Şimdi
asıl neticeye fıkıh kitablarının hükmüne gelelim; zira bizi ilgilendiren fıkıh
kitablarının beyanıdır, hadisi şeriflerin sırf nakli ile biz hüküm veremeyiz,
çünkü islamın hükümülerinin tesbiti alimlerin –müçtehitlerin - Kur’an, sünnet,
icma ve kıyasla beyan ettiği hususlardır. Bu tesbit işi ilk asırlarda –selefin-
döneminde genel olarak tamam olmuştur. Biz şimdi bir ayet veya hadisi şerif
görüp te, -bundan şunu anladım- deme hakkına sahip değiliz, zira ondan
anlaşılan şeyi evvelkiler –bizden hayırlılar- beyan etmiştir, tatbik etmiştir,
iyice açıklamışlardır. Artık bizim yapacağımız şey, onların fetvalarını tatbik,
sözlerinin yazılı olduğu kitabları tedris ve nakildir. Gerisi fuziliyyattır ki,
akıllı insaflı kimseler fuziliyyata değer vermez.
مجمع الأنهر في شرح ملتقى الأبحر - (ج 1 / ص 13)
Mülteka’nın
şerhi, Damad ismiyle meşhur, Mecmaul Enhur:
Ayeti
nasb okumakta bir müşkil yoktur, zira eller ve yüz lafzına atıftır (ayaklar da
yıkanır.) Cer okunuşuna gelince, -baş- lafzına atıftır, bu da mücaveret
–lafızların birbirine yakınlığı- üzeredir. Lafzına tabidir, manasına değil. Cer
okumanın faidesi, şuna tenbihtir ki abdest alan kişi, ayakları yıkarken son
derece dikkat ederek israftan sakınmalı, mesh eder gibi ayağını yıkamalıdır.
الجوهرة النيرة - (ج 1 / ص 5)
-Erculeküm- lafzı nasb ile okundu, yüz
ve ellere atfedildi. Takdiri: Yüzlerinizi, ellerinizi ve ayaklarınızı yıkayın.
Cerr
ile okunuşu, mücaveret (yanındaki lafza uymak) üzeredir.
Rafizilerin
–şia- mezhebi: Ayaklar mesh edilecektir. Delilleri, cer okunuşudur.
Bunlar
cevben deriz ki: cer okunması mücaveret ve lafza tabi olmak üzeredir, manaya
tabi değildir. Bu gibisi Hamza ve Kisai’nin şu kıraatıdır: { وَحُورٍ عِينٍ }
(Burda,
vakıa suresinin 22. ayeti bizim kıraatimizde
وَحُورٌ عِينٌ şeklinde
okunmuşken, şu iki kurra bu ayeti cer
okumuş ve ikinci kelimeyi birincinin irabıyla –cer- okumuştur. Bu gibi
irab hususları Kur’anda ve meşhur şiirlerin ibarelerinde çoktur. Bununla,
manayı da evvelkisine tabi yapmazlar. )
تبيين الحقائق شرح كنز الدقائق - (ج 1 / ص 6)
Kenz:
(Tesniye lafzı)
Yani vaktaki –ka’blara kadar- buyurunca, bu lafız her ayakta iki topuğun –yan
topuklar- olduğuna delalet etti. (Yani, bazılarının dediği gibi ayağın ön
kısmındaki çıkıntıya kadar değil, belki yanlardaki iki şişkin kemiklerin
bitimike kadar)
(İnsanlardan
bazısı) Bunlar, rafizilerdir. –şia-
Miracud Diraye’de der: Rafizilere göre ayakların ön kısmı üzerine mesh
edilir, parmaklar ka’b –yan çıkıntılara- doğrudur, yıkamak caiz değildir.
(Bu görüş şianın
halen daha tatbik ettiği şeydir, bunu ortaya atıp söyleyen ve –ben şia değilim-
diyen acaba sözünde ne kadar samimidir???
بدائع الصنائع في ترتيب الشرائع -
(ج 1 / ص 59)
Bedai:
(Ka’beyn) Bundan
murad su ile yıkamaktır. Zira Allahu teâlâ ayetin sonunda buyurdu: “Eğer cünüb iseniz ziyade temizlenin
(gusül yapın), eğer hasta iseniz veya sizden biri hela yolundan gelmişse, veya
kadınlar ile cima etmişseniz, su bulamamışsanız temiz pak toprak ile teyemmüm
edin.” (Maide : 6) Bu sayılanlarda yıkama hükmü, su bulunmadığı
zaman toprağa–teyemmüme- nakledildi.
