57. MADDE:
Manası: Teberru’ ancak kabz (teslim almak) ile tamam olur.(1)
Bu kaide, “Hibe ancak, kabzedilmiş olunca caiz olur” hadisi şerifine dayanır. Şayet hibe, kabz (teslim) olmaksınız tamam olsa, hibe eden kişinin, eda etmeye mecbur olmadığı birşeyi (kabzı), eda etmeye mecbur olması gerekirdi. Bu, teberru’ manasına zıttır. Teberru’, verilmesi vacib olmayan bir şeyi veren kişi-nin, ihsan olarak onu vermesidir.
Misal: Birisi başkasına bir mal hibe etse, hibe edenin izni
Bu kaideden şu husus istisna edilir: Baba, küçük çocuğuna bir şeyi hibe etse, çocuk onu teslim almadığı halde hibe sahih olur, zira babası (velisi olması hasebiyle) onun namına teslim almış hükmündedir.
(1)- Bu kaidenin arapça ibaresi: لاَ يَتُمُّ التَّبَرُّعُ اِلاَّ بِقَبْضٍ
58. MADDE:
اَلتَّصَرُّفُ عَلَى الرَّعِيَّةِ مَنُوطٌ بِالْمَصْلَحَةِ
Manası:Teb’a üzerine tasarruf, maslahata dayanır.
Halkın maslahatına göre tasarruf yapılır, şahısların menfa-atine göre
değil. Hakimin, insanların mallarında ve vakıflar hak-kındaki
tasarrufları da maslahata dayanır.
Eğer halkın menfaatine uygun olmazsa, teb’anın malların-da tasarruf caiz olmaz.
Raiyye/teb’a: Umum insanlardır ki, valinin veya devlet yet-kililerinin idaresi altında bulunurlar.
Misal: Öldürülmüş birinin hiç kimsesi (velisi) olmasa, sultan onun
velisidir. Bu durumda katili kısas ettirebileceği gibi, katilden diyet
alma hakkı da vardır. Ancak diyet, şeriat ölçüsünden nok-san olmamak
şartıyla.
İdarecilerin emri ile birinin malı, değeri ile alınıp umumun yoluna veya ihtiyaç olunan tesislere katılır.
Maslahat yoksa hakimin tasarrufu sahih olmaz. Misali: Hakim birine,
hazine malını veya başkasının malını telef etmekle emretse, bu izni
sahih olmaz. Eğer hakim kendisi böyle malları telef ederse, ödemesi
gerekir.
Aynı şekilde hakim, vakıf mallarını veya küçük çocuğun malını hibe edemez, zira hakimin tasarrufu maslahatla kayıtlıdır.
Hasılı kelam, sultanın, hakimin, valinin, velinin tasarrufları, maslahat üzere olursa sahihtir, değilse geçerli olmaz.
59. MADDE:
اَلْوَلاَيَةُ الْخَاضَّةُ اَقْوَى مِنَ الْوَلاَيَةِ الْعَامَّةِ
Burdaki velayetten murad, tasarruf yetkisi olan velidir.
Veli: Başkasının malında, onun rızasını beklemeden tasarruf yapabilen kişidir. Vekil böyle değildir, zira onun tasarru-funda müvekkilinin rızası şarttır.
Hususi velilik, nikah akdinde ve mal hususunda olur. Burda ki veli, dede veya babadır. Sadece nikahta veli olanlar asabalar, çocuğun annesi ve zevi-l erhamdır.
Sadece malda veli, evvela babadır, ikinci olarak babasının hayatında iken tayin ettiği vasiydir. Üçüncü olarak şu tayin edilen vasiynin tayin ettiği vasiy dir. Dördüncü olarak çocuğun dedesi-dir. Beşinci olarak, çocuğun dedesinin tayin ettiği vasiy dir. Altıncı olarak ta bu vasiy nin tayin ettiği vasiy dir. Vakıf velayeti de böyle hususi velayettendir.
Misal: Hakim, umumi velayet hakkına binaen vakfın malını kiraya verse, vakfın mütevelli heyeti de vakfı kendisine kiralasa, mütevelli heyetinin kiralaması sahihtir, hakimin değil, zira hususi velayet, umumi velayetten daha kuvvetlidir. Hususi velayet sahibi varken, umumi velayet sahibinin tasarrufu geçerli olmaz.
Aynı şekilde hakim, hainlik yapmayan mütevelli heyeti men subundan birini görevden alamaz. Aynı şekilde vasiysi olan çocuğu, hakim evlendiremez, malında tasarruf edemez. Zira hususi velayet sahibinin tasarrufu daha kuvvetlidir.
Bu kaidenin istisnası:
Ölünün velisi olan çocuğun vasiy si, katili öldürtemez ve affedemez, ancak noksan olmayarak diyet üzerine mal karşılı-ğında sulh edebilir. Hakim ise katili kısasen idam ettirebilir; burda umumi velayet sahibi olan hakim, hususi velinin kadir olamadığı şeye muktedir olmuştur.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








