Beşik Şeyhi
Ferit Aydın’ın - Tarikatta Rabıta isimli eserindeki yorumu:
<<Zaman
zaman önemini kaybeder gibi olan bu râbıta olayı, son birkaç yıldır yeniden
gündeme getirilmiş bulunmaktadır. Özellikle tefsir çalışması olarak RUHU'L-FURKAN
adı altında kaleme alınan bir kitapta râbıtaya çok geniş bir yer verilmiştir.
Merkezleri İstanbul-Çarşamba'da bulunan gelenekçi bir Nakşî cemaatinin
lideri ve bir grup yandaşı tarafından yazılan bu kitapta râbıtanın bir Allah ve
Peygamber emri olduğunu kanıtlamak için dokuzu âyet, on dördü ise hadis olmak
üzere toplam yirmi üç delil ileri sürmüşlerdir.
Noktalamaya
varıncaya kadar, üslûp, anlatım ve yorumlarıyla tamamen onlara ait olan bu
deliller sırayla şöyledir:
1. «O, sizin
aranıza sevgi ve acıma koydu. (Rum Sûresi: 21)»
2. «Enes (r.a.) den rivâyet
edilmiştir ki: Halk yağmursuz kalıp kıtlığa uğradıkları zaman Ömer İbnul
Hattab, (Peygamber'in amcası) Abbas İbni Abdilmuttalib'i vesîle edinerek
yağmur duası yapar ve duada "Ya Allah ! bizler, peygamberimizi
vesîle edinerek sana niyaz ettiğimizde bize yağmur ihsan ederdin. (şimdi de)
Peygamberimizin amcasını vesîle edinerek senden niyaz ediyoruz. (yine)
yağmur ihsan eyle (Buhari, İstiska:3)»
3. «İmanın
en üst derecesi, Allah için (Allah dostlarını) sevmen, Allah için
(Allah düşmanlarına) buğz etmen ve dilini Allah'ın zikrinde
çalıştırmandır. (Ali el-mütteki, kenzü'l-Ummal: 1/37-38 H. No:6773)»
4. «Yusuf
(a.s.) kasıtsız olarak, elinden gelmeyerek, ona, (Züleyha'ya) meyletti.
Rabbisinin burhanını (delilini) görmeseydi, (o meyline göre hareket
edebilirdi.) (Yusuf Sûresi: 24)»
5. «Ebu
Malik El-Eşcai'nin babasından rivâyet ettiği:»
«Rüyada beni
gören hakikatta beni görmüştür. (Ali el-mütteki, Kenzü'l-Ummal: 15/382
H.No: 31477)»
6. «Sadıklarla
beraber olunuz. (Tevbe suresi: 24)»
7. «İbni
Abbas (ra) dan rivâyet edildiğine göre, bir kere Resulullah (s.a.v.)
Efendimize: »
«Meclis
arkadaşlarımızın en hayırlısı hangisidir ? diye sorulduğunda, Efendimiz (s.a.v.): »
«"Kimi
görmek size Allah'ı hatırlatıyor, kimin konuşması sizin ilminizi artırıyor,
kimin de ameli size ahireti hatırlatıyorsa işte onlar en hayırlı arkadaşlarınızdır."
buyurdu.
(Askalani, el- metalibul Aliye: 3/193)
8.
«Allah-u Teâlâ'nın
«–Onlar meclis
arkadaşlarımdır." (Buhari, Deavât: 66) hadisi kutsisi gereğince
de onlarla oturmak, zikredilen Mevla Teâlâ ile beraberliği kazandırır." buyurdu.»
9. «Ebu
Hureyre'den rivâyet edildiğine göre Resulullah (s.a):
"– Nerede
olursanız bana salat (-u selam) edin. Çünkü sizin salatınız, bana
ulaşır, buyurmuştur.»
10. «Meşayihi
kiram,
"O.
(Cebrail (a.s.) Onun (Meryem validemiz) için, bütün azası
yerinde tam bir insana benzerdi. (Meryem Sûresi: 17) âyetinde bu
meseleyi zihinlere yaklaştırdılar." »
11.
