2- Şarkının Hükmü:
İlim adamlarının haram olduğunu söyledikleri şarkı bu hususta meşhur olanların alışageldikleri, nefisleri harekete getiren, hevâ ve kadınlara şevk arzularını uyandıran, yerinde duranı harekete getirip, saklı olanı ortaya çıkartan hayasızca ifadelerdir. Bu tür ifadeler eğer kadınları sözkonusu eden, güzelliklerini anlatan şiirler halinde olup söz ediyor, haramları sözkonusu ediyorsa, bunun haram olduğunda görüş ayrılığı yoktur. Çünkü boş söz ve yerilmiş olan şarkıcılığın bu olduğu hususunda ittifak vardır.
Günümüzde sufilerin
bidat olarak ortaya çıkardıkları kaval, tef, vurmalı sazlar ve telli sazlardan
oluşan çeşitli şarkı ve çalgı aletlerini dinleme tiryakiliğine gelince; bu
haram bir şeydir,
İbnu'l-Arabî der ki:
Savaş davulu çalmakta bir mahzur yoktur. Çünkü bu nefislere sebat, düşmanlara
korku verir. Çoban kavalları hususunda ise görüş ayrılığı vardır. el-Cevherî
dedi ki: Çobanın çaldığı kamıştan kavala Araplar heyraa da derler, yaraa da
derler. el-Kuşey-rî dedi ki: Peygamber (sav)'in Medine'ye girdiği gün önünde
tef vurulmuş. Ebubekİr bunu önlemek isteyince, Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
"Onları bırak ey Ebubekir! Ta ki yahudiler bizim dinimizin geniş olduğunu
bilsinler."
Nikâh davulunun def gibi
olduğu söylenmiştir. Nikâhın ilanını yaygınlaştıran sair aletlerin de güzel
sözlerle ve çirkin ifadeler taşımayan güftelerle birlikte kullanılması da
caizdir.
Burda bahis konusu olan,
ilan için yapılanlar olup ramazan davulu da bu kabildendir. Padişahların
fermenında ilan yapılırken davulun çalınması gibi.
3- Şarkı île Uğraşmak
Sebebiyle Şahitliğin Reddolunacağı ve Olmayacağı Haller:
Sürekli olarak şarkı ile
uğraşmak, şahitliğin reddolunmasına sebep teşkil eden bir sefihliktir. Eğer bu
devamlı surette değil ise, şahitliğin reddolunmasına sebep değildir. İshak b.
İsa et-Tabba' dedi ki: Ben Malik b. Enes'e Me-dinelilerin şarkıcılığa ne kadar
ruhsat verdiklerine dair soru sordum. O da: Bizim bulunduğumuz yerde bu işi
ancak fasıklar yapar, diye cevap verdi.
Ebu't-Tayyib Tahir b.
Abdullah et-Taberî de şöyle demektedir: Malik b. Enes'e gelince, o şarkı
söylemeyi ve onu dinlemeyi yasaklamış ve şöyle demiştir: Bir kimse bîr cariye
satın alır da onun şarkıcı olduğunu görürse, ayb (kusur) dolayısıyla onu geri
çevirmek hakkına sahiptir. Diğer Medineli ilim adamlarının görüşü de budur.
İbn Huveyzîmendad dedi
ki: İmam Malik'e gelince, ondan nakledildiğine göre o bu işi bilen birisi İdi
ve onun kabul ettiği görüş, bu işin haram olduğu doğrultusundaydı. Ondan şöyle
dediği rivayet edilmiştir: Ben genç bir delikanlı iken bu sanatı öğrendim.
Annem bana: Oğulcağızım dedi. Bu sanata yüzü güzel olanlar uygun düşer, sen
ise böyle değilsin. Bunun yerine git, dini ilimleri tahsil etmeye bak. Ben de
Rabia'nın sohbetinde bulundum ve yüce Allah bunda büyük bir hayır takdir etti.
Ebu't-Tayyib et-Taberî
dedi ki: Ebu Hanife'nin mezhebinde ise o, nebiz içmeyi mubah kılmakla birlikte,
şarkıcılığı mekruh görür ve şarkı dinlemeyi günahlardan sayardı. Diğer Kufelilerin
görüşü de böyledir. İbrahim, eş-Şa'bî, Hammad, es-Sevrî ve diğerleri gibi. Bu
hususta onlar arasında herhangi bir görüş ayrılığı yoktur. Aynı şekilde bu işin
mekruh olup bunun men olunacağı hususunda Basra ilim adamları arasında da
görüş ayrılığı bulunmamaktadır.
