54. MADDE:
Manası: Bazı kere ibtidaen(ilk başta) caiz olmayan şeyler, tabi için caiz olur.(1)
Müşteri, satıcıyı mebiyi teslim almaya vekil tayin etse bu sahih olmaz.
Ancak müşteri satıcıya bir kab verse ve satınaldığı şeyi o kabın içine
koymasını istese, bu müşteri için teslim almak (kabz) olarak itibar
edilir. İlk durumda vekaletin sahih olmaması ve ikinci durumda caiz
olmasına gelince; ilk surette satıcı, bir anda hem teslim eden ve hem
de teslim alan olmuştu. Doğrusu akitlerde iki kişinin (satıcı ve alıcı)
akti üzerlerine alması, satıcının müşteriye mebiyi teslim etmesidir.
İkinci durumda müşteri, satıcıya bir kab vermiştir, satıcı da onun
işaretiyle amel ederek mebiyi kaba koymuştur. Bu durum müşteri
tarafından kabzetmek sayılır.
Satıcının kabzı, müşteriye tabidir ve
sahihtir.
Aynı şekilde buğday satınalan müşteri, satıcıdan onu öğütmesini istese
ve satıcı da buğdayı öğütse, müşteri buğdayı teslim almış olur.
Menkul olan eşyasıyla bir arazi vakfedilse, menkul olan şeylerin vakfı
örf ve adeten ilk anda caiz değildi, ancak asıl olan gayrı menkule tabi
olmakla sonradan caiz olmuştur.
Su hakkını satmak veya vakfetmek caiz değildir, ancak su hakkının ait
olduğu arazi satılırsa veya vakfedilirse, ona tabi olarak su hakkı da
satılmış veya vakfedilmiş olur.
(1)- Bu kaidenin arapça metni: يُغْتَفَرُ فِى التَّوَابِعِ مَا لاَ يُغْتَفَرُ فِى غَيْرِهَا
55. MADDE:
يُغْتَفَرُ فِى الْبَقَاءِ مَا لاَ يُغْتَفَرُ فِى اْلاِبْتِدَاءِ
Manası: Başlangıçta cevaz verilmeyen şeye, bekasında cevaz verilebilir.
Misal: Hisseli yerdeki hissesini hibe etmek gibi. İlk anda bu caiz
olmasa da, nihayet itibarıyla caiz olur. Mesela bir kişi, başkasına
hisseli olan bir arsadaki hissesini hibe etse, bu hibe sahih olmaz,
zira hisseler ayrılmamış ve yer belli olmamıştır. Fakat arsanın
tamamını hibe etse, sonradan bir hissenin başka-sının hakkı olduğu
anlaşılsa, hibe batıl olmaz. Hisse sahibi hisse sini aldıktan sonra
kalan, kısım hibe edilende kalır.
Ölüm hastalığında olan birisi, tek malı olan arsasını hibe etse, sonra
vefat etse, arsanın üçte ikili kısmında hibe batıl olur, sadece üçte
birinde sahih olur. Burda hisseli olduğu halde, hibenin sahih olmasının
sebebi, hisseli olmak arazidir/geçicidir, hibe arsanın tamamında
olmuştur. Varislerin hakkı olan üçte iki ayrılınca kalan üçte birlik
hissede hibe sahih olur.
Bir malı satmaya vekil olan kişi, başkasını o mal satmaya vekil tayin
edemez; fakat alakasız birisi gelip o malı satsa, asıl vekil olan da bu
satışa izin verse, (fuzuli kişinin) satışı geçerli olur.
Henüz yetişmemiş meyvelerde ortak olanlardan biri hissesini yabancı
bir kişiye (iki ortaktan başkasına) satamaz, zira bu diğer ortağa zarar
verir; ancak iki ortak birlikte başka birine meyveleri satsalar, sonra
ortaklardan biri satın alan kişi ile anlaşarak kendi aktini fesh etse,
diğer ortağın hissesindeki satış fesh olmaz. Böylece yabancı bir ortağa
satış sahih olmuş olur.
56. MADDE:
اَلْبَقَاءُ اَسْهَلُ مِنَ اْلاِبْتِدَاءِ
Manası:Beka, başlangıçtan daha kolaydır.
Bir şeyin devam ve bekası, ilk defa meydana gelmesinden daha kolaydır.
-ilk anda caiz olmayan şey, bekaen caiz olabilir- kaidesi de bunun
gibidir.
Misal: Hisseli olan binanın ortakları, kendilerinden gayrı-sına binayı
kiraya vermeleri sahih olmaz. Ancak ikisi birlikte başka birine
kiralamış olsalar, -binanın bir kısmı hakkında- başka bir şahıs ‘kendi
hakkı olduğunu’ dava ederek ispatla hakkını alsa, o kısımda icare akti
fesh olur, amma kalan kısım-daki icare akti devam eder. Burada hisseli
olması, icare aktinin devamına mani olmadı.
Şayet bir hakim, yerine bakması için birini naib tayin etse, asıl hakim
yok iken bu naib olan hakim bir davada hüküm verse, bu hükmü geçerli
değildir; ancak asıl hakim verilen hükmü inceleyip geçerli yaparsa,
hüküm sahih olur, aslında ilk anda sahih olmamakla beraber, bekaen
sahih olmuştur.
57. MADDE:
لاَ يَتُمُّ التَّبَرُّعُ اِلاَّ بِقَبْضٍ
Manası:Teberru’ ancak kabz (teslim almak) ile tamam olur.
Bu kaide, “Hibe ancak, kabzedilmiş olunca caiz olur” hadisi şerifine
dayanır. Şayet hibe, kabz (teslim) olmaksınız tamam olsa, hibe eden
kişinin, eda etmeye mecbur olmadığı birşeyi (kabzı), eda etmeye mecbur
olması gerekirdi. Bu, teberru’ manasına zıttır. Teberru’, verilmesi
vacib olmayan bir şeyi veren kişinin, ihsan olarak onu vermesidir.
Misal: Birisi başkasına bir mal hibe etse, hibe edenin izni ile onu
teslim almadıkça, o malda tasarruf etmesi sahih olmaz. Aynı şekilde
birisi eline bir miktar para alsa ve fakire vermek istese, vermeden
evvel vaz geçse, burda paraları fakire vermeye zorlanamaz.
Bu kaideden şu husus istisna edilir: Baba, küçük çocuğuna bir şeyi hibe
etse, çocuk onu teslim almadığı halde hibe sahih olur, zira babası
(velisi olması hasebiyle) onun namına teslim almış hükmündedir.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