«Yine onlardan Alim-i Allame es-Sefiri el-Halebi eş-Şafii, Buhariye yaptığı
şerhte:»
«"Sonra,
Efendimiz (s.a.v) e tenha (da ibâdet) sevdirildi. (Buhari,
Babül Vahy: 3 ) "»
12.
«Yine onlardan Allame Fasi, Delaili Hayrat şerhinin birkaç yerinde meseleyi
açıklamıştır.»
«Birisi de:
«Abdullah İbni
Mesut (r.a.) dan
rivâyete göre, Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:»
« Kıyamet
gününde insanların bana en yakını (şefaatıma en layık olanı) bana en çok
salat (-u selam) getirendir. (Tirmizi, Salat:325, 2/3554)»
13.
«Nitekim Allah-u Teâlâ
«Her kim Allah
ve Resulüne itaat ederse, işte onlar, Allah (-u Teâlân) ın,
kendilerine inam (iyilik) ettiği nebiler, Sıddıklar, şehitler
ve salihlerle beraberdir. Ve bunlar en güzel refik (arkadaş) tırlar
buyuruyor. Nisa suresi: 69»
14.
«...Aişe (r.a.) Validemizden rivâyete göre: »
«Resulullah
(s.a.v.):
«– Ruhlar toplu
ordulardır. Onlardan (ezelde Allah yolunda) birbiriyle tanışanlar
i'tilaf eder (anlaşır, Allah uğrunda) tanışmayanlar ise ihtilaf
eder. (dünyada zıtlaşır) lar. buyurdu. (Buhari,
enbiya : 2,4/104, Müslim: 8/41, Ebu Davud: 46359, Müsnedi Ahmed: 2/295 )»
15.
«Bütün bu imamlar ve bütün mahlukatı yaratan Allah-u Teâla buyurdu ki: »
«– O'na (sizi
kavuşturacak) vesîle arayın. (Mâide Sûresi: 35) »
16. «İsmail,
Elyasa ve zülkifl (a.s.v.) i hatırla, hepsi en hayırlı kullardandır. (Sad
suresi, Ayet 0 48)»
17. «(O akıl sahipleri)
öyle kimselerdir ki, ayakta, oturdukları halde ve yanları üzere (yaslanmış)
oldukları halde Allah (-u Teâlây) ı zikrederler ve göklerin, yerlerin
yaratılışı hakkında tefekkür ederler. (Âli İmrân Sûresi: 1917»
18. «Bir
âyeti-i celilesinde ise:
"(Habibim!) Deki,
göklerde ve yerde neler olduğuna bakın. "(Yusuf Sûresi:101)
19. «Resulullah
Efendimiz (s.a.v):»
"– Allah-u
Teâlâ'nın nimetlerini düşünün, zatını düşünmeyin, buyurdu. "(Ali
el-Mütteki, Kenzü'l-Ummal: 3/106 H. No.: 5707)»
20. «İbni Abbas
(r.a.) dan rivâyete göre Efendimiz (s.a.v.):»
"Mahlukatı
(yaratılmış olanları) düşünün. Halik (Teâlâ) yı
(yaratıcıyı) düşünmeyin, çünkü siz onun kadrini takdir edemezsiniz.
" buyurdu. (Ali el-Mütteki, Kenzü'l-Ummal: 3/106 H. No.: 5706 »
21. «Ubadetübnüs
Samit (r.a.) den rivâyete göre, Resulullah (s.a.v.): "
"–Yeryüzü
onlarla durur, onlar sebebiyle yağdırılıyorsunuz ve onlar hürmetine yardım
olunuyorsunuz, "buyurdu. (Ali el-Mütteki, Kenz'ül-Ummal: 12/190 -191
H. No. 34613) »
22. «Enes İbnu
Malik (r.a.) dan rivâyet edilen bir hadisi şerifte, Resulullah (s.a.v.): »
«–Küçüğüne
acımayan, büyüğüne tazim etmeyen bizden değildir, buyurdu. (Tirmizi Birr:
15, 4/321 H. No: 1919) »
23. «Ebu
Hureyre (r.a.) den rivâyete göre, Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki:»
"–Beş şey
ibâdettendir ; az yemek, camilerde oturmak, kabe'ye bakmak, okumadan da olsa
mushafa bakmak, âlimin yüzüne bakmak" (Deylemi, müsned-i Firdevs
2/190 H. No: 2969)"
İşte tam
yedi Nakşibendî baş başa vererek “RUHU'L-FURKAN“adı altında kaleme
aldıkları bir kitapta Bakara Sûresi'nin 152'inci âyetini, kendi inanç ve
kanâatlerine göre açıklamaya çalışırlarken bu ilgiyle râbıta konusuna girmiş
ve onu kanıtlama ihtiyacını duymuşlardır. Yukarıdaki âyet ve hadisleri de yine
bu münasebetle râbıtaya delil olarak göstermişlerdir!