(Ebu't-Tayyib devamla)
dedi ki: Safînin bu husustaki görüşüne gelince, o şöyle demiştir: Şarkı batıla
benzer bir mekruhtur. Kim bu işi çokça yaparsa, o kimse sefihtir ve bundan
dolayı şahitliği reddedilir.
Ebu'I-Ferac el-Cevzî
mezhebinin İmamı Ahmed b. Hambel'den üç rivayet zikretmektedir: Mezhebimize
mensub ilim adamları Ebubekir el-Hal’al ile arkadaşı Abdu'l-Aziz'den şarkının
mubah olduğunu zikretmişler ve onlar bununla kendi dönemlerinde bulunan
kasideler ve zühde teşvik edici şiirlere işaret etmişlerdir. İmam Ahmed'in
mekruh görmediğine dair rivayetler bu şekilde yorumlanır. Kendisine ölen bir
adamın geriye bir çocuk ve şarkı söyleyen bir cariye bırakarak bu çocuğun
şarkıcı cariyenin satılmasına ihtiyaç duyması halinde durumun ne olacağına dair
sorulan soruya verdiği şu cevap delil teşkil etmektedir: Böyle bir cariye
şarkıcı diye değil, vasıfsız diye satılır. Ona: Ama o (bu haliyle) otuzbin
eder fakat vasıfsız diye satılacak olursa ancak yirmibin eder denilince o da:
Ancak vasıfsız diye satılabilir demiştir.
Ebu'I-Ferac dedi ki:
Ahmed'in bunu söylemesinin sebebi şudur: Çünkü böyle bir şarkıcı cariye zühd
kasidelerini nağmeli söylemiyordu. Aksine o aşk duygularını harekete getiren,
neşelendiren güfteleri şarkı olarak söylüyordu.
İşte bu, şarkının sakıncalı
olduğuna bir delildir. Zira sakıncalı olmasaydı, yetimin aleyhine bir mali
zararın kabulü caiz olamazdı. İşte bu da Ebu Tal-ha'nın Peygamber (sav)'a:
Benim yanımda yetimlere ait bir şarap vardır, demesine; Peygamber'in de ona:
"O şarabı dök" diye cevab vermesine benzemektedir. Şayet bu şarabın
yetimlerin menfaatine kullanılması caiz olsaydı, elbetteki yetimlerin
mallarının boşa dökülmesi emrini vermezdi.
et-Taberî dedi ki:
Çeşitli bölgelerdeki ilim adamlarının icmaı ile şarkı mekruhtur ve ondan alıkonulur.
Bu hususta İbrahim b. Sa'd ve Ubeydullah el-An-berî cemaate muhalefet
etmişlerdir. Rasûlullah (sav) ise şöyle buyurmuştur: "Sizler en büyük
kalabalığa uymaya bakınız." "Her kim cemaatten ayrılacak olursa bir
cahiliye ölümüyle ölür."
Ebu'l-Feîac dedi ki:
Bizim mezhebimize mensub el-Kaffal Şarkıcı ve rakkasın şahitliği kabul olunmaz,
demiştir.
Derim ki: Bu hususun
caiz olmadığı böylelikle sabit olduğuna göre; bunun için ücret almak da caiz
değildir. Ebu Ömer b. Abdi'l-Berr ise şarkıcılık karşılığında ücret almanın
haram olduğu hususunda icma bulunduğunu iddia etmektedir.
4- Şarkıcı Cariyelerin
Şarkılarını Dinlemenin Hükmü:
Kadı Ebubekr b. el-Arabî
dedi ki: Şarkıcı cariyeleri dinlemeye gelince, kişinin kendi cariyesinin
şarkılarını dinlemesi caizdir. Çünkü böyle bir cariyenin ne zahirînden, ne
batınından ona haram olan bir tarafı yoktur. Onun sesinden lezzet alması nasıl
yasaklanabilir? Ancak kadınların erkeklerin önünde açılması, mahremiyet
perdelerinin kaldırılması ve kötü sözlerin işitilmesi ise caiz değildir. Şayet
bu sınırlar çiğnenip helal olmayacak işler yapılırsa, caiz olmayan şeyler
işlenirse, o takdirde böyle bir iş başından beri yasaklanır ve kökünden
sökülüp atılır,
Ebu't-Tayyib et-Taberî
der ki: Mahrem olmayan bir kadından şarkı dinlemeye gelince; Şafiî mezhebine
mensub ilim adamları caiz değildir, demişlerdir. Bu kadın ister hür olsun,
İsterse köle farketmez. Şafiî de şöyle demektedir: Cariyesi bulunan bir kimse
şarkı dinletmek için başkalarını toplayacak olursa, bu kimse bir sefihtir, onun
şahitliği reddedilir. Daha sonra böyle birisi hakkındaki sözlerini daha da
ağırlaştırarak: Böyle bir iş deyyusluktur, demiştir. Böyle bir cariyeye sahip
olan kimseyi sefih kabul etmesi, insanları batıla davet etmiş olmasından
ötürüdür, İnsanları batıla davet eden bir kimse ise sefih demektir.
