DÖRT MEZHEB
YETMEDİ …
ŞİMDİ DE… ELEKTRONİK MEZHEBLER…
Son günlerde internet sayfalarında
gözümüze çarpan mühim bir hususu sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Alim, ilahiyatçı, tefsirci, prof
gibi bir takım etiketli kimseler, açtıkları sayfalarda öyle fetvalar vermiş ki,
bunlar henüz gün-güneş görmemiş sanki ilk defa bunların bulduğu ve ilmi değeri
olan sözlermiş. Halbuki biraz sonra açıklayacağımız gibi bu yeni fetva denen
saçmalıkların yüzde 80-90 kadarı, bid’at mezheblerinin sözlerinden
aktarmalardır, bu zamanda milletin önüne ısıtılıp sürülerek yenilik reform
aydın v.s. yaldızlı sözlerle milleti ifsad işine kalktıkları anlaşılıyor.
Hadisi şerifte “Ahır zamanda
bir takım cahilleri reisler edinecekler, onlara soracaklar, onlar da ilimsiz
olarak fetva verecekler,
Ümmetin yetmiş üç fırkaya
ayrılacağı ve sadece bir fırkanın kurtulucu olan ehli sünnet olduğu beyan
edilen hadisi şeriflerin açıklamalarında, akaid kitablarımız 73 fırkayı
anlatırken, bundan bin sene evvel bütün fırkaların tamam olduğunu, kısımlarını
ve fikirlerini bir bir beyan etmişlerdir. Yani şu fitne işi bin sene evvel
tamam olmuş, sapan sapmış kayan kaymış, sabit olan ehli sünnet dünyaya hakim
olup islamı her tarafa ulaştırmış, diğerleri ise fitne ile meşgul olup
ihtilaflı konuları gündemde tutarak islamın hakimiyetini önlemişler ve halifeyi
azlederek islamı başsız bırakmışlardır. Bunu yapanların içinde alim üstad edip
şair bir takım kalbur üstü şahsiyet (veya şahsiyetsiz) kişileri görüyoruz.
İşte reform ve yenilikçileri en büyük
işi budur. Onlar tutarlı düzenli itibarlı şerefli bir yol ortaya
koyamamışlardır. Sedece tenkit, itiraz, bazı yerlerde inkar ve iftira ile
uğraşmışlar. Hatta Müslümanlara şirk yaftası atıp pek çok müslümanı şehit
etmişlerdir. Bunlar tarihte hatta yakın tarihimiz de bile kayıtlıdır.
(Haricilerin, Şianın, Vehhabilerin yaptıkları gibi.)
Şimdi bizim iddia ettiğimiz –elektronik
mezhebler- sözümüzün doğru olduğunu isbat etmeye çalışalım, bakalım bize
hak verecekmisiniz???
Önce bu mezhebin özelliklerini
sayalım:
1- Bu mezheb
–elektronik mezheb- 24 saat hizmettedir. İstediğin zaman internete gir sorunun
cevabını bulursun. (Cevab sana uyarmı uymazmı, karıştırma.)
2- Cevab için çok
beklemeye gerek yok, saniyede fetvayı alırsın. (İmamı A’zam’ın 20 sene
beklediği rivayeti var. İmamı Hanbel, bilmiyorum- demiştir.)
3- Bu mezhebin
fetvalarının birbirine zıt olma sorunu yok; o gün öyle bu gün böyle. (Ayeti,
hadisi yeni buldum diyorlar.)
4- Hangi iş ve husus
olursa olsun illa bir çıkış kapısı bulunur.
5- Herhangi belli bir
mezhebe bağlı kalma yok.
6- Sözleyeceği fetvayı
da ashabtan biri veya alimlerden birinin üzerine yıkabilirsin. (Filan zat böyle
dedi, ona kızın, bana kzmayın gibi.)
7- Bu fetva -bana göre-
böyledir mantığı ile her soruya çözüm vardır. (Hakkında mütevatir haber olsa da
bana göre şöyledir, denir.)
8- Ayet ve hadisi
şerifleri bunlar daha iyi anlamışlar, manalarını daha iyi yorumlarlar. (Zira
ellerinde bilgisayar ve diğer imkanlar varmış, aletlerine güveniyorlar…)
9- Sen de İmamı A’zam
gibisin, aklın var, sen de dilediğin mezhebten alabilirsin,der.
