1. cilt 59. Mektub'tan...
Bilki ey
Mahdum! İnsan için mutlaka üç şey lazımdır ki, ebedi kurtuluş hasıl olsun.
İlim, amel, ihlas.
İlim iki
kısımdır. Bir kısım ki ondan maksad amel etmektir. Bunun açıklamasını fıkıh
ilmi üzerine almıştır. Bir kısım da kendisinden maksad sadece itikad ve kalbî
yakindir. Bu kısım, kelam ilminde, kurtulan fırka -Ehli Sünnet vel Cemaat
mezhebinin görüşü üzere tafsilatıyla beyan edil-miştir. Kurtuluş ve onu arzu
etmek, hiçbir kimse için, şu büyüklere tabi olmaksızın imkansızdır. Şayet
onlara kıl kadar muhalefet vakı’ olursa, iş tehlikededir; hem de ne tehlike!
Bu söz,
açık keşif ve sahih ilhamla, sıhhatten yakin mertebesine ulaşmıştır, bundan vaz
geçilmesine ihtimal yoktur. Onlara tabi olmaya muvaffak edilenlere, onları
taklid ile şereflendirilenlere müjdeler olsun! Onlara muhalefet edenlere,
onlardan ayrılanlara, onların asıllarını kaldırıp atanlara, onların zümresinden
çıkanlara yazıklar olsun! Kendisi saptı ve başkalarını da saptırdı. Allahu teala’yı
görmeyi, şefaati inkar etti. Sohbet fazileti ve ashabın fazileti ona gizli
kaldı. Resulullah’ın Ehli Beyt’inin sevgi-sinden, Betül’ün (Fatıma validemiz
radıyellahu anhâ) evlatları ile dostluk-tan mahrum oldu. Neticede, Ehli Sünnet’in
nail olduğu pek çok hayırlardan men olundu.
Ashabı
kiram ittifak ettiler ki, içlerinden en faziletlisi Ebu Bekirdir. (Allah ondan
ve diğerlerinden razı olsun.) İmamı Şafii radıyellahu anhu ashabın ahvalini iyi
bildiği halde der ki, ‘Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’den sonra insanlar
çaresiz kaldılar, gök kubbesi altında Ebu Bekir’den (radıyellahu anhu) daha
hayırlısını bulamadılar, boyunlarını ona teslim ettiler.’ Bu sözü Şafi’den,
ashabın Sıddık’ın efdal olduğunda ittifak ettiklerini açıkça beyandır. İlk
asırda onun efdal olması üzerine icma olur. Bu durum da kat’i olup, inkarı caiz
olmaz.
Resulullahın
Ehli Beyt’inin misali, Nuh’un gemisinin misali gibidir. Kim ona binerse
kurtarır, kim ondan geri kalırsa helak olur.
Bazı
arifler derki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabını yıldızlar gibi
yaptı. Onlar yıldızlarla hidayet bulurlar. Ehli Beyt’ini Nuh’un gemisine
benzetti, zira gemiye binen mutlaka yıldızların haline itibar edecek ki
helakten emin olsun. Yıldızların haline itibar etmeksizin kurtuluş imkansızdır.
Bilinmesi
lazım olan şeylerdendir ki onların bazısını inkar, hepsini inkardır. Zira
onlar, beşerin en hayırlısının sohbeti faziletinde ortaktırlar. Sohbet
fazileti, diğer bütün faziletlerden ve kemalatlardan üstündür. İşte bu sebepten
Veysel Karanî, tabiinin en faziletlisi olmasına rağmen, aley-his-salatü ves-selamın
en aşağı derecedeki sahabesinin mertebesine ula-şamadı. Hangi şey olursa olsun,
sohbet faziletine hiçbir şey denk değildir. Zira onların imanı, sohbet bereketi
ve vahyin inişini müşahede etmekle şuhûdî (görür gibi) olmuştur. Ashabtan sonra
hiçbir kimse için, imandan bu mertebe ile ittifak olunmadı. Ameller, iman
üzerine bağlıdır, onların kemali, imanın kemali hasebincedir.
