ALİ HAYDAR AHISHAVÎ k.s.
Batum'un Ahıska
beldesinde 1870 senesinde dünyaya geldi. Babası Şerif Efendi'dir. İki yaşında
annesini, dört yaşında da babasını kaybeden Ali Haydar Efendi, ilk ilim
tahsilini memleketinde yapmıştır. Daha sonra Erzurum'da medrese tahsiline devam
etmiştir. Erzurum'dan sonra İstanbul'a gelen Ali Haydar Efendi, Fatih Camii
Şerifi'nde derslere devam ederek, Beyazıd dersiâmlarından Çarşambalı Hoca Ahmed
Hamdi Efendi'den 1901 yılında icazet almıştır.
Ömer Nasuhi
Bilmen Hoca, Hukuk-u İslâmiye ve Islahatı Fıkhiye Kamusu eserinde Ali Haydar
efendiden bahsederken, "Yüksek çalışkan fukahamızdan sayılır" der ve
devamla, "Mahkeme-i Temyiz riyasetinde, mülga fetvahane-i ali emanetinde
ve adliye nezaretinde bulunmuştur. Mecelle-i ahkamı Adliye'ye yazmış olduğu 4
ciltlik mufassal şerhi, kıymetli bir eserdir. Birçok çalışmanın faideli bir
semeresidir. Arazi, evkaf, mefkud, ahkâmına dair eserleri, intikal kanununa
şerhi de vardır. Medresetül Kuzat'ta ve Darül Fünun'da mecelle vesaire
müderrisliğinde bulunmuştu" diye övmüştür.
Sene 1914 Fatih
Camii'nde talebe okutmaya başlamıştır. Fetvahanede fetva vermiş, gösterdiği
büyük iktidarla, 1914 yılında Sahn Medresesi Fıkıh Müderrisliği'ne tayin
edilmiştir.
Birinci Dünya
Savaşı ardından, 14 Kasım 1914'te ilan edilen Cihad-ı Ekber fetvasını, Fetva
Emini sıfatıyla Fatih Camii'nde okudu. Aynı zamanda 23 Kasım 1914'te Cihad
Beyannamesinde bulunan 29 imzadan birisi de Ali Haydar Efendi'dir. 1915 yılında
Şeyhü'l-İslamlık'ta yeni kurulan "Telif i Mesail Heyeti Reisliği"ne
tayin edilmiştir. 1916 yılında Huzur Dersleri baş muhatablığına tayin edilmiştir.
Rumeli Kazasker payeliğini elde etti. Aynı yıl emekliye ayrıldı. Tevfik
Paşa'nın ikinci sadaretinde (Baş vezirlik) kısa bir süre Adliye Nazırlığı
(Adalet Bakanlığı) yaptı. Bu görevde iken Medine'yi teslim etmeye yanaşmayan
Fahrettin Paşa'ya Padişah'ın teslim konusundaki iradesini götürdü.
Ahıskalı Ali
Haydar Efendi (KS), zahiri ilimlerin hepsini ikmal etti. Varılacak noktanın en
üst kademesine ulaştı. Üstelik kendisi de, şanlı şöhretli, celadetli idi.
Efendi , sert mizaçlı biri idi. Taviz vermeksizin şeriatın hükümlerinin yerine
getirilmesini isterdi. Hatta Maide suresindeki şu ayeti kerime sanki düsturu
olmuştu. "Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler zalimlerin, fasıkların,
kafirlerin ta kendileridir." (Maide Suresi
ayet 44-45)
Hitabeti çok
kuvvetli, fakihliği 4 mezhebe fetva verecek kadar kuvvetli idi. Tesir ve ikna
gücü de yerinde idi.
Ahıskalı Ali
Haydar Efendi , kaynaklar, tarih olarak kesin belirtmemekle beraber, 1913 ve 14
yılları, Bandırma'ya gider. Bir Ramazan günü talebelere yardım maksadı vardır.
Tabii ki vaaz edecektir. İstanbul ulemasından olduğu için her yerde rağbet çok
olur. Vaazları genelde tasavvuf ve tarikatlar aleyhinde olur. Hatta bir gün
sabah namazında kişiyi isimlendirerek, "Burada Bezzaz Ali Rıza Efendi var,
esnaftır, tarik ehlidir, şöyle yapar, böyle yapar" diye aleyhinde konuşur.