10- Kur’an meali oku,
Kur’anı anlamış olursun, hükümleri verirsin, ondan yoksa kendin içtihat
edersin…der.
İşte ana hatlarıyla, zikrettiğimiz
vasıflarda belirginleşmiş bu mezheb bu.
Bunların internet
sayfalarından görüşlerini aktaralım. Görüşleri ile evvelki sapanları
karşılaştıralım bakalım ortaya ne çıkacak?
***Bunlara göre
hayızlı kadın böylece tavaf yapar ve bir büyükbaş hayvan kurban ederek eksiği
giderir.
***Mushaf'a abdestsiz
veya cünüp ve hayızlı olanın dokunmalarının caiz
"Kur'an'ı okumak,
tilavet secdesi, Mushaf'a dokunmak ve Allah'ı anmak; bunların hepsi abdestli
olana ve olamayana, cünübe ve hayızlı olana caizdir"
***Gülmenin abdesti
bozacağını Hanefî müctehidleri söylüyor, bu konuda naklettikleri hadis sahih
olmadığından gülmekle abdest bozulmaz diyen çoğunluk isabet etmiştir; namazda
gülmekle abdest bozulmaz.
***Eskiden iğne vurmak
diye bir şey olmadığı için bu konuda âyet, hadis ve eski müctehid sözü yoktur.
İnsan vücuduna veya kafasına batan, böylece içeriye giren bir nesnenin orucu
bozup bozmayacağı konusunda Ebû Hanîfe "bozar" Ebû Yûsuf ve Muhammed
"bozmaz" demişlerdir. Bazı ilmihaller bu "bozar" görüşünü
almışlar, onu da enjeksiyona uygulamışlardır. Ben bunlara katılmıyorum. Orucu
yeme, içme ve cinsel ilişki bozar. İğne vurdurmak ne yemedir, ne içmedir, ne de
cinsel ilişkidir; bu sebeple orucu bozmaz.
***Perukla çalışmak
…Ama peruk zaruret durumlarında örtü yerine ikame edilebilecek bir
vasıtadır.
***K.Kerim dirilere
indirilmiş bir kitaptır. Kur’an-ı Kerim’in okunup sevabının ölülere
bağışlanacağına dair ne bir ayet ne de bir hadis mevcuttur. Kur’ân’ın sevabı
ancak onu anlayarak okuyan ve yaşamaya çalışan kişiye aittir.
***Çorab üzerine mesh:
Hanefi mezhebinde
çoraba meshetmek için iki şart aranır:
1. Çorabın
kendiliğinden ayaktan çıkmayacak kadar ayağa tutunması.
2. Derinin rengini
gösterecek kadar şeffaf olmamasıdır.
Bugün erkeklerin
giydiği çorapların tamamı bu tarife uyar. Kadınların sıfır çorap dedikleri,
derilerinin rengini gösteren ince çoraplar ise buna uymaz. Hanefi mezhebi ile
ilgili bütün fıkıh kitapları bunu yazar.
Ebu Hanife, önceleri,
çoraba meshedilmesi için altına taban geçirilmesi gerektiği kanaatinde imiş.
Çünkü o zaman ayakkabı gibi kullanılabilir. Daha sonra bu görüşünden
vazgeçmiştir. Sonuç olarak Hanefi mezhebinde çoraplara meshedilmesi yolunda
fetva verilir.
****Usulüne uygun
olarak kıyılan bir evlilik, ancak usulüne uygun bir boşanma ile sona
erdirilebilir. Bu konuda da halkımızın bilgileri maalesef doğru değildir.
Erkeğin bir lafızda eşini üç talakla boşamasının vaki olduğu inancı buna örnektir.
Böyle bir şey yoktur. Bir anlık sinirle ve istemeyerek üç defa "boş
ol" demekle boşanma meydana gelmez. Bunun da kuralları vardır. Dolayısıyla
içiniz rahat olsun.
***Sırat Köprüsü, kimi
rivayette 3 bin yıl yokuş, 3 bin yıl düz, 3 bin yıl iniş olmak üzere 9 bin yıl
mesafede bir yoldur. Sağında solunda cennet ve cehennem vardır. Cehennem
zebanileri bir takım kancalarla insanları cehenneme düşürmeye çalışırlar. Kimi
rivayette bu mesafe 15 bin, kimine göre 1000 yıldır. Bunların hiçbiri
Kuran’da olmadığı gibi doğru düzgün bir hadiste de yoktur.
