Bu
ümmet son gelmiştir ama ahırette ilk olan, evvel olarak cennete girenlerdir.
İnsanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmettir.
Allahu
subhanehuya davet:
Şu
islam ümmetinin en mühim vazifesi, Allaha davettir. Her müslüman bununla
takatınca mes’uldür.
Davetin
gayeleri dört tanedir:
1- İnsanları Allahın dinine hidayet etmektir.
2- İnatçı ve muhalif olanlar aleyhine delili ikame etmektir.
3- Allahu tealanın teklif ettiği emaneti yerine getirmektir.
4- Yeryüzünde Allahın kelimesini (İslamı) yüceltmektir.
Davetin
dünyada neticesi:
Salih
müslümanların, salih toplulukların meydana gelmesidir.
Salih
müslüman, muvahhid olup kudretince Allahu tealaya itaat eder, Allahın sınır-ları
ile kaim olur, diğer salih fertlerle birleşir ve onlar ile yardımlaşıp bazı yükleri
üzerine alır, kardeşlik hukukunu canlandırır.
“Onlar
ol kimselerdir ki, onları yeryüzünde iktidar sahibi yaparsak, namazı ikame
ederler, zekatı tam olarak öderler, ma’ruf ile emrederler, münkerden
nehyederler. İşlerin akıbeti Allaha aittir.”
Davetin
ahıret neticesi:
Allahın
rızasına ve cennetine kavuşmaktır.
Hadisi
şerifin beyanına göre, münker bir iş gören müslümanın üzerine vacib olan şey,
onu eliyle değiştirmesidir, eğer gücü yetmezse diliyle söylemesidir, buna da
gücü yetmezse kalbi ile buuz etmesidir, bunun aşağısında iman yoktur.
Münkeri
değiştirmekte dört şart vardır:
1-Nehyedenin,
neyden nehyettiğini bilmesi. (O hususta ilmi olmalı)
2-
Münkeri, münkerle değiştirmemesi.
3-
Değiştireceği şu münker, daha şerli bir münkere dönüşmemeli.
4-
Nehyedenin, o münker işten beri olması (o işi işleyen olmaması), taki şu ayeti
kerimeyle muhatab olmasın: “Niçin yapmadığınız şeyi söylersiniz.”
Davette
Başlanılacak ilk Husus:
Davete
en mühim olan şeyle başlanması vacibtir. En mühim olan şey, Allahın birliğine
ve onun birliğine götüren herbir ameldir.
Allaha
davette vesileler çoktur. Sözle davet, mal ile ve ihsan ile davet gibi.
Davet
için cemaat oluşturulabilir, tek başına da olabilir. Zira imamdan bu hususta
izin almak gerekmez, herkes ilmi kudretince islamı tebliğ edebilir.
Davette
islam siyasetini gözetmek gerekir, ümmetin maslahatına dikkat edilmelidir. Yol
ve usul olarak hikmetli olmalı, zira Allahu teala buyurdu:
“Rabbinin
yoluna hikmetle ve güzel vaazla davet et, onlarla en güzel şekilde mücadele et.
Muhakkak Rabbin, yolundan sapıtanları da, hidayette olanları da en iyi
bilendir.” (Nahl:
125)
Araplar,
islamın barınağı ilk ortaya çıktığı yerlerdedir, risaleti taşıyanlar onlardır.
Onlardan islamdan başka bir şey kabul edilmez veya öldürülürler. Bu yüzden
evvela onlardan başlanmalı ve risalet vazifesi evvela onlara yüklenmelidir.
Hadisi
şerifte “Cihad ve gaza, kıyamete
kadar devam edecek bir farizadır. Herkim gaza etmezse, veya nefsinde buhususta
konuşma olmazsa (cihad hakkında düşünmezse), nifaktan bir şube üzere ölmüştür.”
buyruldu.
Harb etmek ancak, harb ilanı ve safların
birbirinden ayrılmasından sonra mümkün olur.