Buda delalet ettiki ondan nakledilen, su ile yıkamaktır. (Yani su ile yıkamak
işi olmayınca, toprak ile teyemmüm edin) Ayrıca mutlak zikredilen yıkamak işi
de mutad olana sarfedilir, bu da su ile
olandır.
بدائع الصنائع في ترتيب الشرائع -
(ج 1 / ص 59)
Bizim (ayakları
yıkamadaki) delilimiz, nasb okunuşudur. Hemde bu, ayakların hükmünün yıkanmak olmasını
gerektirir, çünkü ayaklar yıkanan azalara (yüz, el) atfedilmiştir. Bu durmda
yapılan atfın gereği tahkik etmiş olur.
Bu
kıraatın (nasb) delilleri birkaç vecihtendir:
Birisi: Bazı
meşayıhımızın dediğidir ki, nasb kıraati, ayakların yıkanan azalar üzerine
atfında muhkemdir. Cer kıraati ihtimallidir. Zira o kıraat, hakikaten baş
üzerine atfa ihtimali vardır. O zaman
irabtan mahalli cer olur. Ama ayrıca yüz ve eller üzerine de hakikaten atfa da
ihtimali vardır. O zaman irabı nasb olur. Ancak cer olması mücaveret –komşuluk-
iledir. Mücaveretle cer irabını vermek, lügatta engelsiz olarak yaygındır.
Engelsiz olanına
misal: (جُحْرُ
ضَبٍّ خَرِبٍ) Harib lafzı, cuhr lafzının sıfatıdır, dabb
lafzının sıfatı değildir. (مَاءُ شَنٍّ بَارِدٍ) Burudet (soğuk olmak), suyun sıfatıdır, şenn
kelimesinin sıfatı değildir. Bu iki kelime
(بَارِدٍ
خَرِبٍ ), komşuluk
–yakınlık- sebebiyle cer olmuşlardır, mana itibarıyla değil.
<İşte
ayetimizdeki -ercul- (ayaklar) kelimesi de yanındaki lafza (ruûsikum) tabi
olarak onun gibi cer olmuştur, mana itibarıyla cer değildir, yani ayakların
yıkanması manası sabit olmakla birlikte, ister nasb okunsun, ister cer okunsun
hüküm aynıdır yani ayaklar yıkanacaktır. Bu kesin hükme ehli sünnetten sadece
–Taberi- muhalif olmuş, bid’atçılardan şia –rafiziler- muhalif olmuştur.
Onların zaten yüzleri ve ruhları kasvet doludur, zira ashaba söven bir milletin
hangi işi makbul olacak???
O halde cumhura
muhalif olan birinin sözüne itibar edilmez, asla fetva olarak takdim edilemez.
Bunu kurcalayanlar, bütün alimleri bırakıp ta bir kişinin sözünü fetva imiş
gibi takdim edenler, aslında kendi görüşlerini dikte etmekte kendilerinden
başkasını alim görmemekte, -ene- lik egosunu tatmin etmektedirler.>
Arada hail
–araya kelime girmesi- ile olanın misali:
{ يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ } إلَى
قَوْلِهِ { وَحُورٌ عِينٌ }
“Ebedi
genç hizmetçiler onların etrafında dolanır…iri gözlü huriler…” Zira huriler onların etrafında (yemek ve içecek getirmek için) dolanmazlar. (Hûrun kelimesi kendinden birkaç ayet
ilerdeki –vildan- lafzına atfedilmişdir, ama mana itibarıyla onların yaptığı
işi yapmazlar, demektir.)
Netice olarak
iki kıraat ta geride anlattığımız şekilde ihtimallidir. Aralarında tearuz
(çakışma) vakı’ olunca, tercih için başka bir yöne bakılır. Bu husus birkaç
vecihten olur:
Birincisi: Allahu
teâlâ ayaklardaki hükmü ka’b lara kadar çekmiştir. Meshin vacib olması,
ka’blara kadar uzamaz.
