Soru: Bugünlerde gazete sütunlarına ve TV ekranlarına yansıyan, “kadınlarla
tokalaşma” konusunda acaba dinimizin hükmü nedir ve Peygamberimizin örnek
tatbikatı nasıldır? Kur’an-i Kerim’deki “Zinaya yaklaşmayınız” emri gayet
açıktır. Bu emirle, zina yapmak şöyle dursun, zinaya giden bütün yollar bile
yasaklanmaktadır. İki cins arasındaki, dokunmak/tutmak gibi fiiller, zinadan
önceki hareketler oldu?u içindir ki, İslâm dini meşru olmayan bu fiilleri de
yasaklamıştır.
Cevap: İnsanlar gözleri kapalı tokalaşmadıklarına ve tokalaşacakları insana bakıp
gördüklerine göre, “tokalaşmak”tan önce, bakmanın/görmenin hükmüne göz atmak
icap eder. Kadın ve erkeklerin, birbirlerini tanıyacak kadar normal ve tabii
bakışlarında bir mahzur yoktur. Yeter ki, birinci bakışın arkasına başka
bakışlar eklenmesin.
a) Yabancı kadınlara bakmak hususunda Kur’an diyor ki: “Mü’min erkeklere
söyle, gözlerini kıssınlar.” (Nur, 30)
b) Peygamberimiz (sav), Hz. Ali Efendimize, “Ya Ali, bakışına bakış ekleme.
Birinci bakış lehine, (günah değil), ikinci bakış ise aleyhinedir (günahtır)”
buyurdular. (Tirmizî, Edep 23; Ebû Davud, Nikâh 24)
c) Hz. Câbir, bir kadına ani bakışın hükmünün ne olduğunu soruyor.
Peygamberimiz, “Bakışını hemen çevir” buyuruyor. (Müslim, Âdâb 45; Ebû Davud,
Nikâh 44; Tirmizî, Edep 29)
d) Peygamberimizin hanımlarından Ümmü Seleme ile Meymûne Vâlidemizin
bulundukları yere doiru, âmâ olan İbni Ümmi Mektum Hz. geliyordu. Geldi ve
onların bulunduğu yere girdi. Peygamberimiz hanımlarına, “Örtününüz” buyurdu.
Onlar, “Ey Allah’ın Resûlü, o bizi görmeyen bir âmâ değil mi?” dediler. Peygamberimiz,
“Siz de mi âmâsınız? Siz onu görmüyor musunuz?” buyurdu. (Ebû Davud, Libas 37;
Tirmizî, Edep 29)
Değerli okuyucular, tokalaşmadan önce şart olan bakmak ve görmek hakkında
Peygamberimizin sözleri böyle olunca, yabancı kadınlarla tokalaşmanın hükmü acaba
nasıldır?
TOKALAŞMAK
Kur’an-ı Kerim bize, herhangi bir hususta tereddüde düştüğümüz zaman, onu
Allah ve Resûlü’ne götürmemizi, yani o konuda ayet ve hadislere bakmamızı
emrediyor.
Biz de öyle yapalım. Eserlerde “musâfaha” kelimesiyle anlatılan tokalaşmanın
sünnet olduğu hakkında, âlimler birleşiyorlar. Ama kadınlarla erkekler
arasındaki tokalaşmanın sünnet olduğu hakkında değil...
Meşhur âlimlerden İbni Hacer, yabancı kadınlarla tokalaşmanın bu emrin dışında
olduığunu, yani sünnet olmadığını ifade etmektedir. (Kütüb-i Sitte Muhtasarı
10/191)
İbn-i Esir, El-Kâmil fi’t-Târih’inde, Peygamberimizin, yakın olmayan
kadınlar hakkında tavrını Şöyle anlatıyor: “Resûlullah, kadınlara el sürmez,
hiçbir kadınla tokalaşmaz ve hiçbir kadın da ona el vermezdi.” (Mekke’nin Fethi
Bahsi)
Nitekim, ikinci Rıdvan Bîatı’nda ve Mekke’nin Fethi’nde, erkeklerden
musafaha yaparak bîat alan Hz. Peygamber, kadınların elini tutmamıştır. Bizim
en güzel örneğimiz Peygamberimizdir. Kur’an-ı Kerim de zaten, “Resûlullah’ta
sizin için güzel bir örnek vardır” buyuruyor. O halde en güzel örneğe iyi
yapışmak lâzım...
Deniliyor ki: “Cinsel haz amacı olmazsa, kadınlarla tokalaşmak helâldir.”
Biliyorum ki, bu söz kötü niyetle söylenmiş bir söz değildir. Ama iyi
niyetle de olsa yanlış yanlıştır. Dolayısıyla, herhangi bir kaynak eserden
delil getirilmediği müddetçe, bu hükmü kabul etmek mümkün değildir. Çünkü, 1400
seneden sonra bizim “Şu helâldir, Şu haramdır” Şeklinde hüküm verme
salâhiyetimiz olamaz. Yapılacak tek Şey vardır, o da bu mesele için kaynak
eserlere bakmaktır.
İslâm’da caiz olan, kadınların ellerinin açık olmasıdır; dokunmak ve tutmak
değil. Yoksa, Peygamberimiz, caiz olsaydı kadınların ellerini niçin tutmasındı?
Hz. Resûlullah, bir peygamber olarak kadınların elini tutmadığı halde, biz
neyimize güvenerek tutacağız ve “Cinsel haz amacı olmazsa helâldir”
diyebileceğiz?
“Cinsel haz amacı olmazsa” deniliyor. Eğer bir fiil caiz değilse, onda niyet
aranmaz. Meselâ bir kadının açık olan sırtına bakmaz, cinsel haz amacı olsa da,
olmasa da helâl değildir.
