.

.

Geçmişden Anılar

E-posta Yazdır PDF

NASİB NE ZAMANDIR, BİLİNMEZ!

efendi_hz01.jpgSÜNNET İLE GELEN HİDAYET
O zamanlar cemaat bu günkü gibi kalabalık değil, Cami kısmı ya doluyor, ya dolmuyorİslamı bildiği kadar yaşamaya çalışan, siyah fötür şapkası ile ticaret yapan bir iş adamının yolu Fatih Çarşam'dan geçince İsmailağa'ya uğramaya karar veriyor.
İsmailağa'ya girer girmez çok tabii olarak kendisini başka bir dünyada buluyor.
En ön safa kadar ilerleyip oturuyor. Efendi Hazretleri ise o sırada sohbet ediyorEfendi Hazretleri bir kitabı, rafa koyması için bu iş adamına vermek istiyorAdam elini uzatınca Efendi Hazretleri kitabı geri çekiyorBu iki üç kere tekrarlanınca yanındakiler adama ''Sağ elini uzat'' diyorlarSağ elini uzatınca Efendi Hazretleri kitabı veriyor.
Efendi Hazretleri bu hareketinin sebebini de kürsüden açıklıyorRasulullah Efendimizin sünnetinde; işlerin sağ el ile yapılması, almanın vermenin, yemek yemenin sağ el ile yapılması gerektiğini sol elin taharet eli olduğunu ve bunlara dair hadisi şerifleri anlatıyor
Bu zat, sohbet bitiminde Mevla'nın kalbine verdiği hidayet nuru ile aydınlanıyorKendi anlatımı ile:''Böyle bir edep ve sünnet aşkı daha ne olabilir ki.
O gün sohbet çıkışı İsmailağa'nın altında bulunan terziye indim, cübbe ve şalvar aldım. Eve gittiğimde hanım ve çocuklarda beni böyle görünce sen madem böyle giyindin bizde çarşaf giyeriz dediler ve Elhamdülillah giydiler, o günden bu güne böyleyiz işte'' diyor.
İsmini burada vermeyi uyugn görmediğimiz bu zat şimdi büyük bir hocamızdır ve sohbetleri ile insanları bu yola çağırıyor
Cumartesi, 21 Mart 2009 11:55 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

GECELERİ İHYA - SEYR-İ SÜLÜK

aksai.jpgSEYR-İ SÜLÜK

Nakşi yolunda dervişlerin manevi ilerlemesi için tayin edilen yolculuğa seyr-i sülük denir. Mürşid olan zat, dervişleri terbiye eder, ruhlarını arındırır, nefislerini temizleme yollarını omşara öğretir. bu husustanakşi yolunda ölçü, sünneti seniyyeye ittibadır. Asla bid'at ile Mevla'ya dost olunmaz.

Efendimiz s.a.v nasıl ki sabahlara kadar ibadetle meşgul ise, nakşi yolu da gecelerin ihyasına çok önem vermiştir. "Gece kalkmayanın kalbi uyanmaz" demişlerdir. Siz artık sabah namazına kalkamayanların halinini anlayın....

Neyse konumuza gelelim; Efendi hazretleri k.s. dervişlerin terbiyesinde bazı dönemlerde, seyri sülük hizmetini gece ortasında bizzat yürütmüştür. Şöyleki: Teheccüd vaktinde dervişler mescide gelirdik. Önümüzde Efendi hazretleri k.s. olduğu halde, tek tek teheccüd namazımızı lılardık. Sonra tarikat derslerine başlardık. Sabah namazı vakti girince iki rekat sünnetini kılıp hafif biruykuya yatardık. Yarım saat sonra Efendi hazretlerini k.s. kadırıp abdestimizi alırdık ve sabah namazının farzını kılmak için mescide giderdik. Sabah namazından sonra işrak vaktine kadar hatmi şerif mektubat okunurdu. İşraktan sonra da Efendi hazretleri k.s. kendi gözetiminde mektubat okuturdu.

 Bu minval üzere epey devam edilmişti. Sonraki dönemlerde bazı siyasi meseleler yüzünden bu hizmetten de mahrum kaldık.

Seyri sülük yapıldığında tarikat dersleri mutlaka geceden biterdi. 

İşte tarikata kızanlar, neye kızıyorlar bir bilseler?  Kendilerinin hayatını devam ettirecek bir hizmete kızıyorlar. Rızıkların gelmesi, huzurun temini, evlatların salih olması, hayatın ibadet üzere geçmesi hep buna bağlıdır. İnsanoğlu nankördür, bindiği dalı keser. Biz onlara aldırmayalım, talebelerimizle veya kendi evimizde bu hizmeti yapmaya çalışalım. Teheccüde kalkamazsak, gündüzün tamamlayalım...... 