Ancak delil
diye öne sürülen bu âyet ve hadislerin gerçekten râbıtayı çağrıştıracak bir
anlam taşıyıp taşımadıkları ve harcanan bütün bu çabaların, râbıtayı
kanıtlamaya yetip yetmediği ortadadır. >>
Burda bahsedilen hususu inceleyince
Ruhul Furkan Tefsirinin 2. cilt sahife
64 te devam eden açıklamalarda yukada sayılan maddeleri görürüz, yalnız
maddelerle birlikte satırlarca izahat ve izahatları yapan alimler ve
kitaplarının onlarca ismi zikredilir ve izahatlar 20 sayfadan fazlayı aşar. Ama
malum zevat inkar ve itiraz için sadece delil dediği maddeleri almış işi kuşa
çevirmiştir. Ruhul Furkan’a bakarsak sayılan delilleri hemen yanıbaşında hangi
alimin hangi eserinde getirdiği delil olarak zikredilmişse açıklanmıştır, yani
bu delilleri getirenler İsmailağa Hocaları değil, orda ismi zikredilen ashabı
kiramdan rivayetlerle onlarca alim ve b
irokadar da kitablarıdır. Tabiki bu alimlerin görüşleri bizce deitibar
edildiğinden oraya alınmış ve yazılmıştır.
İnsafla bakan biris, o alimlerin
isimleri ve rivayetlerini gözden geçirdikten sonra, akıcı bir uslupla devam
eden açıklamaları okuyunca tatmin olup rabıtanın ne kadar meşru’ bir iş ve
faideli olduğunu anlayacağından, malum yazar bunu iptal için sadece delilleri
zikredrek bunların delil olmayacağını kendi dar kafasına göre zikretmiş. O kadar
alimin ibarelerin zahirinden veya işaretinden veya deleletinden veya
iktizasından hüküm çıkartmasını beğenmemiş ve itiraz ederek şu kıymetli eseri
hazırlayanlara dil uzatarak cahillik ve taassubla vasıflamak ahmaklığını
göstermiş hatta iftiraya kadar işi götürmüştür. Kendisi ısmarlama beşik
şeyhliğinden kovulduğundan hıncını almak için Hak ehline saldırmış ama bilmemiş
ki Allah dostları Rahmanın kılıçlarıdır, adamı delik deşik ederler. Allah
hidayet versin.
Nakşilerde rabıtanın 1800 yıllarında ortaya çıktığını iddia
eden Ferit veya İfrit Aydın, bu hususta birkaç eserden başka bir şey olmadığını
ve bu işin Hint felsefesine dayandığını da söylemeyi ihmal etmemiş. Vah
zavallım! Göya biz ehli tevhidi uyarcak ve islamın aslına döndürecekmiş,
hakbuki kendisi Avrupa ilimlerinin peşinde koşup göya ufku açılmış ta islama
sokulan şeyleri temizlemeye çalışıyormuş. Evet islama sizin gibiler selefiyye
ve vehhabiye gibi ingiliz piyonları çok şeyler soktu ve hatta 100 bin den fazla
Osmanlı askerimizi müşrik diyerek şehit ettiler. Sonuç ne oldu, kendileri
ingilizin güdümünde yeni bir din ile ortaya çıkıp ingiliz karılarıyla evlenerek
haçı boğazlarına taktılar. Nerde bir islami hareket varsa, orda bu tip kişiler
davayı yozlaştırıp tefrika çıkartarak müslümanları bölmüşler ve perişan
etmişlerdir. Hani islam birliği, nerde islamın ümmet şuuru, sizin gibi
olmayanları müşrik diye damgalar sanız, neticede ortada kalırsınız, şirk tabiri
de size döner. Allah bizleri muhafaza eylesin.
