Milli Gazete köşe yazarlarından İlahiyatçı-Yazar Dr.Ebubekir Sifil Gazeteci-Yazar Selim Akduman'ın sorularını cevapladı.
Sifil gündemdeki bir çok soruya bakın nasıl cevaplar verdi.
Hocam öncelikle İslam dünyasının en büyük problemlerinden birisinin Kültür emperyalizmi olduğunu ifade ediyorsunuz. Nedir bu Kültür Emperyalizmi ve İslam dünyası nasıl etkileniyor bundan?
Kültür Emperyalizmi dediğimiz şey batılıların genelde doğu dünyası özelde İslam dünyası üzerinde hâkimiyet tesis etme metodlarından birisidir. Bu modern zamanlarda kendisini gösteren bir hadise. Daha öncesinde biliyorsunuz uzun yıllar süren haçlı seferleri oldu. Haçlı seferleri sonucunda İslam dünyasından umduğunu bulamayan batı dünyası teknolojik gelişmelerle birlikte iletişim araçlarının gelişmesiyle birlikte İslam dünyasına karşı yeni bir hamle başlattı. Buda kültür emperyalizmi!
Nasıl bir hamle bu?
Günlük hayatımızı yaşarken, karşılaştığımız her olayda kültür
emperyalizmi karşımıza çıkıyor. Günlük hayatı yaşarken, yemek yeme
tarzımız, giyinme biçimimiz, damak zevkimiz, yemek mutfak kültürümüz,
bütün bunlar bize ait olmayan kültürel vasatlarla oluyor şuanda.
Dolayısı ile Müslümanlar birbirleriyle ilişki kurarken, hayatı
yaşarken, toplumda ailede okulda, toplumu oluştururken, toplumsal
kurumları oluştururken, hep batılı değer yargılarının, kuralların,
kuramların etkisi altında yapıyorlar. Onlar hakim hayatımıza. Dolayısı
ile bir bütün olarak baktığımızda biz bize ait olmayan bir hayatı
yaşıyoruz. Tüketim alışkanlıklarımız böyle, dediğim gibi giyinme
tarzımız, saçımızı kesme biçimimiz, bu bütün olarak dünyayı kuşatmış ve
son gelinen noktada adına küreselleşme denen vaka ile birlikte adete
kendisine karşı konulamaz bir güç olarak lanse ediliyor.
Bu tabi
bizim sadece günlük hayatı yaşarken kullandığımız araç gereçlerle
karşımıza çıkmıyor aynı zamanda kendi mensubiyetlerimizle
ilişkilerimizi de belirliyor. Yani tarihe baktığımızda geçmişte bizden
150-200 sene önce yaşamış bir insanın baktığı gibi bakmıyorsak biz
kendi tarihimize buda bir kültürel emperyalizmdir. Birörnek vereyim
size. Müslümanlar hiçbir zaman son 150 yılda yaptıkları kadar İslam
tarihini aşağılamadılar. Tarihe kurumlara bilimlere metodolojilere bu
kadar küçümseyici gözle bakmadılar. Mesela İslam tarihi siyasi anlamda
bir saltanat tarihidir. Fakat Müslümanlar saltanata hiç bugün olduğu
gibi lanetli bir kavram olarak bakmadılar. Böyle bir lanet
yüklemediler. Şimdi şuanda demokrasi ile saltanat arasında bir
karşılaştırma yapın desek bir insana hiç şüphe yok ki tereddüt etmeden
demokrasi diyecek.
Saltanat kavramını biraz açabilir miyiz?
Şimdi hemen söyleyeceğim. Bu önemli bir kırılma noktası bizim için. Bunu söylerken zihniyet olarak nasıl bir dönüşüm yaşamışız bunu ele vermesi bakımından söylüyorum. Böyle anlaşılmasını istiyorum. Saltanat babadan oğla geçen bir siyasi yönetim biçimidir. Bizatihi kötü bir sistem midir bilakis kötü bir sistem değildir. Saltanatı devralan kişi kötü ise saltanat kötü olur. İyi ise iyi olur.