Ashab
arasında cereyan eden kavga ve tartışmalar, ne olursa olsun uygun bir yoruma ve
hikmete havale edilir. Nefsin hevasından ve cehaletten dolayı değillerdir.
Fakat içtihattan ve ilimden dolayı idi. Şayet bazıları içtihadında hata
etmişse, hata eden için de, Allahu subhanehu katında derece vardır. Bu yol,
Ehli Sünnet vel cemaatin seçtiği ve ifrat ile tefrit arasında orta yoldur. Bu,
en emin yoldur, sağlam yoldur.[1]
[1] İfrat, ileri gidip haddi aşmak. Tefrit, geri kalmak. 'İşlerin en hayırlısı, orta olandır.'
Aleyhis-salatü
ves-selam buyurdu: “Ehli Beytimin misali, Nuh’un gemisinin misali gibidir.
Herkim ona binerse kurtulur. Herkim ondan geri kalırsa helak olur.”
Editör:
İmamı Rabbani k.s. ikinci bin yılın müceddidi ve akaid hususlarında müçtehittir. Mektubatının çok yerlerinde ashabı kiramın hallerini Ehli Sünnetin ifadelerine göre açıklamıştır. Şia taifesi güya kendilerinin ehli beyt sevgisinde olduklarını, başkalarının ehli beyti sevmediğini ağızlarında gevelemektedirler. Halbuki bu mektubta görüldüğü gibi kurtuluş onların sevgisi ile tahakkuk eder. Zira Efendimizi s.a.v. seven, onları sever, onlara buuz eden aslında Efendimize s.a.v iman etmemiştir.
Sevgide hepsini eşit tutmalı, derece olarak dört halifenin sıralaması, Bedir ashabı, Uhud ashabı, Hendek ashabı, Rıdvan beyatinde bulunanlar ve Mekke'nin fethinden öncekiler diye sıralama vardır. Buna muhalefet edenler, ehli sünnetten ayrılır, bunların bereketinden mahrum olur.
Hazreti Ebu Bekir Sıddık r.a., Efendimizin kayın pederidir, hazreti Ömer'de r.a. aynı şekildedir. Bunlara kim dil uzatabilir??? Hazreti Osman iki nur sahibidir, yani Efendimizin s.a.v. iki kerimesi (kızı) ile evlenmiştir. Hazreti Ali r.a. amca oğlu ve damadıdır. Hazreti Muaviye'de r.a. vahiy katibidir, Efendimizin s.a.v kayın biraderidir yani kızkardeşi ümmü habibe Efendimizin s.a.v. muhterem hanımı ve bizlerin annesidir. Onun babası da Ebu Sufyan'dır r.a. İşte durum bu kadar iç içe kaynaşmış bir aile halinde olan bu zatların arasına girenler, fitnecilik yapanlar, müslümanların itikadını bozmaya çalışanlar, ne kadar zalim ve zındıktırlar anlayalım. Bu zamanda, sadece ehli beyti veya Kerbela olaylarını dillerine dolayanlar, filim ve cd ler üretip hayal mahsulü olayları canlandırarak gençleri iğfal edenler, -fitneyi uyandırana lanet olsun- tehdidini bilmezlermi? Ehli Beytin intikamı o zamanda yine ehli sünnet mücahitlerin eliyle alınmış bütün şakiler tek tek idam edilmiştir. İş ozaman tamam olmuştur, şimdi bunun gündeme getirilmesinin kime faydası var, bu sözler dinmidir? ibadetmidir? Yoksa fitnemidir? İyi anlayalım. Bu filim ve cd lere bakıp, Muaviye r.a. ve yanında olan ashabı kiram hakkında ileri geri konuşanların acaba imanı islamı ne durumdadır? Kimden şefaat isteyecekler, kime dost olacaklar.
İmam Şafii derki "O bir kan idi, Allahu teala bizim elimizi ona bulaştırmadı, biz de dilimizi bulaştırmayalım" İşte selamet yolu budur...
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