İkincisi:
Yıkamak, aynı zamanda meshi de gerektirir, zira yıkamak, suyu akıtmaktır, mesh
elle dokunmaktır, suyu akıtmakta dokunmakta vardır, ayrıca ziyadesi de
vardır. (Elle dokunulduğu gibi su ile
her tarafı yıkanır.) Ayakların yıkanöasına hükmettiğimiz zaman her iki kıraatle
de amel etmiş oluruz. O halde nasb okumak evladır.
Üçüncüsü: Cabir,
Ebu Hureyre, Aişe, Abdullah ibni Ömer ve diğerleri şöyle rivayet etmiştir: Resulullah sallallahu aleyhi ve
sellem, Ayaklarını yıkarken su topuklarına ulaşmayan bir topluluk gördü de,
şöyle buyurdu: Ateşten olan topuklara yazık olsun –veyl olsun-, abdesti güzel
yapın.
Yine rivayet
edildiki kendisi abdest aldı, azalarını bir kere yıkadı, ayaklarını da yıkadı
ve buyurdu: Bu abdesttir
ki, Allahu teâlâ namazı ancak bununla kabul eder.
Malumdur ki, -ateşten veyl olsun- tabiri tehdittir, bunu ancak farzları terk eden hak
eder. Aynı şekilde abdestinde ayakları yıkamayanın namazının kabul edilmesinin
nefyedilmesi de, ayakların abdestte yıkanmasının farz olduğuna delalet eder.
Muhakkak
tevatürle sabit oldu ki, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem abdestte ayaklarını
yıkamıştır, hiçbir müslüman bunu inkar edemez, sözü ve fiili, ayeti kerime ile
murad edileni beyan olmuştur. Ekli ve ayrı delillerle sabit olduki ayakları
yıkamak, abdestte farzdır.
Taaruz eden
delillerin ikisi ile amel etmek mümkün ise, her ikisi ile amel edilir, eğer
arada zıtlık sebebiyle her ikisi ile amel etmek mümkün değilse, mümkün olan ile
amel edilir. Burda bir azada bir işte iki şeyi (yıkamak ve mesh etmek) cem
etmek mümkün değildir. Zira seleften hiç biri buna hükmetmemiştir. Hem de bu
(yıkamak ve mesh etmeke birden yapılırsa), meshin tekrarlı olmasını gerektirir,
zira geride zikrettiğimize göre yıkamak meshi de içine alır. Halbuki mutlak
emirler, tekrarı gerektirmez. Bu ikisiyle ancak iki halde amel edilebilir. Nasb
kıraati, ayaklar çıplak iken yıkamaya hamledilir. Cer kıraati de ayaklarda mesh varken mesh
etmeye hamledilir, böylece iki kıraatin arası tevfik edilir, her ikisiyle ancak
bu şekilde amel edilebilir.
Bu
açıklamamızla; -birisi
ile muhayyerdir- diye hükmetmek, batıldır, zira bir nebze her ikisi ile amel etmek mümkündür. (Çıplak ayak yıkanır,
mestli ayaklara mesh edilir.)
Asla her
bakımdan (her ikisi ile amel etmek) mümkün olmazsa, yine muhayyer olamaz
(dilediğini yapamaz), belki usulu fıkıhta bilinen kaidelere göre tevekkuf
(duraklama) olur.
المبسوط - (ج 1 / ص 14)
Mebsut:
Bizim
(Hanefilerin) delili: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ayakları yıkamaya devam
etmiştir. Bununla emretti ve bu şekilde abdesti öğretti. Ökçelerini mesh eden
birini gördü de şöyle buyurdu: “Ateşten
olan topuklara veyl –azab- olsun.”
Aynı şekilde
nasb kıraatında ayakların yıkanması hakkında açık emir vardır. Zira eller
üzerine atfedilmiştir. Çünkü mahal üzerine atfetmek, karışıklık olan yerde caiz
değildir, bu durum ancak karışıklığa gitmeyen yerde caiz olur.
Cer kıraati de
aynı şekilde eller üzerine atıftır, ancak cer okunması, mücavereti
sebebiyledir. Şöyle denildiği gibi: جُحْرُ ضَبٍّ خَرِبٍ وَ مَاءُ شَنٍّ بَارِدٍ
أَيْ خَرِبٌ وَبَارِدٌ .