Demokrasilerde de böyle değil mi ?
Tabiî ki her yönetim için böyledir. Şimdi biz Hulefai Raşidin
yönetimini bizim için referans noktası olduğundan, demokratik
yönetilmiş bir dönem olarak, demokratik yöntemlere benzer, yani en
azından aykırılık gözetmeyen bir dönem olarak görüyoruz. Ama böyle
değil Hulefa-i Raşidin geliş dönemine bakın demokrasiden asla söz
edilemez. Saltanat'a daha yakındır hatta bazılarına göre saltanattır.
Örneğin Hz. Ebubekir'in seçilmesine bakın. Ümmetin ileri gelenleri bir
araya geliyor ve Halifeyi seçiyor. Ümmetin büyük bir çoğunluğunun
bundan haberi bile yok. 3 kişi oturmuş ve bu 3 kişiden birisi Ümmete
halife olmuş.
Ama bunlar ümmetin Ehli Hal vel Akt dediğimiz, yani
ümmet adına iş görebilme yetkisine sahip ileri gelenleriydi. Bunun için
onların beyat ettiği kişi halife oluyordu. Hz. Ebubekir kendisinden
sonra Hz. Ömer'i tayin etmiştir. Tavsiye etmiştir. Benden sonra ona
beyat edin demiştir. Burada da seçim yok, demokrasi yok. Hz. Ömer
kendisinden sonra yönetimi 6 kişilik bir şuraya devretmiştir. Burada da
bir demokrasi yok. Saltanata daha yakın şeyler.
Bu örneği neden
veriyorum? Demokrasi kötüdür, saltanat iyidir diye değil. Biz
kendimize ait kavramlarla düşünmeyi terk ettiğimiz andan itibaren
Saltanat'a bir lanet anlamı yükledik. Saltanat kötüdür dedik, demokrasi
iyidir dedik. Bu bizdeki bir düşünce kırılmasının sonucudur.
Ve
sadece bu alana münhasır değildir. Bizim ulemamızın usul sistemine
bakın. Kuran'dan sistemden hüküm çıkarma sistemine bakın. Bugün İslam
dünyasında bu usul sistemi adeta beğenilmiyor bunun yerine daha farklı
hüküm çıkarma metodları bulabilir miyiz deniliyor.
Mesele ne? mesele bizim batılı değerlerle, batının anlayışı ile değer yargılarıyla çatışma teşkil etmeyecek bir dünya özlemimiz. Bu özlem her şeyin önüne geçmiş durumda. Batıyla çatışmayan, uyum sağlayan bir hayat tarzı, bir din, gelenek, bir siyaset biçimi. Batıyla çatışmayalım deniliyor neden?
Bu bir yenilmişlik psikolojisinin ürünü değimli?
Tabiî ki öyledir. Çünkü batı dünya demektir. Bakın dünyada iki savaş
oldu. Geçtiğimiz yüz yılda iki savaş yaşadık. Fakat biz bunlara dünya
savaşı diyoruz. Neden? Aslında bu savaşlar batının kendi içinde
yaşadığı savaşlar bunlar. Batı dünyayı kendisinden ibaret gördüğü için
bunlara da dünya savaşı diyor. Dünya kadarda insan öldürüyor. Her iki
savaşta hayatını kaybetmiş insanların sayısı kesin olmamakla birlikte
70-80 milyon civarında. Dünya tarihinde görülmüş bir şey değil. Bu
dünya tarihinde görülmüş bir şey değil. Bu dünya savaşı neden çünkü
batılılar birbirlerini kırdırlar. Asya karışmadı buna, Afrika
karışmadı. Almanların Rusları işgalini hariç tutarsak. Latin Amerika
karışmadı bu savaşa, Ortadoğu karışmadı bu savaşa. Nerden dünya savaşı
oldu bu? Bu savaş aslında batılıların yaşadığı bir savaş. Ama batılılar
dediğim gibi dünyayı kendilerinden ibaret gördükleri için bunun adı
dünya savaşı oldu.
Şimdi bakın basında, medyada, televizyonda,
gazetede, şurada, burada, bir dünya denbildiğinde batı kastediliyor.
