Süleyman (Aleyhisselam), babasının yerine saltanata geçip aynı zamanda peygamber olmuştur. Öyle bir saltanat ki bütün dünya, insanlar, cinler, hayvanlar ve rüzgar onun emrine verildi.Süleyman (Aleyhisselam) daha çocuk yaşında iken bile babasının yanında isabetli hükümler verirdi. Rüzgarın esmesi ile dünyayı baştan aşağıya dolaşırdı.
Hüdhüd kuşu kıssası meşhurdur:
Bir gün geç gelmişti. Sebebini sordu o da Sebe’ bölgesinden haber getirdiğini söyledi. Oranın hükümdarının bir kadın olduğunu, fakat o insanların günşe taptığını söyledi.
Süleyman
(Aleyhisselam) da meseleyi araştırmak için bir mektup yazdı. Ve onu,
oranın hakimi kadına gönderdi. Sebe’ halkının hakimi olan kadın
(Belkıs) mektubu açıp etrafındakilere okudu. İçindeki sözlere besmele
ile başlamıştı. Ve onları islama davet ediyordu. Mektubun peygamber
tarafından mı yoksa bir kıral tarafından mı geldiğini anlamak için
hediyeler hazırlayıp gönderdi. Onların hediyesi karşılığında Süleyman
(Aleyhisselam)
“Allah’ın verdiği mal sizinkinden daha hayırlıdır” diyerek hediyeleri
redetti. Derhal ordusu ile gelip onları hakir halde yurtla-rından
çıkaracağını söyledi.
Bu haberler Belkıs’e ulaşınca, Süleyman (Aleyhisselam)’ın peygamber
olduğunu anladı ve görüşmek için Belkıs ve ileri gelenleri yola
çıktılar. Onların bu halinden haberdar olan Süleyman (Aleyhisselam)
Belkıs gelmeden evvel tahtının getirilmesini istedi. Veziri Asaf İbni
Berha’ya keramet göstererek bir anda tahtı Süleyman’ın huzurunda hazır
etti.
Bu duruma şükreden Süleyman (Aleyhisselam), hemen tahtın bazı
yerlerinin değiştirilmesini emretti. Belkıs gelince onu imtihan etti.
Senin tahtın böylemi dir? Dedi.
Belkıs:
“Bu sanki o; ben Süleyman’ın Rabbisine iman ettim, biz müslü-manlardan
olduk” dedi. Böylece Süleyman’ın sarayına girdiler. Ve daha sonra
onunla evlendi.
Bir gün Süleyman (Aleyhisselam) ordusu ile havada uçarken yerdeki
karıncaların reisi, ordunun yere ineceğini zannederek karın-caların
helak olmaması için onlara, “yuvalarınıza girin” diye emretti. Süleyman
(Aleyhisselam) bu sözleri işitti.
Süleyman (Aleyhisselam) yere inip o karınca ile konuştu ve ken-disine nasihat etmesini istedi. Karınca dedi ki:
“Sana ne için Süleyman denmiş, bilir misin?” Hayır.
Karınca: “Selim kişi olduğundan dolayı. Bu dünya vefasızdır sakın ona aldanma.”
Tekrar, “rüzgar senin emrine niçin verildi bilir misin?” diye sordu. Hayır.
Karınca “Bu dünya nimeti rüzgar gibidir. Devletinin uzun süre kalmayacağını bilmen içindir”
Daha sonra Süleyman (Aleyhisselam) karıncadan dua istedi. Karın ca da
“Allah’tan dilerim ki kadın erkek hiç kimse senden davacı olma-sın”
dedi.
Süleyman (Aleyhisselam), Beyti Makdis’i (Mescidi Aksa) cinlere
yaptırıyordu. Eceli geldiği anda bastonuna yaslandı. O şekilde iken
ruhu alındı. Cinler gaybı bilmedikleri için onun öldüğünü anlamadılar
ve çalışmaya devam ettiler. Vakta ki camiinin inşaatı bitti, o sırada
bostunu ağaç kurdunun kemirmesi ile kırılınca, Süleyman (Aleyhisse-lam)
yere düştü ve cinler onun öldüğünü anladılar. Dağılıp gittiler.
