RESULULLAHIN S.A.V VEFATI
Tasavvuf düşüncesinde ilk yaratılan, varlıkların başlangıç sebebi olan Nur-ı Muhammedî’dir. Yaratılmışlar arasında herşeyden önce o vardı. Yunus Emre Divanında bu konuyu uzun anlatır. Hz. Muhammed’in (sav) tüm varlık aleminde ilk yaratılan olduğunu ifade eden manzume ve beyitleri vardır.
"Allah’ın
ilk yarattığı şey, benim nurumdur” hadis-i şerifinin devamında âlemin
yaratılış safhaları sırayla, kalem, levh, arş, hamele-i arş olan
melekler, kürsi, diğer melekler, gökler, yerler... şeklinde ifade
edilir. Göklerin ve yerlerin yaratılmasından önceki safhalarda,
yaratılış doğrudan doğruya Nur-u Muhammedîden gerçekleştiği bilgisine
yer verilmektedir. Her şeyin bir sebebe bağlandığı bu hikmet
dünyasında, şu görünen âlemin başlangıcının böylece takdir edilmiş
olması İlâhî hikmete muvafık düşmektedir.
Son sözleri...
Mevzuya yaptığımız bu girişten sonra, gelelim bundan 1377 yıl öncesine, 8 Haziran 632 tarihine...
Peygamber Efendimizin vefatından bir gün önceydi...
Herkes
nefesini tutmuş bekliyordu. Çünkü az evvel Hazreti Peygamber, “Bende
bir hakkı olan varsa gelsin alsın” dediğinde, orada bulunan
sahabelerden biri; “evet, benim bir alacağım var. Bir gün kırbacınızın
ucu o sıra açık olan sırtıma değmişti de, canım yanmıştı” dedi. Hz.
Peygamber hiç tereddüt etmeden üstündeki kıyafeti sıyırdı, arkasını
döndü ve ‘vur’ dedi.
Herkes
şaşkındı. O sahabe hemen koşturdu ve elini yüzünü Hz. Peygamber’in
mübarek sırtına sürdü, doyasıya öptü. Ardından da, “teninizin değdiği
yerleri cehennem ateşinin yakmayacağını bildiğimden, mübarek bedeninize
dokunabilmek için mahsus böyle söyledim” dedi. Hz. Peygamber bu
davranışıyla, kul hakkının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha
göstermiş oldu.
Vefatına
çok az bir süre kala göz nuru kızı Hz. Fatma’yı yanına çağırdı ve
kulağına bir şeyler söyledi. Hz. Fatma’nın önce üzüldüğü sonra
sevindiği görüldü. Hikmeti sorulduğunda; “Babam bana yakında vefat
edeceğini söyleyince çok üzüldüm. Fakat benim yanıma ilk sen geleceksin
dediğinde ise sevindim” cevabı verdi. Nitekim Hz. Fatıma Peygamber
Efendimizden 6 ay sonra vefat etti.
Peygamber
Efendimiz vefat etmeden az önce eşi Hz. Ayşe’nin dizine uzandı ve
mübarek başını Hz. Ayşe’nin çenesi ile göğsü arasına yasladı. Misvak
istedi. Takatsiz olmasına rağmen, zaten inci tanesi gibi olan dişlerini
temizledi. Rabbi’nin huzuruna tertemiz gitmek istiyordu.
Bu vesile ile şu noktanın da altını çizelim.
Peygamber
Efendimizin son nefesini vermeden az önce dişlerini temizlemesi,
kıyametin kopmak üzere olduğunu bilseniz bile elinizde bir fidan varsa
dikiniz tavsiyesini ve benzeri binlerce örnek davranışını kendimize de,
toplumumuza da, insanlık alemine de yeterince anlatamadık ya, ona
yanıyorum. Dünya Çevre Haftası’nın kutlandığı şu günlerde başka söze
gerek kalır mıydı?
Benzer
örneklere diğer dinlerin mühim şahsiyetlerinin hayatlarında bu kadar
yoğunlukla denk gelinmiş olsa, tüm dünya çoktan onların dinlerine dahil
olmuş olurdu. Hz. Peygamber’i ve bu dine ait değerleri ve güzellikleri
insanlığa anlatmakta geç kaldık, vesselam... Eğer bugün dünyada ineğe
tapanların sayısı Müslümanların sayısına yakınsa, kristal misüllü
değerlerini dünyaya anlatamayanların “ah benim öküz kafam” diye
düşünmesi ve hicap duyması gerekir.
Durum
böyle olunca, Amerikan Başkanı Obama konuşmasında Kur’an’dan bir iki
alıntı yaptı diye avunup duruyoruz. Bir örnek abide olarak Hz.
Peygamber insanlığı çepeçevre kuşatıncaya ve O’nun mesajı herkese
ulaşıncaya kadar kendimizi yeterince birşey yapmış duygusu içinde
hissetmemeliyiz.
Son anları...
Peygamber
Efendimiz vefatından az önce son sözleri olarak; Namaza dikkat
edilmesini, kadın haklarının korunmasını, idare altındakilere iyi
muamele edilmesini, emanetlerin yerlerine ulaştırılmasını istedi."
(Câmiü's-Sağîr, c.3, s.188/3190) İnsanlık sırf bu öğütlere kulak verse,
daha yaşanılabilir bir dünya oluşturmak işten bile değildir.
Son
cümlelerini tamamlamıştı ki, bir ara kapı çaldı. Gelen Hz. Cebrail’di.
Selam verdi. Peygamberlik görevinin sona erdiğini söyledi. Ardından,
kapıda bekleyen bir misafir daha olduğunu ve eğer izin verirse ancak
içeri girebileceğini söyledi. Hz. Peygamber “o kim?” diye sordu. Hz.
Cebrail, ölüm meleği Hz. Azrail dedi. Hz. Peygamber, “gelebilir, ben
hazırım” cevabı verdi. Şahadet parmağını yukarı kaldırdı; “Yüce Dosta"
gittiğini söyleyerek ruhunu teslim etti. Hz. Ayşe seslendi, cevap
alamadı. Hz. Peygamber’in mübarek gözünden bir damla yaşın yanağına
süzüldüğünü gördü.
Bilemiyoruz artık Hz. Peygamber niçin ağlıyordu.
Geride bıraktığı dost ve arkadaşlarının hasretine mi, yoksa
Müslümanların emanete yeterince sahip çıkamayacakları endişesi ile mi?
Ya
Rasül... Emanetine yeterince sahip çıkamadık, doğrudur. Ama bugün
dünyanın dört bir yanında milyonlarca Müslüman yeni bir kıpırdanışın
arefesinde... Kar çiçekleri sert kışın ardından yeniden boy göstermeye
başladı...