5- Boş İşleri Satın
Alanların Gayeleri:
"Allah'ın yolundan
saptırmak... İçin" buyruğunda yer alan; "Saptırmak için" lafzı
genellikle "ye" ötreli olarak okunmuştur. Başkalarını hidayete giden
yoldan saptırmak için, demektir. Bir kimse başkasını da saptıracak olursa,
kendisi de sapmış olur.
İbn Kesir, İbn Muhaysın,
Humeyd, Ebu Amr, Ruveys ve İbn Ebi İshak ise lazım fiil olarak "ye"
harfini üstün okumuşlardır ki, "bizzat kendisi sapsın diye" anlamına
gelir.
Musiki Nedir?
Yukarki izahlarda beyan
edilen çalgı ve şiirlerin nefsin hoşuna giden, şehveti ve gafleti artıran şeyler olduğunu
gördük. Şimdi de ruhun etkilendiği bazı şeyleri kısaca izah edelim.
Ruh asli vatanından
ayrıldığı için bu dünyada ve beden içinde garibtir, mahzundur. Efendimiz sallallahu
aleyhi ve sellem “Hüzün benim arkadaşımdır.” Buyurmakla bu manaya işaret
etmiştir.
Mevlana Celaleddin Rumi
k.s. neye üfürmekle bu manayı dile getirmiş, ey ruh asli vatanından ayrı kaldın
haline üzülmüyorsun, ama kamış, kamışlıktan ayrılınca vatanına hasret çekerek
hüzünleniyor, diyerek haleti ruhiyyesini ifade etmiştir. Bu zevki anlamayan
nefsi emmare esirleri, işi nağmeye, çalgı çengiye dönüp kıvırmaya değiştirmiş.
Ruh kendi gıdasını almak
ister. Bu yüzden Mevla teala “Dikkat edin, ancak Allahın zikri ile
kalbler-ruhlar mutmeinne olur.” Buyurmuştur.
Ruha bu gıda verilmezse
ruh ölür yani kararır kokuşur ve dünyacı olur, zira ruh tabi olduğu şeyin
hükmünü alır. Ruhu tesirlendiren bazı şeyler de vardır, mesela rüzgarın
esintisi, suyun akması, bir makinanın ahenkli şekilde çalışması, denircinin
örsüne düzenli şekilde vurması, kara tranin buharlı düdüğünü öttürmesi gibi
tabii şeyler insan ruhunda tesir eder ve onu anevi tarafına sevk eder. Öyleyse
Allahın rızasına uygun olan şeylerle, zikir, Kur’an, ezan gibi lafızları
okumakla ruh daha fazla etkilenecektir. Yeterki ruh, dünyacı hale dönüşmüş
olmasın, ibadetten lezzet alsın. Mektubatı Rabbani’nin beyanına göre çekilen
sıkıntı ve meşakkatler bile ruha gıda olur ve onun nuraniyyetini artırır. O
halde ey müslüman, dinlediğin şey islama uygun olmayıp Allah rızasını
taşımıyorsa, aslında o şey, ruhunu öldürmektedir, nefsini azdırmaktadır. Sen
bakma -müzik ruhun gıdasıdır- diyen şaşkınlara, onlarda ruh kalmamış ruhsuz
olmuşlar.
Telefondaki melodiler,
t.v. lerdeki fon müzikleri, kapı zillerinden melodiler v.s. şeylerden de
sakınmak gereklidir. Hatta namazda çalan bir telofonun melodisi, nerdeyse
namazımızı ifsad edecek, bunun vebali de çok fazladır, unutmayalım.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