Cemaatin içinde Ali Rıza Bezzaz Hazretlerinin talebelerinden Börekçi Hasan
Efendi de vardır. Vaazı dinler ve namazdan sonra olup biteni Rıza Ali Bezzazi
Efendiye anlatır. Meşayih sevinir. Efendi de "Hiç merak etme, çok yakında
bizim yanımıza gelecektir" der. Gönülden gönüle yol var ya. Onların
sözleri ok gibidir, gider hedefini vurur. Ali Haydâr Efendi'nin gönlüne bir
ateş düşer. Tasavvuf ve tarikat ehline karşı bir sevgi ve alaka başlar. Kalbi vecd,
istiğrak ve cezbe ile dolar. Dev cüsse, cübbeyi ve sarığı atarak camiden çıkar.
Pazar yerinde bez atan Ali Rıza Bezzaz Efendi'nin yanına varır.
Söylediklerinden pişmanlık duyduklarını ve affetmesini ve evlatlığa kabul
etmesini söyler.
Bezzaz Ali Rıza
Efendi (K.S.), Ali Haydar Efendi'nin kolundan tutar, sırtını okşar ve
"İstanbul'da Hacı Ahmet Efendi var ona git" der. Bandırma'dan
İstanbul'a dönüş Ahıskalı Ali Haydar Efendi, İstanbul'a gelip Hacı Ahmet
Efendi'yi bulur. O da "Topkapı'da Ali Efendi var ona git" dedi.
İmtihanlar, sabır, teslimiyet. O ona, o da ona gönderiyor? Topkapı'ya giden Ali
Haydar Efendi (KS), kendisine bildirilen köhne, dökük bir evin kapısını çaldı.
Yarım saat kadar kapıda bekledi. O an nefsi ile başbaşa kaldı ve nefsi içerden
konuştu: "Ey Ali Haydar, sen ki padişahın huzur dersleri baş muharrir ve
baş muhatabısın, böyle bir adamın böyle köhne evin ününde kapısını bekliyorsun,
bu sana yakışır mı?" diye iç geçirdi. Daha sonra kapı açılıp bir kız
çocuğu çıktı. "Buyurun içeri" dedi. İçeri giren Ali Haydar Efendi,
bir saat daha bekledi. Bu sırada saçı-başı birbirine karışmış, kambur bir adam
içeri girdi. Bu kimsenin Ali Efendi olduğunu anlayan, Ahıskalı Ali Haydar
Efendi, hemen elini öpmek istedi. Fakat o kimse, "Çek, çek elini, ben samimiyetsizliklere
el veremem" dedi. Ahıskalı Ali Haydar Efendi, kendi sıfatlarını ve
makamlarını saymaya başlayınca, o zat "Sus, sus" diye azarladı.
Ahıskalı Ali Haydar ağlamaya başlayınca da, "Ya! Amma da cümbüş
hocacıymışsın, şaka yaptım" dedi. O anda bazı değişiklikler hisseden
Ahıskalı Ali Haydar Efendi, karşısındaki Ali Efendi'ye talebe olup sohbet ve
derslerine devam etti. Tasavvuf yolunda ilerledi.
Bandırma'daki
Nakşi Şeyhi Ali Rıza Bezzazi'nin vefatı üzerine postnişinliğe getirildi.
Dergâhta vakıf şartı gereğince Ali Rıza Bezzazi'nin talebeleri arasından
seçildi ( 1914). Bu dergâh, Fatih ilçesi Çarşamba mevkii, Cebecibaşı
mahallesinde İsmail Ağa Camiinden Fener Kilisesi'ne doğru giden sokağın
sonundadır. Burası, Şeyh Mustafa İsmet Garibullah Hazretleri'nin dergâhıdır.
Nakşi silsilesinden 32.'dir. Yanında 33. Şeyh Halil Nurullah Zağravi Hazretleri
vardır. Yan yana kabri şerifleri oradadır. 34. silsile zinciri az önce
bahsettiğiıniz Ali Rıza Bezzazi'dir ve Bandırma'da medfundur. 35. Ali Haydar
Ahıskavi olmuştur. Allah onlardan razı olsun. İttihat ve Terakki hükümeti,
Ahıskalı Ali Haydar Efendi'nin bu seçimini reddetti. Postnişinliğine el koydu.