Batı denilmiyor dünya deniliyor. Mesela dünya ile bütünleşmek
deniliyor. Ne kastediliyor? Batı ile bütünleşmek. Dünyadan kopmayalım,
bunu dünyaya izah edemeyiz deniliyor, kasıt ne? Batı.
Öyle bir
noktaya geldik ki dünya batıdan ibaret oldu. Dolayısı ile batıda
üretilen her türlü değer, kurum, kavram, teknolojik araç gereç, fikir,
moda, tarz dünya ölçeğine yayıldı küresel oldu. İşte bu kültür
Emperyalizmi dediğimiz şey tam budur. Batının kendi sosyo kültürel
tarihsel geçmişinden getirdiği tarzları bütün dünyaya yayması, bütün
dünyaya lanse etmesi, dolayısı ile bütün dünyanın batılı gibi olmaya
çalışması kültür emperyalizmidir.
Sizce İslam dünyasının en çok yıpratılan ve ortadan kaldırılan kavramlar nedir?
Böyle bir tespit yapmak aldatıcı olur. Çünkü bizim dünyamızı şekillendiren pek çok temel hayati kavram var. Bu temel hayati kavramların hemen her birinde bir operasyon yaşadık. Başta kendi kaynaklarımız olmak üzere yani biz Kuran'la sünnetle irtibatımızı temin eden sahih zeminleri terk edip, onun yerine batıdan devşirme kavramları kullanmaya başladık. Mesela bunlardan çok önemlisi 'Tarihsellik'tir. Gerek Kuran gerekse Sünnet bağlamında bu kavramı çok kullanır hale geldik. Kuran'daki bazı ayetlerin, Sünnetteki bazı uygulamaların tarihsel olduğunuz söylemeye başladık. Nedir bu? Sadece indiği dönemdeki toplumu bağlar bizi bağlamaz.
Bu düşünce insanı küfre sokar mı?
Evet sokar. Yani Çerçevesi tam olarak ortaya çıktığında, Tarihsellik
temelli fikrinin çerçevesi tam olarak ortaya çıktığında bunun ucu küfre
varan bir şey olduğunu çok net bir şekilde söyleyebiliriz.
O
dönemi bağlar bizi bağlamaz demek; Allah Teala'nın o topluma münhasır
bir hüküm gönderdiğinin, bu ilahi hükmün bizi bağlamayacağını söylemek;
bir isyandır, başkaldırmadır, tuğyandır. Dolayısı ile ucu küfre kadar
çıkabilir. İşte bunun gibi hayatımızı yönlendiren pek çok kavram var.
Biz bu kavramlar üzerinde dinle irtibatımızı kuruyoruz. Sokakta konuşan
iki kişiye kulak verdiğimizde herhangi bir İslami mesele konuşuluyor
olsun. Birisi bir şey söylediğinde diğerinin verdiği tepki enteresan.
Bu Kuran'da var mı? diyor. Şimdi bu bir bilinç durumunun ifadesidir.
Bir şey münhasıran Kuran'da varsa kabule şayandır. Yoksa değildir. Buda
işte bir kültür emperyalizminin sonucudur. Neden? Çünkü az önce ifade
etmeye çalıştım. Peygamber efendimizin sünnetiyle irtibatımız
zedelendi. Sünnete güvenimiz kalmadı. Yani bizi kurtaracak olan Nuh'un
Gemisi Sünneti Seniyye. Ama biz onunla olan irtibatımızı bilinçli
olarak zedeliyoruz. Ve sonra İslam'ı Kuran'a tabiri caizse
hapsediyoruz. İslam Kuran'dan ibaret değildir.
Temelinde
merkezinde Kuran var; ama O'nun yanında Efendimiz (s.a.v) buyurmuş,
'Bana onun yanında O'nun gibisi veridi. O'nun misli verildi.' Evet,
Kuran'sız olmaz. Ama onun yanında onun misli var. Kuran'ın hayata
açılımı var. Ete kemiğe bürünmüş hali var, O'da sünnet işte. Sünnetle
ilişkimiz irtibatımız zedelendiği için karşımızdaki kişi konuştuğunda
bu Kur'an'da var mı diyoruz. Varsa kabul edeceğiz, yoksa reddedeceğiz.