Ferit veya İfrit Aydın nakşi büyüklerinin ilimsiz kimseler
olduğunu da zırvalamış. Halbuki Nakşi yolunda ilmin ne kadar önemli olduğunu
anlaması için Mahmud Efendi Hazretleri k.s ve Ali Haydar Efendi k.s.
Hazretlerinin nasıl birer kimseler olduğun biraz araştırması yeterdi.
Osmanlının son dönem şeyhul islamı ve dört mezheb müftüsü olan Ali Haydar
Efendi, -bütün kitaplar yakılsa, oturur hepsini harfine kadar yazarım-
buyurmuştur. İşte böyle bir zatın varisi olan Mahmud Efendi k.s. nasıl bir
mirası devraldığını siz düşünün. Zaten kendisi, askere gitmeden evvel,
talebelerine medrese usulü tedrisatı tamamlatarak icazet vermiştir. Henüz yirmi
yaşlarında zamanının ilim seviyesini çok fazlasıyla aşmış olan Efendi
Hazretleri k.s. pek çok kitabı ezberlemiştir. Tasavvuf yoluna girince Efendi
Babanın emri üzere manevi yola ağırlık vermiştir, ama bu zamanda islami
ilimlerin ihyası onun hizmetinin neticesidir. Halidi Bağdadi k.s. nun 12 ilimde
asrının feridi olduğu zikredilir, hatta son müçtehid olduğu da anlatılır. İmamı
Rabbani k.s. ikinci bin yılın müceddidi olarak vasıflanmıştır, akaitte
müçtehittir, bazı meselede Maturidinin ve Eş’arinin görüşlerini değiştirmektedir.
Oğlu Muhammed masum k.s. zamanın en ileri seviyede alimidir, ilimleri
tamamladıktan sonra tarikata alınmıştır. İmamı Rabbani Hazretlerinin huzurunda
Hidaye isimli fıkıh kitabı ve akaid şerhi Mevakıf ve bazı kitaplar sürekli
olarak hatmedilirdi. Zamanın büyük alimlerinden Seyalkoti de onun müridi
olmuştur. Devamlı ilimle meşgul olan bu Allah dostlarına cahillikle iftira atan
ifrit efendinin cehli mürekkeb olduğunda şüphemniz kalmamıştır. Nakşiğben
Muhammed Bahauddin k.s. nun Buhara alimlerini toplayıp şeyhi Emir Külal k.s.
dergahında bir sünneti ihya için yaptığı gizmeti de bu ferit aydın duymamışa
benzer. O toplantı ve meşvereden sonra artık nakşi yolunda hafi zikir
yerleşmiştir. Bu yol cahilane kuru taklit yolu olsaydı, Nakşibend k.s. daha
mürid iken şeyhinin bir işini düzeltmek için bu gayreti sarfedermiydi? Şeyhime
tabi olurum deyip otururdu. Ama bu yol sünneti ihya ilim amel ihlas yolu
olduğundan bunda asla bid’ate yer olmaz. Bu yolu diğer saf cahillerin ısmarlama
beşik şeyhleri yoluyla karıştıran Ferit veya ifrit gibileri tabiiki dil
uzatırlar, iftira ederleri çamur atarlar. Amma, Allah dostlarının sahası,
bunların sözlerinden beridir.
Ferit veya İfrit Aydın diyorki, Nakşi yolu sadece Türkistan,
Hint, Irak Türkiye gibi belli bir bölgece bulunuyor, ümmetin başka yerlerinin
bundan haberi yok, makbul bir yol olsa bütün ümmet bundan haberdar olur:
Şu akıl ve felsefeye bakın! Peki, Hanefi mezhebi nerelerde yayılmış,
Şafii mezhebi nerde yayılmış, Maliki ve Hanbeli nerelerde yayılmış, hapsinin
yoğunluk olduğu yerler farklıdır, ama hiç biri diğerini inkar etmez, hak kabul
eder. Ama vehhabi ve selefiyyciler böyle değildir, kendilerinden başka hak
yoktur, tevhid ehli kendileridir ve gayrısı müşriktir. Onların bu dar
kafalılığı sebebiyle islam, dünyada terörist diye vasıflanmaktadır, cihadı
eşkiyalık ve çapulcukluk olarak algılamışlar. İşte Çeçenistan, bir avuç vehhabi
kafalı şapkalı kotlu saçı sakalı karışmış modern mücahit bozuntuları, güya
Rasyaya karşı cihad yapıyor. Kimi aldatıyorsunuz, hangi şartlarda cihat olur,
olmaz, bilirmisiniz? Rusya onları İngiliz piyonu olarak görüyor ve diğer
müslümanlara bu yüzden vehhabi damgası vuruyor.