Cihadın
emredilmesi islamda büyük neticelere bağlanmıştır. Onunla mü’minlerden ve zayıf
milletlerden zarar def edilir, yeryüzünde mü’minler yerleşme imkanı bulur, taki
fitne kalkıp din ancak Allahın dini olana kadar bu iş devam eder.
Allahın
dininin, diğer dinlere üstün olması ancak davetle, tebliğle mümkün olur.
Davet
yapanların insanların, hallerine vakıf olması, kalbleri ıslah için insanlar
arasın da islamı iyi bilenlerden olması gerekir.
Kur’anda
akıllara ve nefislere yapılan hitab şekilleri beyan edilmiştir.
“Rabbinin
yoluna hikmetle ve güzel vaazla davet et, onlarla en güzel şekilde mücadele et.
Muhakkak Rabbin, yolundan sapıtanları da, hidayette olanları da en iyi
bilendir.” (Nahl:
125)
Nübüvvet
asrında, davet usulleri ve edebleri yerleşmiştir. Davet üzere seyreden yollar,
muhatabların değişik olmasına göre belirlenmiştir. Akıllar, fehimler, haller ve
zamanlara göre. Bunların bilinmesi davetçi için evvela lazım gelen hususlardır.
Herhangi
bir mekan ve zamanda davetin dosdoğru icra edilmesi, ancak Kitab ve sünneti
bilmekle, islam ilimlerini –itikad ve amel bakımından- ders etmekle hasıl olur.
Aynı zamanda islam ahlakıyla süsülenmek, sünneti Resulullah’a sallallahu aleyhi
ve sellem- tabi olmakla. Tebliğde, bildirmede, nasihat ve irşatta, açıklama ve
beyanda muhatabların hallerine göre sünneti bilmelidir.
Bu
zamanda insanların meşgul olduğu şeyleri, zararlısını faidelisini de bilmeli,
hallerine göre daveti icra etmelidir. Özellikle bunların en mühimi davetçinin,
herşeyi islam terazisiyle ölçmesi, islam esaslarına göre hareket etmesi gerekir
ki, temiz olanı pis olandan ayırt etsin. Böylece insanlar kendilerine
arzedileni doğru olarak bilsinler, haklarında dünya ve ahıretleri için faideli
olanı zararlı olandan ayırtedebilsinler.
Buhari’nin
fıkhı dave eserinde şu açıklamalar vardır:
Şüphesiz
Allah yolunda cihad, islamı yaymakta ve şirki söndürmekte en faziletli
vesiledir. Zira ameller iki kısımdır: Makasıd olanlar, imanın altı şartı gibi,
islamın beş şartı gibi. Şunlar, vesileler, esaslar ve asıllardır. Bu
vesilelerin en efdali mutlak olarak cihattır. Bu yüzden İmam Dakik el Iyd şöyle
dedi:
“Vesile
olan amellerin en efdal olmasını, kıyas gerekli kıldı, zira cihat dinin ilan ve
neşrine, küfrün yok edilmesine vesiledir. Cihadın failetli olması, şu sebeb
olduğu şeyin faziletine göredir.”
Davet
uslubu:
Misal
getirerek benzetmeler yaparak davet. Zira temsil
yapmak manaları yakınlaştırır, dinleyenin anlamasına ulaştırır. Manevi işin
tasavvurunu, hissi şeyle hasıl eder. Bu yüzden Allahu teala kitabında pek çok
misaller getirmiştir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de hadisi
şeriflerinde pekçok misaller zikretmiştir. Mesela mücahidi, sürekli ibadetle
kaim olup oruç tutan kişiye benzetmesi gibi. Bu yüzden davetçinin, temsil
uslubunu kullanması, muhatabının anlayışına manaları yakınlaştırması gerekir.
Teşvik
ve rağbetlendirme:
Resulullah
sallallahu aleyhi ve sellem davetlerinde bunu çok kullanmıştır. Mücahidin
faziletini zikreden hadisler bu kabildendir.