Fakat Efendi Hazretleri bu işi yine devam ettirdi. Birinci Dünya Savaşı boyunca
aynı zamanda da padişahın huzur dersleri başmuhatablığını da yürüttü. Beş yıl
sonra müridlerden Hafız Halil Sami Efendi tarafından yazılan istida (dilekçe)
ile postnişinliğin gasp işi saraya intikal ettirildi. Nihayet hicri 1338,
miladi 1919'da Ali Haydar Efendinin postnişinliği bizzat padişah tarafından
tasdik edilmiş oldu. Huzur dersleri de 1923'e, padişahlığın kaldırılmasına
kadar devam etti.
Cumhuriyet sonrası alimlerin çile devri
başladı. Sorgular, mahkemeler, hapisler, beraatler birbirini izledi. Tahirül
Mevlevi, basın aleminde "Hayatım ve istiklal mahkemeleri" adlı
hatıraların, polis nezaretine gittiklerini uzun uzadıya anlattıktan sonra,
koğuşta kimlerle kaldıklarını tarif ederek yazıyor: "Kapıdan girince
sağdan birinci karyolada Dağıstanlı Seyyid Tahir Efendi, ikinci karyolada Kâtip
Aziz Mehmet Efendi, üçüncü karyolada kitapçı Aziz Efendi, dördüncü karyolada Ömer
Rıza Bey, beşinci karyolada Abdi Acz
(kendi), altıncı karyolada Suud Bey, yedinci karyolada her akşam orada yatan
bir memur. Soldan birinci ve ikinci minderde Yağlıkçı Hasan ve Mustafa
efendiler, soldan birinci karyolada Dersiam ve Çarşamba'daki İsmet Efendi
Tekkesi şeyhi Ahıskalı Ali Haydar Efendi, bir de onlara mücavir (komşu)
Seydişehirli Hasan Efendi, ikinci karyolada vaiz Sofi Süleyman Efendi, Kitapçı
Mihran Efendi de tam orta yerdeki karyolayı seçmişti. Ali Haydar Efendi ve
Süleyman Efendi'nin birer zembili ve bir de pöstekisi vardı. Tahirül Mevlevi
koğuştakilerin hususi hallerini bir bir süzdükten sonra Ali Haydar Efendi için
şunları da ekleyivermiş: "Şeyh Ali Haydar Efendi, kulakları az işittiği
için mütalaayı ve tilaveti muhasebeye (sohbete) tercih ediyor, kendisine tane
tane ve yavaş söylenilmek şartıyla bir şey sorulacak olursa müfid ve mukni
(faydalı ve ikna edici) cevaplar veriyor, mangalda kendi eliyle kaynattığı çayı
sessizce içip hususi aleminde bulunuyordu."
Tahirül Mevlevi bir gece
rüya görür, namazdan sonra Ali Haydar Efendi'ye gelir anlatır. "Şeyh Ali
Haydar Efendi ile ikimizin müşterek bir maaş cüzdanı varmış. Bu cüzdanla
vezneye müracaat etmiştim. Maaş alacakmışım. Veznedar, bir iki kâğıt para
verdikten sonra; -İstersen bir de altın vereyim teklifinde bulundu. -Aman lutuf
etmiş olursunuz, çoktandır ruyetinden mahrumum. Gurbette hemşehri görmüş gibi
olurum, dedim. Vezneci kenarı kırık bir altın verdi. Bunu görünce; -Aman bir
lütuftur ettiniz, bari tamam olsun, şunu değiştiriverin ricasında bulundum. Onu
aldı. Mevlevi külahı şeklinde altından mamul tam bir sikke verdi. Aldım ve
uyandım." O mübarek de iyiye yorar: -Altının değişmesi hakkında hükmün
değişeceğine, maaş cüzdanının müşterek olması da ikimizin beraatine işarettir,
der, Gerçekten birkaç saat sonra da tabiri gibi olur. Bir zaman sonra
telgrafhanede Şeyh Ali Haydar Efendi'yi görür ve: -Efendi rüya tabiriniz gibi çıktı,
deyip elini öper, hatta telgraf kâğıdını yazıverir.
Türkiye'de yeni kurulan idareye karşı olduğu öne sürülerek Ankara'ya götürülür.
