BAHRUL ULUM
TEFSİRİ
Ali İmran Suresi
104-105. Ayetlerin Tefsiri:
وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى
الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ
(İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten nehyeden bir cemaat olsun.)
Emri bil ma’ruf ve nehyi anil münkerin farzı kifaye
olduğuna delil getirilmiştir. Bu farz herkes üze- rine gerekli olup bazılarının
işlemesi ile sakıt olur. Şayet herkes bunu terk etse, hepsi günahkar olurlar.
وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ (İşte onlardır
felaha kavuşanlar.) Fela- hın kemali ile sayılanlar bunlardır. Allah indinde
kurtuluşa nail olanlar bunlardır. Resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem)
minber üzerinde iken soruldu “İnsanlara, en hayırlısı kimdir” buyurdu ki
“iyilikle emredenleri, kötülüklerden yasaklayanları, Allahtan en çok korkanlar
ve sılai rahim yapanlardır.”
Yine buyurdu ki “Her kim iyilikle emreder ve kötülükten
nehyederse o, yeryüzünde Allahın, resulünün ve kitabının halifesidir.”
Ali (Radıyellahu anhu) buyurdu ki “Cihadın en faziletlisi
iyiliği emretmek ve kötülükten nehyetmektir.”
Huzeyfe (Radıyellahu anhu) Resulullahın (Sallallahu aleyhi
ve sellem) şöyle buyurduğu rivayet edildi “Nefsim kudret elinde olan Allaha
yemin olsun ki elbette iyilikle emreder ve kötülükten nehyedersiniz veya
Allahın üzerinize, katından bir azabı gönder- mesi umulur. Sonra ona dua
edersiniz de size icabet olunmaz.”
Süfyani Sevri (Rahmetullahi aleyh) derki “kişi komşusu tara
-fından sevilen ve övülen olursa, orda emri bil ma’ruf vacib ve mendub olur.”
Kötülükten yasaklamak her halde vacibtir. Zira şeriatın çirkin gördüğü her şey
haramdır. Müslüman, baliğ, gücü yeten kişi için salih olsun asi olsun
kötülükten nehyetmesi iyiliği emretmesi haktır.
Salihin emretmesi zaten bellidir. Asinin emretmesine
gelince, kendisi yapmadığı halde kötülükten nehyetmekle iki mes’uliyyetin
birinden kurtulmuş olur.
Aişe validemiz Resulullahın (Sallallahu aleyhi ve sellem)
şöy- le buyurduğunu rivayet etti “peygamber ameli işleyen on sekiz bin kişilik
bir beldeye Allah azab etti.”
Niçin ya Resulullah dediler. Buyurdu ki “Allah için buuz
etmezlerdi. İyiliği emretmez, kötülükten nehyetmezlerdi.”
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu
“Allah hususi kişilere, umumun günahı yüzünden azab etmez, taki münkirlerin
işini red etmeye kadir olup red etmezler ve münkirler onların aralarında zahir
oluncaya kadar.”
Yine buyurdu: “Ademoğlunu bütün sözleri aleyhinedir, lehine
değildir. Ancak iyiliği emretmesi ve kötülüğü nehyetmesi veya Allahı zikretmesi
müstesnadır.”
Bu hadisi şeriflerden anlaşıldığına göre zulum ve fasıklık
olan yerlere onu değiştirmeye kadir değilse girmek caiz olmaz. Bu sebeple
seleften bazıları uzlete çekilmişlerdir, zira sokaklarda, çarşılarda, toplantı
yerlerinde, bayramlarda gördükleri münkeratı değiştirmeye güç yetirememişlerdi.
Selefin bazısı der ki: işlemesenizde hayırla emredin. Belki
doğrusu iyiliği emretmek ve yapmaktır. Zira Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
sellem) şöyle buyurmuştur “Kıyamet günü bir adam getirilir. Cehenneme atılır.
Karnındaki organlar dışarı saçılır, etrafında döner. Nasıl ki eşek, değirmen
etrafında dolaşırsa (o şekilde olur.) cehennem ehli başına toplaşır ve “Ey
filan kişi! Sana ne oldu. Sen bize iyiliği emreder, kötülükten yasaklar değil
miydin?” derler. Adam “evet, size emrederdim kendim yapmazdım, sizi yasaklardım
kendim yapardım.”
EDİTÖR:
Bu ayetler bütün müslümanlara alimler topluluğunu, hocalar cemaatini oluşturmayı farzı kifaye olarak emretmiştir. Bu vazifeyi kim yapacak? Müslümanlar zeki evlatlarını amerikaya robert kolejine fransaya gönderdiği müddetçe, asla islamın yücelmesi mümkün değil, ufak tefek başarılara aldanmayalım, ıo da bir rüzgarla gider.
Bu farz dururken, dünya ilimlerine sarılan müslüman, "Ölmiyecekmiş gibi dünyaya sarıl, yarın ölecekmiş gibi ahırete sarıl " hadisi şerifini önümüze koyar. Ama bilmez ki "Dünyaya orda kalacağınız kazdar, ahırete orda kalacağınız kadar değer verin." hadisi şerfini görmez. Aklımızı peyni ekmekle yedik galiba.
Bu işte hatanın ekserisi büyük yaştakilerde, abi abla konumundakilerde, öğretmenlerdedir. Biz İ H L de iken öğretmenlerin hepsi de üniversiteye gitmemizi bir kadro almamızı telkin ettiler. 45 talebeden sadece bir tanesi imam olacağını söyledi, diğerlerinin hepsi öğretmen avukat siyaset asker gibi şeyler söyledi. Yıl 1977. Sonra üniversitelere yayıldık, netice hepsi bir makam elde etti amma, Kur'anı hadisi şerifleri fıkhı ve akaidi yahudi dönmeleri ingiliz maşası vehhabi kılıklı heriflerden dinliyoruz, onların sapık fetvalarıyla millet amel ediyor, nasıl felah bulacağız.
Bu hatdan dönmek ancak Mahmud Efendi k.s. Hazretlerinin emri üzere islam ilimlerine, medreselere dönmekle mümkün olacaktır. Biz başladığımızda bir iki yerde ders okunurdu (1983 lerde), şimdi sayısını Allah bilir, hatta baykal bile her evin altında medrese var diye sızlanmıştı....
İşte dış görünüşle ve içdünyasıyla tam ehli sünneti yaşayanlar, Allahın ziniyle cihana hakim olurlar, zamanı gelince bu da olacaktır inşaallah. Bu gelişmeden rahatsız olanlar var. Çocukları okullara göndermiyen anne babalara baskı yaparak mahkeme ve hapisle korkutuyorlar. Acaba o anne baba niçin çocuğunu okulunuza vermiyor diye bi düşünsenize! Okulunuzdan ne çıkar? Ahlaksız soyguncu... Nadiren temizi var. Ekserisi ahlaksız terbiyesiz marifetsiz cahiller güruhu. Oraya bile bile evladını verenin vay haline , mutlaka bir çare bulunması lazım, veya çare bulanları işbaşına getirmek lazım. Bu günkiler avrupadan euroyu almışlar talebe başına ikramiye almak için kapı kapı dolaşıp öğrenci avına çıkmışlar....
İşte ne kadar zor bir ortamda islam ilimlerine sahip çıkılmıyor, alim yetiştirilmiyor. Artık herkes kendince mantığınca konuşuyor, saptıkça sapıyor....
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