Allahu
teala kitabında mücahidin faziletini çok yerde zikretmiştir.
“Allah
yolunda öldürülenleri ölüler zannetmeyesin, bilakis onlar dirilerdir, rableri
katında rızıklanırlar.”
“Allah
mü’minlerin mallarını ve canlarını cennet karşılığında satınalmıştır”
“Allahın
fazlından onlara verdikleriyle ferahlanırlar…”
“Allahtan
olan bir nimetle ve fazıl ile müjdelenirler…”
Hadisi
şeriflerde de bu hususta çok teşvik vardır. Davetçinin davetine teşvik için
bunları vesile etmesi uygundur.
Davetçinin
salih amele devam etmesi:
Pek
çok hadisi şerifte salih amele devam zikredilmiş ve bunun ehemmiyyetine işaret
buyrulmuştur. Zira belli ölçüde az amele devam etmek, arasıra yapılan çok
amellerden daha fazlasıyla Allaha sevimlidir. Zira az olan devamlı salih
amelle, taat, zikir, murakabe, niyet, ihlas,halıka yönelmek devam eder. Az olan
devamlı şey meyve verir.
“Allaha
en sevimli amel, az da olsa sahibinin devam ettiği ameldir.”
İmam
Kurtubi r.a. derki:
“Mücahidin
uyku veya uyanıklık hallerinde, sukun ve hareket hallerinde yaptığı tüm
hareketleri, salih amel olup devamlı şekilde onun için sevab yazılır. Zira bu
gibileri başkası için hasıl olmaz, ancak mücahid bu haliyle cihada devam
etmektedir. Yani, mücahid ya düşmana karşı gelir veya onu öfkelendirir veya onu
korkutur veya müslümanların karaltısını artırır veya ona bir sıkıntı meşakkat
erişir. Bunların hepsi çok fazla ameller olup karşılığında ecir verilir.”
“İşte onların Allah yolunda bir susuzluğa, bir yor gunluğa ve bir
açlığa uğramış olmaları, kâfirleri öfkelen- direcek bir yere (ayak) basmaları
ve düşmana karşı bir üstünlük kazanmaları, ancak bunların karşılığında
kendilerine salih bir amel yazılması içindir. Çünkü Allah iyilik yapanların mükâfatını
zayi etmez.” (Tevbe: 120)
Beyhaki’nin Sünen-i kebirinden:
Biat eden mü’minler: Dedik ki Ya Resulellah! Ne şey üzerine seninle
biat edelim.
Buyurdu: “Benimle, hoş ve sıkıntılı anlarda işitip itaat etmek
üzere, zorluk ve kolaylık anlarında infak ile, emri bil ma’ruf ve nehti anil
münker yapmak üzere, levmedenin
levmetmesine aldırmadan Allah yolunda doğrusunu söylemek üzere, size geldiğimde
bana yardım etmek üzere, hangi şeyi nefsinizden, hanımlarınızda ve çocuklarınızdan
men ederseniz, beni de ondan korumanız üzere biat edin, sizin için cennet
vardır.” Ona doğru kalkıp biat
ettik.
Hadisi şerifte: “Ümmetim dünyayı ve parayı büyük tutunca (bunlara
kıymet verince), onlardan islam heybeti soyulup alınır. Emri bil ma’rufu terk
ettiklerinde, vahyin bereketinden mahrum edilirler” (Kur’anı doğru anlayıp
yaşayamazlar.)
EMRİ BİL MA’RUF NEHYİ ANİL MÜNKER DE MÜHİM YEDİ KAİDE
1- Bu hususta aslı şeriatın takrir ettiği (beyan ettiği) hususlardır.
2- Emri bil ma’ruf ve nehyianil münkerin hakikatinde basiretli ve ilimli
olmak.
3- Münkerin men edilmesindeki şartları bilmek.
