonra derler:
Rabbimiz!bize emrettiğinden hiç kimse ateşte kalmadı. Allahu teala buyurur:
Dönün, kalbinde hayırdan (imandan), dinar ağırlığınca bulduğunuz kişileri de
çıkartın. Pek çok kimseyi çıkartırlar.
Daha sonra aynı minval
üzere hitab olur ve –kalblerinde yarım altın ağırlığınca hayır olanı çıkartın-
buyrulur. Daha sonra –kalblerinde zerre ağırlığınca hayır olanlar- çıkartılır.
Böylece pek çok kimseyi çıkartırlar.
Ebu Said r.a. şöyle
derdi: Eğer beni bu hadisle tasdik etmiyorsanız, şu ayeti okuyun: “Muhakkak
Allah, zerre ağırlığınca zulmetmez. Eğer iyilik ise, onu kat kat yapar ve kendi
tarafından da büyük ecir verir.” (Nisa: 40)
Allahu teala buyurur:
Melekleri şefaatçi yaptım, nebiler şefaat etti, mü’minler şefaat etti, en
merhametli olan benden başkası kalmadı. Cehemmen içinden bir kabza alır,
simsiyah olmuş hiç hayır işlememiş pek çok kimseyi ordan çıkartır. (Cami-ul Ahkam – Kurtubi: 3/273)
İBNİ KESİR TEFSİRİ
“Onun katında kim şefaat
edebilir; ancak izin verdiği müstesna” (Bakara: 255)
“Göklerde nice melekler
var ki, onların şefaati bir fayda vermez; ancak Allahın, dileyip razı olduğuna
izin vermesi müstesnadır.” (Necm: 26)
“Ancak razı olduğu için
şefaat edebilirler…” (Enbiya:28)
Bu durum, Allahu teala’nın
azamet ve kibriyasının yüceliğindendir; zira onun huzurunda hiç kimse şefaate
cesaret edemez, ancak kendisi için şefaate izin verilen müstesnadır.
Şefaat hadisinde olduğu
gibi: “Arşın altına gelirim, secde
ederek yere kapanırım. Allahın dilediği şekilde dua ederim.
Sonra denilir: Başını
kaldır, söyle dinleneceksin, şefaat et şefaatin kabul.
Buyurdu: Benim için
bir (miktar) sınır konur, onları (o miktarı) cennete girdiririm.”
(İbni Kesir: 1/679)
BAHRUL MEDİD TEFSİRİ
“Onun katında kim şefaat
edebilir; ancak izin verdiği müstesna” (Bakara: 255)
Bu ayet, Allahu teala’nın
şanının büyüklüğünü beyan eder. Zira onun katında hiç kimse, irade ettiği şeyi
değiştirmeye kadir olamaz, ancak kendinin, dilediğine izin vermesi müstesnadır.
Burdaki soru şeklindeki hitab, inkar (müşriklerin itikadını red) içindir. Zira
müşrikler, putlarının kendileri için şefaat edeceğini itikad ederlerdi. Allahu
teala onların bu zuumunu (yanlış itikadını) red ederek –hiç kimse, O’nun
katında, azab etmeyi murat ettiği hakkında şefaat edemez, ancak izin verdiği
müstesnadır- demiştir. Bununla (izinle), Nebi s.a.v, bazı peygamberler,
veliler ve melekleri kasdetmiştir. (Bahrul medid
1/326)
TAHRİR VE TENVİR
“Ancak hakkında razı
olunan için şefaat ederler.” (Enbiya: 28)
Resulullah sallallahu
aleyhi ve sellem için şefaatin olduğu pek çok sahih hadiste sabit olmuştur. Şu
ayeti kerime de buna işaret eder.
“Rabbinin seni, Makamı Mahmud’a
yükseltmesi umulur.” (İsra: 79)
Sahih hadislerde bu ayet
–şefaat makamı- ile tefsir edilmiştir. Bu sebeble, itikadımızın asıllarında
biri de, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem için şefaati isbat olmuştur. Mutezile
mezhebi bunu inkar etmiştir. Onlar bu inkarlarıyla hatadadırlar. Delil
getirdikleri hususlarda karışıklık içindedirler. (Tahrir ve tenvir: 3/16)
Mutezile gibi buzamanın
pofları da (Bayındır gibi) işi karıştırmış. Öyleki delil olarak getirdiği
ayetin tefsirine bakmamış, şayet baksaydı o ayetin (Tekvir suresinin son
ayeti), kafirler hakkında olduğunu görecekti.