Bu bizim doğrudan itikadımıza yansıdı. Sünnetle sabit olmuş pek çok
itikadi umdeyi, unsuru kolayca reddedecek hale geldik. Bakın şimdi,
kabir azabı, kıyamet alametleri, Hz. İsa'nın nüzulü, Deccal, sırat,
mizan, şefaat, Allah Teâlâ'nın kıyamette gözle görülmesi gibi hususlar
bizim Ehl-i Sünnet vel Cemaat itikat kitaplarında eskiden beri
zikredilir. Ve bunun istisnası yoktur. Bir insan Ehl-i Sünnet vel
Cemaat itikadına mensupsa bunların hepsine inanır. Fakat son zamanlarda
Sünnet konusunda beynimize sokulan virüsler marifetiyle biz bunları
inkâr eder hale geldik.
En çok tartışılan konuda Hz. İsa gelecek mi? Gelmeyecek mi?
Tabi bunu kim tartışıyor. Bizimle aynı safta duran, namaz kılan,
aynı ismi taşıyan, İslami hizmetler yapan insanlar. İşte Kültür
Emperyalizmi dediğimiz şey bu. İtikadımıza kadar uzanıyor. Nereden
kaynaklanıyor bu? Çünkü diyor; 'İsa A.S'dan buyana 2000 sene geçmiş,
nerede yaşıyor, ne yiyiyor, ne içiyor?' tam bir materyalist ve
pozitivist felsefe. Biz biliyoruz ki: Peygamberler mucize gösteren
insanlardır. Allah Teala Peygamberler vasıtasıyla ilahi mesajlar
insanlara ulaşsın diye zaman zaman irade buyurduğunda tabiat
kanunlarını devre dışı bırakıyor ve insanları harikulade dediğimiz,
adet üstü, normal dışı zuhuratlar gösteriyor. Bu zuhurat değil, gösteri
değil, olay hakikaten cereyan ediyor.
Efendimiz (S.A.V) bir
işaretiyle ayı ikiye böldüğünde insanların gözüyle ay ikiye bölünmüyor,
ay gerçekten ikiye bölünüyor. Parmaklarından su akıttığında insanlara
öyle görünmüyor, su gerçekten akıyor. Mucize bu. Mucize ile göz
boyacılık arasında ki fark bu zaten.
Şimdi bunu rasyonel akıl
izah edemediği için, Müslümanlarda Kültür Emperyalizmi sonucunda
rasyonel düşünmeye başladıkları için, mucizeyi inkâr ediyorlar. İspat
edemedikleri için. Temelini açıp bakıyorsunuz nerede var bu? Modernist
Yahudi ve Hıristiyan din adamlarının din anlayışlarında var.
Bunun
bir sebebi de genel de tarikat geleneğinde olan, Şeyh uçmaz, mürit
uçurur anlayışı ile olur olmaz şeylere inanmaktan kaynaklanmıyor mu?
Bu doğrudur. Tabiî ki böyledir. Ama bir yanlışı ortadan kaldıracağız diye başka bir yanlış yapmak doğru değildir. Bu mantıksız bir şeydir. Yanlış yanlıştır. Onu tek başına lokalize edip onunla aynı sahada mücadele etmek gerekir. Böyle bir yanlış yapılıyor diye doğruları da buna feda etmek doğru değildir. Yanlış bir mantık olur bu. Tasavvufta olsun, başka sahalarda olsun, kesinlikle insanın olduğu her yerde ifrat'ta olur tefritte. Önemli olan bunları müstakim bir şekilde değerlendirmek, istikamet ölçüsünde değerlendirmek gerekmektedir. Yoksa her alanda, her toplumda, her tarihte ve coğrafyada ifratta vardır tefritte vardır. Birisi için yada diğeri için istikameti, doğruyu terk etmek yanlış olur.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