İLYAS (Aleyhisselam)
İsrailoğulları Süleyman (Aleyhisselam)’dan sonra sapıtmış putlara
tapmaya başlamıştı. Allah, onlara İlyas (Aleyhisselam)’ı peygamber
ola-rak gönderdi. İlyas (Aleyhisselam) kavmine:
“Allahtan başka bir şeye mi tapıyorsunuz” dedi. Onlar ise onu hiç dinlemediler.
Allah onlara bir kıtlık gönderdi ki hepsi yaptıklarına pişman oldu-lar.
Ve ilyas (Aleyhisselam)’ın sözünü dinlemeye başladılar. Bir müddet
sonra yine azgınlık ettiler. Hazreti İlyas’da onlardan ayrılıp uzlete
çekil di. Bir rivayette göğe kaldırıldığı söylenmiştir.
ELYASA (Aleyhisselam)
İlyas (Aleyhisselam)’dan sonra beni israil peygambere olarak gön-derilmiştir.
İsrail oğulları bu zatın söylediklerine de inanmadılar. Sonunda Allah
onların üzerine Asuriye denilen azgın bir devleti musallat etti.
Elyasa (Aleyhisselam) peygamberliği Zülkif’e bırakarak bu dünya-dan göç etmiştir.
ZÜLKİFL (Aleyhisselam)
Elyasa (Aleyhisselam)’ın halifesidir. Ve Allah ona peygamberlik nasib
etmiştir. Bitlis şehri yakınlarında defnolunduğu söylenir.
Rivayet edildi ki İsrail oğullarından yüz peygamber, öldürülmek-ten
kaçıp ona sığınmışlar, o bunları yedirip giyindirip düşmanlarından
koruduğu için Zül-kifl ismini almıştır. Günde yüz rekat namaz kıldığı
rivayet edilmiştir.
YUNUS (Aleyhisselam)
Filistin’de Ninuva ahalisine gönderilen mübarek bir peygam-berdir.
Bu kavim putlara tapmaktaydı. Yunus (Aleyhisselam)’ın üç sene süren
nasihatlarını dinlemediler. Onların bu haline üzülen Yunus
(Aleyhisselam) Allah’tan izin almadan denize doğru yol aldı. Oradan da
bir gemiye bindi. Hikmeti ilahi gemi yürümedi.
Gemi ahalisi içerlerinde bir suçlunun olduğunu bildiler. Kura atalım dediler. Kura Yunus (Aleyhisselam)’a çıkınca Yunus:
“Evet, o suçlu benim. Rabbimden müsaade almadan kavmini terk ettim”
dedi ve kendini denize attı. Hemen büyük bir balık tarafın-dan yutuldu.
Cenabı hak balığa vahyetti, onu yememmesini ve ke-miklerini kırmamasını
emretti.
Yunus (Aleyhisselam) balığın karnında tevbe ve tesbih etmeye başladı. Onun bu duası şöyledir:
“Ya Rabbi! Senden başka ilah yoktur. Seni noksan sıfatlar-dan tenzih ederim. Muhakkak ki ben zalimlerden oldum” dedi.
Onun bu tesbihini melekler işittiler “Ya Rabbi, zayıf bir ses derinliklerden işitiyoruz” dediler. Mevla buyurdu ki:
“O benim Yunus kulumdur bana asi oldu, bende onu balığın karnında hapsettim”
Öte yandan azgın kavim üzerini kara duman kapladı. Bu duma-ndan korkan
kavim peygamberlerini dinlemedikleri için pişman olup tevbe ettiler. O
şekilde ki aralarında geçen bütün haksızlıkları telafi edip
helalleştiler. Tam tevbe edince, o duman üzerlerinden dağıldı ve
kurtuldular.
Bir müddet sonra, tahminen üç gün veya yedi gün veya kırk gün balığın
karnından çıkan Yunus (Aleyhisselam), tekrar kavmine döndü. İlahi
vazifesine devam etti. Sonra her fani gibi o da ebedi aleme göçtü.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








