Hac kelimesi lügatta: Ta’zim edilecek yer ve makamlara ziyarette bulunmak, vs anlamlarına gelmektedir. Şer’an: İmkânı olan Müslümanların belirlenmiş zamanı içinde; Kâbe, Arafat, Müzdelife ve Mina gibi belirlenmiş mekânlarda belli dînî görevleri şart ve usulüne uygun olarak yerine getirmek suretiyle yapılan ibadeti ifade eder. Hac, hicretin 9. yılında farz kılınmıştır. Gerçi Müslümanlar daha önce de haccede gelmiştir. Hac, bilindiği şekliyle Hz. İbrahim (aleyhisselama) kadar uzanmaktadır. Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şerifler bize, Hz.İbrahim (aleyhisselam)ın haccından, insanları
“…Ve bizlere haccın usulünü göster, …” (Bakara sûresi: 128) diye dua etmeleri üzerine Yüce rabbimiz, onlara hac ibadetinin nasıl yapılacağını Cebrail vasıtasıyla öğretmiş ve: “İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.(Hac/27) emrini vermiştir.
Sonra Allah İbrahim (aleyhisselama)’a insanları Hacca davet etmesini
emreder: İbrahim ‘(aleyhisselama) da bu emir doğrultusunda Hac
menâsikini/görevlerini insanlara göstermiş ve Kâbe’nin her yıl ziyaret
edilmesini sağlamıştır. Peygamberler silsilesinin son halkası olan
Efendimiz(sallallahu aleyhi ve sellem) de aynı şekilde bu daveti
güncellemiş ve ümmetini hacca davet etmiş ve 1400 küsur senedir de bu
davete milyonlar LEBBEYK/Buyur Allahım! diyerek cevap vererek
Kâbe’ye koşarak akın etmişlerdir. Orada bulunan Mü’minler ırkları,
renkleri, dilleri, huyları ve daha birçok şeyi ile birbirine zıt olan
din kardeşleri ile omuz omuza Kâbe, Arafat, Müzdelife ve diğer yerlerde
alemleri yaratan ve kendilerini vahyin manevi iklimini tatmayı nasib
eden hazreti Allaha ibadetler, dualar ve yakarışlarda bulunurlar.
Gözlerden yaşlar sel olur akar, gönüller yumuşar o an sanki insan bu
dünya ile irtibatını kesmiş, sanki mekânsızlık âleminde rabbisinin
feyzi ilahisinde gark olmuş bir haldedir. Ve milyonların gönlü ve dili
hep birden;
“Lebbeyk, Allahümme lebbeyk!” “Buyur Allahım! Emrine amadeyim
Allahım! Senin eşin ve benzerin yoktur Emret Allahım! her türlü övgü,
sana mahsustur Nimet de senin, mülk de senin Senin eşin ve benzerin
yoktur ” diye haykırır.
Artık zaman yaklaşmıştır
günlerden arefe’dir, bütün mü’minler dümdüz bir vadide üzerlerinde
ihramlarından başka bir şey olmadığı halde eller duaların kıblesi
semâya açılmış gözler yaşlı bin bir ah-u zâr ile rablerine yakarırlar.
Ve rabbimiz azze ve celle’nin lutfu ilahisi tüm semayı kaplamıştır ve
bunu efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bize şöyle bildirmiştir: “Arafatta vakfeye durup da günahlarının affedilmediğini zanneden, büyük günaha girmiş olur” (Hatib)
buyurudu. Artık insan bu fani dünyanın kendisine verdiği ağırlıktan
kurtulmuş, tüy gibi hafiflemiştir bu hal bir hadisi şefrifte şöyle
ifade edilir: “Haccedip, kötü söz söylemeyen ve doğruluktan ayrılmayan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur”. (Buhari) Hatta o hacılardan birçoğu oralarda ölmek ister, çünkü hadisi şerifte buyuruldu ki: “Hacca giderken yolda ölene, kıyamete kadar hac, cihada giderken de ölene, kıyamete kadar cihad sevabı yazılır”. (Ebu Ya’la)
bu sebeble hacca giden bir mü’min defalarca gitmek ister asla ondan
bıkmaz usanmaz. Fakat bu halden anlamayan, bu zevki tatmayan kişi,
insanların uğruna öldüğü bu ibadeti fuzulî olarak görür bilmez ki
kendisi fuzulîdir. Eğer öyle olsaydı Resulullah sallallahu aleyhi ve
sellem: “Hac için harcanan mala, Allah yolunda harcanan mala verildiği gibi yediyüz misli sevap verilir”. (Beyheki) ve yine: “Hacceden zenginleşir”. (Hakim) “Hac zenginliğe, zina fakirliğe sebep olur”. (Taberani-Şir’a)
buyururmuydu. Şimdi düşünelim bundan daha kârlı bir iş varmı? Hadisi
şerifte efendimiz, Hazreti Allah’ımızın kendisini ziyarete gelen mü’min
misafirlerine son hediyesini: “Hac, suyun kirleri temizlediği gibi, günahları yok eder.” (Taberani) diye haber vermiştir.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