Koyu renkli
kelimelerin ikincileri, evvelkilerinin sıfatıdır, fakat lafızda yanındaki
kelimeye tabi olarak cer olmuşlardır. Mana itibarıyla uzaktakine tabidirler.
شرح معاني الآثار - (ج 1 / ص 53)
Maanil
Asâr’ın şerhi:
Amr ibni Abeseh
r.a., şöyle demiştir: Dedimki Ya Resulellah (sallallahu aleyhi ve sellem) !
Abdest nasıldır?
Buyurdu: “Abdest aldığın zaman, ellerini üç
kere yıkarsan, tırnaklarının arasından ve parmak uçlarından hataların
(günahların) çıkar (dökülür.) Mazmaza ve burun deliğinde istinşak yapınca,
yüzünü ve ellerini dirseklere kadar yıkayınca, ayaklarını topuklara kadar
yıkayınca, bütün günahlarını yıkamış olursun.”
İşte bütün bu
deliller, ayakların farzının yıkanmaları olduğuna delalet eder. Zira onların
farzı mesh olsaydı, asla onların yıkanmasında sevab olmazdı. Bakmazmısın farzı
mesh olan baş, yıkanmasında sevab yoktur. ayakların yıkanmasında sevab olunca, bu
onların farzının, yıkanmaları olduğuna delalet etti. Zaten buna delalet eden
hadisi şerifler, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den bolca rivayet
edilmiştir.
كتاب شرح العمدة في الفقه لابن تيمية الحراني - (ج 1 / ص 195)
Şimdi
de yeni müçtehidlerin muktedası İbni Teymiyye’nin Umde’sinden:
Zira Osman’dan
r.a. rivayet edildi ki, kendisi bir kab istedi ve avucuna üç kere su döktü,
onları (ellerini) yıkadı, sonra (temiz olan) sağ elini kaba soktu (su alıp)
mamzmaza ve istinşak yaptı ve sümkürdü, sonra yüzünü üç kere yıkadı, dirseklere
kadar ellerini de üç kere yıkadı, sonra başını mesh etti, sonra ayaklarını
topuklara kadar üç kere yıkadı, sonra dedi: Resulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’in, şu abdestim gibi abdest aldığını gördüm. sonra buyurdu: “Kim benim şu abdestim gibi abdest
alırsa, sonra nefsine vesvese vermeden (kalbi meşgul olmadan) iki rekat
kılarsa, geçmiş günahları affedilir.”. (Muttefekun aleyh)
Mes’ele: Sonra
ayaklarını topuklara kadar üç kere yıkar, yıkama hükmüne onları da dahil eder,
zira Allahu teâlâ buyurdu: -Ayaklarınızı
da topuklara kadar yıkayın-
Muhakkak bu
kısım, nasb ve cer olarak okundu. Ashabtan onu nasb ile okuyanlar, Ali, İbni
Mes’ud, ibni Abbas (r.anhum) gibileri, emir –iş- yıkamaya döndü dediler. Şayet car mecrur mahalline atfedilirse, bu da cer kıraati ile
eşittir ki bununla murad (yine ayakları) yıkamaktır. Zira mesh, suyu uzva
ulaştırmanın ismidir, isterse su aksın (damlasın) veya akmasın. Burda iki
fiilin manalarının yakınlığından dolayı icaz ve ihtisara (kısalığa)
gidilmiştir. Şu ayette olduğu gibi : (يطوف عليهم ولدان مخلدون) Sürekli genç olan (vildan) hizmetçiler, etraflarında tepsilerle,
ibriklerle, kadehlerle dolaşır….. (وحورٌ عينٌ) İri gözlü hurilerde. Halbuki huriler etraflarında dolaşmaz, sanki şöyle demiştir: Onlara varırlar (cima ederler)
Ayeti kerimede (cer
kıraatine göre) mesh ile kasdedilen, aza üzerinden suyu akıtmaktır. Bunun iki
karinesi –alameti- vardır. Biri:
topuklara kadar sınırlanması. Sınırlama işi yıkanan azada olur, mesh edilen
yerde değil. İkincisi: Mesh edecek olan
(bunu iddia eden), ayağın ön kısmını ve bacak kısmını mesh edecektir, bu
durumda her ayakta bir ka’b –yan topuk- olacaktır. Şayet böyle olsaydı, elbette
kaab –topuklar- şeklinde cemi olarak
söylenirdi. -Ellerinizi dirseklerinize
kadar- dendiği gibi. Zira ceminin cemi ile mukabelesi, fertlerin birbirlerine
tevzi’ edilmesini gerektirir. Ayette ka’beyn –iki topuk- şeklinde tesniye
kullanılınca, bilindiki herbir ayakta iki ka’b –yan topuk- vardır. Sanki şöyle denilmiştir:
Herbir ayak iki topuğuna kadar… ayrıca Allahu teâlâ’nın muradına bizi delalet
eden, bize indirilen hükümleri beyan eden Resulüdür s.a.v. zira onun sünneti, Kitabı tefsir, beyan ve
tabirdir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in abdestini vasfeden ashabı
kiram, onun ayaklarını yıkadığını da zikretmişlerdir.