Bunlar
dört tanedir:
a- O şeyin münker olduğu gerçekten sabit olmalı.
b- O anda münker mevcut olmalı, haline göre (elle-dille-kalble)
değiştirilir.
c- Münker açıktan işlenir olmalı, gizlice araştırılan neviden olmamalı.
d- Hakkında alimlerin ihtilaf ettiği hususlarda olmamalı.
4- Münkerin red edilmesi mertebelerini bilmek. (elle-dille-kalble)
5- En mühim olanı diğerlerine takdim etmek.
6- Maslahatları hasıl etmeye ve tamalamaya itibar etmeli, fesatları men
etmek veya azaltmaya dikkat etmeli.
7- İşlerde sebat etmek, acele etmemek.
Allaha taat ve Resulüne ittiba, ancak emri bil ma’ruf ve nehyi anil
münker yapmaya bağlıdır. İşte bununla şu ümmet en hayırlı ümmet oldu. “Siz
insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmet oldunuz. İyiliği emreder kötülükten
men edersiniz…” (Ali imran: 110)
“Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar
iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı
verirler, Allah ve Resûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir.
Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir.” (Tevbe: 71)
Bununla mü’minler arasında dostluk tahakkuk etti, bununla düşmana
karşı yardım olundu, bununla yeryüzünde temkin hasıl oldu. Bununla helakten
emin olunur, toplumun salahı korunur.
“Allah dinine yardım edene
elbette yardım edecek…”
(Hacc: 40)
Buhari’de bu hususta şu hadis şerif zikredildi: Resulullah sallallahu
aleyhi ve sellem buyurdu: “Allahın sınırlarını koruyanla onları ihlal
edenlerin misali, bir gemide (yerleşmek için) kura atan bir topluluğun misali
gibidir. Bazıları üst kata, bazıları da alt kata isabet etti. Alt katta
olanlar, su almak istediklerinde üsttekilere uğrarlardı. (Onlara eziyet
verirlerdi.) Alttakiler dedilerki: Yerimizden bir delik yarsak ta üsttekilere
eziyet vermesek. (Üsttekiler) Onları yapacakları işle başbaşa bırakırlarsa,
hepsi helak olur. Eğer ellerini tutarlarsa, hepsi kurtulur.” (Buhari)
İşte emri bil ma’rufun en güzel misalini Resulullah sallallahu aleyhi
ve sellem bizlere beyan etti. Biz kendi evimizi mahallemizi vatanımızı
korumadan, emniyet altına almadan, küfür modalarının saldırına karşı tedbir
almadan nereye gideceğiz, düşman içimize evimize okulumuza basına yayına
girmiş, her şeyi kendi istediği gibi şekillendirmiş, biz gidip onların içinde
kendimizi ölüme mi atacağız, yokse kendi özümüze dönüp sağlam bir bünye mi
oluşturacağız…
Şu hadisi şerifin tehdidinden sakınalım: Resulullah sallallahu aleyhi
ve sellem buyurdu:
“Nefsim kudret elinde olan Allaha yemin ederim ki, elbette maruf ile
emredersiniz, münkeri men edersiniz;
yoksa Allahu teala tarafından üzerinize bir azabın gönderilmesi beklenir
de sonra O’na dua edersini, fakat duanıza icabet edilmez.” (Tirmizi)
Elimizdeki arapça eserlerden (3 binden fazla) derlenmiştir.
Kaynakları elimizde mevcut olup uzun olmaması için yazılmamıştır.
İnşaallah bu konuya devam edeceğiz, kardeşlerimizin emri bil ma’ruf
nehyi anil münker hususunda bilgilenmesi ve bunu hayatlarına tatbik etmesini
arzu ederiz. Bizim kendi malzememiz yaterlidir, başkalarının ortaya attıpı
tabirler (diyalog-goşgörü) gibi tekerlemeler gerek yok. İslamın güzel ahlakı ve
kardeşlik hukuku, müsamaha ve affediciliği, en azılı düşmanı bile dize getirir.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