Ankara'da İskilipli Atıf Hoca ile beraber aynı koğuşta kalır. Hapishanede
kaldığı sırada rüyasında şeyhini görür ve şeyhi ona bir rivayetle 33, başka bir
kaynakta 41 defa Fetih suresini okursan kurtulursun der. Ali Haydar Efendi
okumaya başlar. Bir yandan da okuduğu sayıyı ranzaya işaretler. Onun böyle
yaptığını gören İskilipli Atıf Hoca, (Allah rahmet eylesin); -Hoca
ne.yapıyorsun, der. Ali Haydar Efendi de: -Rüyamda şeyhim böyle söyledi, sen de
oku kurtulursun inşaallah der. İskilipli Atıf Hoca da: -Bu gece ben de rüyamda
Peygamber Efendimizi gördüm (sav). "Atıf ben seni çağırıyorum, sen
savunmanı hazırlıyorsun" buyurdu. Ben de savunmamı (müdafaaname)
yırttım" der. Bilindiği üzere Atıf Efendi şehadet, Ali Haydar Efendi
hizmet şerefiyle Allahu Teala'nın nimetine vasıl oldular.
Ahıskalı Ali Haydar Efendi (KS), yıllarca ilim
öğrenmek, ilmi öğretmek ve insanlara İslâmı anlatmak için meşgul oldu. Edebin
birinin dahi terkine rıza göstermezdi. Pek çok ilim erbabı yetiştirdi, kıymetli
müridleri oldu. Vaktinin büyük bir bölümünü Kur'an-ı Kerim okumakla geçirirdi. "Sülbümden değil, yolumdan
gelen benim evlâdımdır" derdi. Uzaktan yakından ziyaretine
kimler gelmez ki? Erzurum'dan Alvarlı Muhammed Lutfi Efendi, Ramazanoğlu
Sami Efendi, Hasip Efendi, Mehnet Zahid Kotku ve nice alim, fazıl
kişiler.
Siyasetten uzak durur.
Talebelerinin de uzak durmalarını tavsiye ederdi. Ali Haydar Efendi , derin bir
bilgiye sahipti. Dînî ilimleri bihakkın kavrayan bir zekâya sahipti. Hitab
ettigi cemaati hemen te'siri altına alırdı.
Uğrunda hayatı boyunca
mücadele ettiği en büyük gayesi; Allah'ın indirdiği ile hükmetmekti. Maruz kaldığı
çile ve meşakkatlara gögüs germiştir. Emr'i bi'l-ma'rufa büyük önem verirdi. "Din-i Mübin-i İslâm'ın devam
ve bekası, emr-i bi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münkerin devamına; dîn-i mübin-i
İslâm'ın inkırazı (yıkılması) ise emr-i bi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münkerin (iyiliği
emredip kötülükten alıkoyma) terkine bağlıdır." derdi.
Ali Haydar Efendi (K.S.),
tasavvuf ehli olarak Nakşbendiyye'nin Halidî koluna mensuptu. Silsilede sırası
otuzbeşinciydi. Şeyhi ise, Bandırma'da medfun bulunan Mevlana Ali Rıza el-Bezzaz
(K.S) idi. Ali Haydar Efendi Nakşbendi tarikatının şeyhlerinden olan ve
silsilede 32. sırada bulunan, Mevlana Muhammed Mustafa İsmet Garibullah (K.S)
Efendi'nin Fatih Çarşamba'da Cebecibaşı mahallesindeki konağını tekke edinerek,
Şeyh İsmet Efendi Dergahı adı verilen bu tekkede, irşad makamında oturmuştur.
Dergahının bulunduğu mahalde bulunan evinde, 1 Ağustos 1960 tarihinde vefat
etti. Vefatında, âyetler okuyarak, etrafındakilere nasihatler ederek,
tebessümler saçarak, dar-ı bekaya göç etti. Arkasında binlerce gözü yaşlı mürid
bıraktı. Kabri Edirnekapı Sakızağacı kabristanındadır. Bıraktığı vazifeyi
gönüller sultanı sünneti ihya eden Mahmud Efendi Hazretleri k.s. devam
ettirmektedir. Mevla teala, cümlemizi nasibdar eylesin. Âmiîn!
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