Kur’anda bulunan diğer
bazı ayetlerin zahiri, -asla şefaat edilemeyeceğini, hiçbir kimsenin başkasına
fayda vermeyeceğini, kurtuluş için fidye ve şefaatin kabul edilmeyeceğini-
bildirir.
Bu ayetlerin tamamı,
haklarında hüküm verilen ebedi cehennemlik kafirler içindir veya amelde
gevşeklik yapılmaması için bir tehdittir. Zira diğer pek çok ayette ve yüzlerce
hadisi şerifte, şefaatin sabit olduğu icmaen de sabittir.
Bir misalle konuyu açıklayalım:
“Ondan, şefaat kabul
edilmez…”
Bu ayetin zahiri, mutlak
olarak kıyamet gününde şefaatin kabul edilmeyeceğini göstermektedir, lakin
diğer bir çok yerde men edilen şefaatin, kafirler için olan şefaat veya Allahın
izni olmadan yapılmak istenen şefaat olduğu beyan edilmiştir.
Fakat mü’minlerin
Allahın izniyle yapacakları şefaat, kitab, sünnet ve icma ile sabittir.
(Ezva-ul Beyan: 3/48)
Bu yüzden, sadece bir ayet veya hadisi şerifle hüküm vermeye kalkanlar, o ayet ve hadisi şerifle sapıtmış olurlar, zira hükümler Kuranın ve hadisi şeriflerin geneline bakılarak istinbat edilir. Kuranın muhkem olan ayetleri, hüküm için gözden geçirilir, hadisi şerifler taranır sonra hüküm verilir. zaten şefaat konusu da ilk asırda Efendimiz s.a.v ve ashabı tarafında net olarak açıklanmış kati bir hükümdür, daha sonra gelen sapıkların yanlış tevilleri boş kuru laftan ibarettir..
MUVATTA - ŞEFAAT BABI
(3/386)
Ebu Hureyre’den r.a.
rivayetle Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Her Nebinin kabul edilen
bir duası vardır. Allahın izniyle ben bu duamı, kıyamet gününde ümmetime şefaat
için saklıyorum.”
Aliyyul Kari r.aleyh
derki: Şefaat beş türlüdür.
1- Bu, sadece Peygamber
Efendimize s.a.v aittir. Bu, mahşer yerindeki dehşeti gidermek ve hesabın hemen
başlamasını sağlamak için olacaktır.
2- Hesabsız olarak bir takım kimseleri
cennete girdirmek. Bu da, aynı şekilde Nebimiz s.a.v hakkında varid oldu.
3- Cehenneme hak eden bazı kimseler için, Nebimiz s.a.v ve
Allahın dilediği kimselerin (sıddıklar, şehitler, salihler, hafızlar
gibilerinin) şefaati.
4- Günahkarlardan cehenneme girenler hakkında olan şefaat.
Bunların, Nebimiz s.a.v, melekler ve mü’min kardeşleri tarafından, cehennemden
çıkartılması hakkında sahih hadisler gelmiştir.
5- Cennet ehlinin derecesinin artması için olan şefaat. Bu
son kısmı Mutezile ve diğer sapıklar inkar etmedi.
İmam Subki, şefaat hakkında uzunca bahis yaptı.
Makamı Mahmud: Mahşer yerindeki uzayan sıkıntının
rahatlatılması için olan şefaattir. Bununla, evvelkiler ve sonra gelenlerin
hepsi, Efendimizi s.a.v överler, ona teşekkür ederler.
Bir topluluğu hesapsız olarak cennete girdirmekle olan
şefaat. Bunlar yetmiş bin kişidir.
Hesap ve terazi yanında olan şefaat.
Muvahhidlerin cehennemden çıkartılması için olan şefaat.
Cennet ehlinin derecesinin yükseltilmesi için olan şefaat.
Bazıları da, Ebu Talib’in azabının hafiflemesi için olan
şefaatı zikretmişlerdir.
Konu uzayıp gider.
“Şefaatim, ümmetimden
olan büyük günah ehli içindir.” Hadisi şerifi, Ravzayı
Mutahhara’nın kapılarından biri üzerine altın renginde işlemelerle yazılmış.
Onu umanlar için ne büyük müjde. Nasibsiz Vehhabi, Mutezile ve harici kafalı
ahmaklar için ne büyük hüsran.. Allah,
dilediğini hidayet eder, dilediğini de saptırır.
Ya Rabbi! Bizleri
habibinin ve dostlarının şefaatiyle kabul eyle, rızanı ve cemalini kazanmayı
nasib eyle… Âmîn!
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