Yusuf Aleyhisselâm'ın kendisi hakkında sözü şöyle: "Ben nefsimi temize
çıkarmam, nefsime iyi diyemem. Çünkü nefis fazlasıyla kötülüğü
emredicidir."
Peygamberler bile kendilerini bu hususta emniyette hissetmedikleri halde,
kim kendini her zaman kontrol edebilecektir?
Tokalaşan iki kişiden birinin hatırında kötü hiçbir düşünce olmadığı halde
diğerinde olabilir.
Bilemezsiniz ya, diyelim ki sizinle el sıkışan şahsın böyle bir amaç
taşıdığını biliyorsunuz, engel olabilecek misiniz? Böyle bir durumda, yutkuna
yutkuna hazmetmeye çalışmaktan başka ne yapılabilir?
Öyleyse yeni baştan soralım:
Hâlâ, "Cinsel haz amacı olmazsa tokalaşmak helâldir" diyebilecek
miyiz?
İki elin buluşmasını basite almamak gerekiyor değerli okuyucular. Bu konu
romanlara bile konu olmuş. Sevgilisinden bahseden romanın kahramanı, "Onun
elinin sıcaklığını ve yumuşaklığını hâlâ unutamıyorum" diyor.
Bir erkekle aralarında hiçbir şey olmadığını anlatmak için "Eli elime
değmedi" diyen bayan, bu sözüyle bizim anlatmak istediğimizin canlı isbatı
oluyordu. Sinan Çetin, programındaki muhatabına, "İlk defa ne zaman elini
tuttun?" diye soruyordu. Bu sorunun sebebi ne ola ki?
Bütün bunlar, iki elin birleşmesinin, icabında daha başka ne türlü
birleşmelerin öncüsü olduğunu isbat etmiyor mu?
HELÂLLERİ HARAMLAŞTIRMAK
Yukarda, "En doğrusu, bu konu hakkında kaynak eserlere bakmaktır"
demiştim. Bu konuda söz söyleyenler, kaynak eserlere bakmış olmalılar. Bakmaya
bakıyorlar da; "kadınlarla el sıkışmak helâldir" hükmünü bulamayıp,
"haramdır" ibaresiyle karşılaşınca bir türlü kabul edemiyorlar.
Kabul etmemekle kalınsa bir derece. Bir de karalamaya geçiyorlar.
Diyorlar
ki: "Müctehidlerde helâlleri haramlaştırma gibi bir zafiyet var."
Değerli okuyucular, bu durumda müctehidler, -kadın eli sıkmak helâldir-
demedikleri için, insanlara helâli haramlaştırarak İslâm'ı bozmuş oluyorlar( !)
Çünkü din, kaba çizgilerle haram ve helâl hükümlerden ibarettir."
El insaf! Halbuki, mübarek müctehidleri tenkit edenler, asırlardan beri
onların ictihadlarını öğrenerek yetişen sayısız âlimlerin eserlerini okuyarak
yetiştiler. Onların eserlerini yok sayıversek, bu tenkitçilerde ilimden eser mi
kalır? Tenkit edilen müctehidler, cahil değil âlim kimselerdir. Bunlarca,
helâlleri haramlaştırdıklarına göre, bu işi bile bile yapmış olmaları lâzım.
Helâle haram demek insanı dinden çıkardığına göre, haşa, bu zatlar böyle bir
fecaatı mı işlemişlerdir? Asla!
"Kadınlarla el sıkışmak helâldir" demedikleri için onları
suçlamakla, 13 asırdır müctehidlerin ictihadlarıyla amel eden bu ümmete de
hakaret etmiş olmuyorlar mı?
"Müctehidler" demekle sadece birini değil, topunu birden
suçladığınıza göre, sizce helâlleri haramlaştıran böyle bir topluluğa hürmet
duymaya değer mi?
Fitnenin her tarafı sardığı bir devirde, insanları kötü hislerden nasıl koruyup
da, "Cinsel haz amacı olmazsa kadınlarla tokalaşmak helâldir"
diyeceğiz?
Bir de, "El sıkışmak artık olağan hale geldi. Akla cinsel haz zaten
gelmez" deniliyor.
Öyle olduğu kabul edilse bile, haramlık yine kalkmaz. Bir erkek, annesine,
kız kardeşine veya kızına karşı kötü his beslemez, ama onların üzerlerinde
sadece iç çamaşırı olduğu halde onlarla aynı yatakta yatamaz. Kötü amaç
olmaması şart değildir.
Ve meselâ;
Artık Müslümanlar hakkında böyle söz söyleyenler olmadığı halde, asırlardır
hâlâ tavafın ilk üç devresinde remel yapılmaktadır.
NETİCE: Müslüman hanımların başlarının örtülmesi farz olduğu ve bu husus 14
asırdır bilindiği halde, bazılarının kullanmasıyla zamanımızdaki bazı sözüm ona
din adamları, "İslâma göre kadınların başlarının kapatılması gerekir mi,
gerekmez mi?" tartışması yapıp duruyorlar. Şimdi de bir kısmımız oyuna
gelerek, lütfen, "Kadınlarla tokalaşmak caiz mi, değil mi?"
tartışmasına âlet olmayalım.
Saygılarımla...
Editör:
Kadınların muhafazası, erkeklerin arasına karışmamalarındadır, Mahmud Efendi hazretlerinin k.s. tabiri ile -kadınları erkeklerin arasına salmak, tavuğu çakalların arasına salmak gibidir, onu yerler-
O halde, tok gözlü olup fesat yerlerine uğramamak, islamı yaşayamayacağı yerlere uğramamak veya bulunduğu yerleri islamileştirmek gayretimiz olmalıdır.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