Nakşi yolunun son halkası Efendi Hazretlerimiz k.s. in yolu
İsmet garibullah k.s. ile Türkiyeye gelmiştir. Daha evvelce bu yolun büyükleri
Mekke’de idi. Abdullah Mekki k.s. Harem’de bulunuyordu ve yetiştirdiği İsmet
garibullahı Edirme’ye göndermiştir. Ondan evvelki zat Halidi Bağdadi zaten Türk
değildir. Daha evvelinde Hindistan tarafında Abdullah Dehlevi k.s. bulunur.
Ondan evvelkiler de İkinci binin müceddidi İmamı Rabbani’ye k.s. dayanır. Nakşibend
Bahauddin, Abdul Halık Gucduvani, Alauddin Attar, Yusuf Hemedani, Beyazıdı
Bestami ve diğerlerinin ilmini ve takvalığını tartışmaya kalkanların ne kadar
zavallılar olduğunu siz düşünün. Bu yolun ana temeli sünnete ittiba ve
mahabbettir. Mahabbetin hasıl olması da ittibaya bağlıdır, böylece dön dolaş
ilim olmadan tarikat olmaz kaidesine geliriz. O halde bu yolun büyüklerine
ilimsizdir diye dil uzatan kara cahillere ne diyelim!
İmamı Rabbani k.s. nun Hindularla ve Şia ile yaptığı
mücadeleleri kitaplarda mevcuttur. Yeni bir din icat etmeye kalkan Ekber şah
ile gavgası Allahın izniyle başarıyla sonuçlanmış, Ekber şahın oğlu İmamı
Rabbaniye mürid olmuştur. Bu mücadeleyi sürdüren ve islamı yeniden tatbik
sahasına çıkartan, vaktin sultanlarına mektublar yazarak islamın revacını
sağlayan şu büyüklerin yoluna, hint felsefesi yoga yakıştırması yapmak ne büyük
iftiradır, ne büyük cürümdür. Bunun vebalini bakalım nasıl ödeyecekler.
Vaktimizi şu şaşkınlara cevap vermekle öldürmeyelim, biz
Rabbimize yönelerek rızasını talepte rabıta üzere ilim amel ihlas
hizmetlerimize devam edelim. Ancak bilsinler ki, bu yolun en gerisinde olan bir
mürid bile, bu gibilerin ağzının payını çok güzel verir, ama müsamahamız buna
müsait değil.
Ya Rabbi! Dostlarındandünya ve ahırette biizi ayırma.
Bazı gerçekler zamanla ortaya çıkar. Efendimiz sallallahu
aleyhi ve sellem Aişe validemize r.anhâ hitaben buyurdu: “Senin kavminden
çekinmesem Kabeye iki kapı açardım” O zaman yapılamayan bazı incelikler
artık tehlike kalmayınca ırtaya çıkmıştır. Rabıta ve tarikat mefhumları da
böyledir. Aslen var olan hususların zamanla keşfedilmesi gayet uygundur. Asrı
saadetteki nahiv ilmi, sarf ilmi, tefsir hadis fıkıh ve diğer ilimler, bu
zamandaki gibi gelişmemiş ve kemale ermemişti. Sonra gelenlerin ilavesiyle
ilimler ve fenler ilerlemiş ve bu günki seviyesine ulaşmıştır. Tarikat ve
tasavvuf ilimleri de böylece kemale ermiş ve artık her kes tarafından
zikredilir olmuştur. Anlamayana bir bağ saman verilsin ve yemeğe başlasın, biz
anlayanlarla konuşalım.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