المغني لابن قدامة المقدسي - (ج 2 / ص 405)
Ali’den r.a. Resulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in abdestini hikaye ederk şöyle demiştir: Sonra
ayaklarını topuklarına kadar üç kere yıkadı.
Ömer r.a.’tan
rivayetle bir adam abdest aldı, ayağından tırnak mevzısı kadarını yıkamayı terk
etti. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem onu gördü ve buyurdu: “Dön, abdestini güzel yap.” Adam döndü, abdest aldı ve sonra namazını
kıldı. (Müslim)
Başka bir
rivayette “Namaz kılan
birini gördü de, ayağının üstüne dirhem miktarı su değmemişti”
المحلي بالاثار لابن حزم - (ج 2 / ص 72)
Ali r.a. dedi:
Bazıları derki: Allahu teâlâ ayaklar hakkında –topuklara kadar- buyurunca,
eller hakkında –dirseklere kadar- buyurduğu gibi; delalet ettiki ayakların
hükmü ellerin hükmüdür. Buhususta ayrıca başka nasslar vardır. Hüküm
naslarladır, dava ve zanla değildir.
Nasbur-Raye:
Onuncu hadisi
şerif, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: “Cehennem ateşi onları
hilallemeden evvel parmak aralarını hilalleyin.” (Darekutni)
Ebu Hureyre’den
r.a. bunun gibi bir rivayet vardır. Aişe’den r.anha benzeri rivayet edilmiştir.
Makhul,
Vasile’den, o da Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’den şöyle buyurduğunu rivayet
etti: “Kim parmak aralarını
su ile hilallemezse, kıyaamet günü Allahu teâlâ onları ateşle hilaller.” (Heysemi)
Lakıt ibni
Subre’den, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet
edildi: “Abdest aldığın
zaman abdesti güzel yap ve parmak aralarını hilalle.” (Tirmizi, hasen sahihtir dedi.)
İbni Abbas r.a.
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’den şöyle buyurduğunu rivayet etti: “Abdest aldığın zaman ellerinin ve
ayaklarının parmaklarını hilalle.” (Tirmizi hasen garib hadistir dedi.)
Mustevrid bin
Şeddad r.a. şöyle dedi: “Gördüm
ki Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem abdest aldığı zaman, serçe parmağı ile
ayak parmakları arasını ovaladı.” (Beyhaki)
İşte görüldüğü
gibi, mesele bu kadar mühim ve hakkında nice tehditli haberler varid olmuştur.
Kişinin adaletini ve mürüvvetini düşüren, onu basitleştiren, alakası olmayan
şeylere meyletmesini yasaklayan bunca ayeti kerime ve hadisi şerifi düşünürsek,
çalgının bu zamanda sebeb olduğu ahlaksızlık, israf, maneviyyattan uzaklaşmak,
sonunda yaptığı masıyyeti helal kabul edip haddi aşmak tehlikelerini
unutmayalım. Fetva verenlerin, mesele hakkında etraflı araştırması olmalı,
ihtilafları iyi bilmeli, fetvaya uygun olan sözü bilmeli ve mümkün oldukça ona
ve cumhura muhalif olmamalıki fetvası makbul olsun. Ama bu zaman internet ve
t.v. müftileri, yeni bir mezheb tutmuşa benzer. Hiç düşünmeden araştırmadan
evvelkilerin sözünü görmeden hemen fetva verirler, verirler ama ahır zamandaki
cahil fetvacılar zümresine dahil olarak ahırette fetvaları yüzlerine vurulur.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