Salı, 24 Şubat 2009 14:03 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Bayram hocaefendiden (r.a) şiir

byrm_h--.jpg1991-92 yıllarında Efendi hazretlerimizin ümre ziyaretine gittiği zamanlarda Yavuz Selim camii şerifinde pazar sohbetini başka hoca efendiler yapardı. Aşağıda yazılan şiiri bu hoca fendilerden birisi olan şehid Bayram Ali ÖZTÜRK hoca efendiden dinlemiştim, orada bulunan cemaat gibi bu acizde tesirlenmişti. Tabi o sıralar talebe olduğumuz için kalem kağıdımız genelde hazır olurdu, o mubarekten bu şiiri dinleyip hemen yazmıştık. Geçenlerde mektubatımın arasında bu kağıdı görüp siz kardeşlerimizle paylaşmayı murad ettik Mevlam istifade etmeyi nasib etsin AMİN.. (Rabbim bayram hocamız, hızır hocamız ve diğer şehitlerimizin makamlarını âli eylesin)
Pazartesi, 06 Ekim 2008 10:42 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Büyüklerin Önüne Geçmemeli!

Bir gün sabah namazının peşinde İsmailağa Camii şerifinde hatmi hoca yapılmıştı. Zikirden sonra Efendi Hazretleri duasını yaptı ve bazı ihvana günlük olaylardan sordu.
Haberleri takip eden bir mühendis kardeşimiz vardı, bazı açıklamalar yaptı.
 
Efendi Hazretleri k.s. biraz daha malumat dinlemek istiyordu. Vakit biraz daha uzayınca, medreselerine gidecek olan hoca efendilerden biri rahatsızlık duymaya başladı, ama belli de edemiyordu. Biraz daha konuşmalar uzayınca o hoca efendi söze karışıp, derse yetişeceklerinden bahsetti ve manevi yolda dikkat edilmesi lazım gelen bir edebi unuttu.
 
Efendi Hazretleri hemen sözü bağlayıp duayı tamamladı, ama o haca efendiyi büyük bir telaş kaplamıştı. Kürsüye çıkıp yaptığı işin uygun olmadığına dair ilgili ayetleri okudu. (Hucurat suresinden) "Allah ve Resulünün önüne geçmeyin.... yoksa amelleriniz farkında olmadan silinir..."  mealindeki ayetleri bir yandan okuyor, bir yandan da göz yaşlarını tutamıyordu. Ağlayarak Efendi hazretlerinden özür diliyor, affedilmesi için ricalarda bulunuyordu. Hepimiz çok müteessir olduk ve korkmuştuk.
 
Efendi Hazretleri k.s. her zamanki gibi tebessümle, -tamam, haklısınız, ben unuttum, sözü uzattım- gibi sözlerle mesuliyyeti kendinde buluyor ve hoca efendiyi teskin ediyordu. Epey bir uğraştan sonra hoca efendi rahatladı ve Mektubattan bir miktar okuyarak sohbetini tamamladı.
 
Gerçekten insan, nerde olursa olsun, edebini muhafaza etmeli, büyüklerin önüne geçmemelidir, aksi halde Allahu teala katında makbul olmaz. 
Pazartesi, 18 Ağustos 2008 13:53 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

"Seni hangi ana doğurdu, muhtar"

cehennem.jpg

 

Bir gün Efendi Hazretleri şöyle bir kıssa anlattı:

Kur'an okumak ve okutmak yasak olduğu dönemlerde idi, Of taraflarında bir köyde hocanın biri Kur'an okutuyor diye köy muhtarı tafaından jandarmaya şikayet edilmiş. Jandarmalar gidip hocayı yakalamışlar ve rahleyi hocanın sırtına yükleyerek kasabaya indirmişler. Karakol komutanına durumu haber vermişler.

Komutan şaşırmış, kim şikayet etti diye sormuş. Köyün muhtarı dediler. Çağırın muhtarı gelsin, demiş komutan. Çağırmışlar. Aşağıya indirin, demiş komutan. İndirmişler. Komutan eline bir sopa almış ve muhtara vurmaya başlamış, bir yandan da "Seni hangi ana doğurdu, muhtar" diye bağırıyormuş, küüt diye vuruyormuş. "Seni hangi ana doğurdu" küüt! 

Cuma, 15 Ağustos 2008 16:49 tarihinde güncellendi

Sayfa 1 - 4

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.