***Kuran'da 5 değil 3
vakit namazın farz kılındığını belirterek, öğle ile ikindinin, akşam ile
yatsının birleştirilmesinde bir sakınca bulunmadığını iddia etti.
***Burada bulutları
sevkeden melek, basınç değişikliği ile meydana gelen rüzgârdan başka bir şey
değildir. Bir hadîse göre de sesleri kulaktan kulağa nakleden melektir.
Şüphesiz bu melek de seslerimizi titreşimiyle etrafa yayan atmosferdir. Demek
ki tabiat kuvvetleri de melek olmaktadır. Zira melekler Allah'a isyan edemeyen,
yani hür irade yeteneğinden yoksun, emredildiği şeyi yapan güçlü varlıklardır.
Tabiat kuvvetleri de aynı niteliğe sahip değil midir? İşte Âdem'e secde eden
melekler, irade yeteneğini, akıl gücünü insana boyun eğen tabiat kuvvetleridir.
İnsan akıl gücünü kazanınca tabiat kuvvetlerini emri altına almış, onlardan
yararlanmasını, onların korkunç etkilerini önlemesini bildirmiştir.”
***Her muamelesinin
faizle işlediği bir toplumda yaşayan fert de ister istemez faize bulaşır. Onun
korunmak için bankalara yatırdığı paradan banka % 50, % 100 kazanırken
kendisinin aldığı % 3'lü faiz aslında parasının süre içinde uğradığı değer
kaybını bile karşılamaz. Zarurete binaen o da parasının faizini alır, ama içi
tutmuyor, takvası müsaade etmiyorsa faiz olarak aldıklarını fukaraya, hayır
kurumlarına verir.
***Tefecinin aldığı
faizdir, devletin veya kurumların verdiği faiz değildir…
***Hayatın, ilkel
hücrelerden evrimleşe, evrimleşe önce basit canlıların, sonra daha üstün yapılı
canlıların ve sonunda da insanın meydana geldiği kesin kanıtlarla ortaya
konmuştur.
***İnsanın maymundan
değil, maymunun insandan türediği de düşünülebilir.»
***Reformcuların, yenilikçilerin, mezhepsizlerin, Afganîcilerin,
Diyalog ve Hoşgörücülerin üzerinde en fazla durdukları ayet Bakara Sûresi’nin
62’nci ayetidir. Onlar bu ayeti yanlış yorumlayarak; Hz. Muhammed’i (Salat ve
Selam olsun ona), Kur’ân-ı Kerim’i, İslâm dinini inkâr eden Ehl-i Kitabı
cennete sokmakta, onları ehl-i necat olarak görmektedir ki, bu yorumları İslâm
dininin ruhuna, Kur’ân’a, Peygamberin risaletine ve tâlimatına tamamen
aykırıdır.
***Cennet ve cehennemin hali gaybidir, ededi değillerdir…
***Hayızlı kadın rucunu tutacaktır…
***Keman (çalgı) aletini öğrenmek caizdir…
***Çıplak ayakları mesh etmek caizdir…
***Kabir ziyaretini men ederler.
***Tevessül ve şefaati kabul etmezler…
***Tasavvuf –rabıta, mürşd, toplu zikir- kabul etmezler…
***Tesbihe, muskaya şirk derler…
Şimdi bir düşünelim, ehli sünnetin cumhuruna ve dört mezhebe
muhalif olan bu ve benzeri fetvaların haddi hesabı yok. Bunların ekserisi daha
evvel geçmiş hatalı, bid’atçı veya felsefeye dalmış alimlerin sözlerinden
alıntılardır. Kimisi mutezile, kimi şia, kimi harici, kimi kaderiye ile
alakalıdır. Şimdi bunların en genel ismi, selefiyye olarak duyulmakta fakat
vehhabilik, mezhebsizlik, reformculuk gibi bir takım cereyanları ihtiva
etmektedirler.
Mutezile, Kaderiye, Şia, Cehmiyye, Felsefeciler, Akılcılar,
Vehhabiler, Selefiyye ve yeni içtihadçılar; bunların tarihteki seyrini
gösterir.
Bu fitnenin önüne nasıl geçebiliriz? Evvela dinimizi aslına bağlı takva alimlerin kitabları (mezheb fetvaları) ndan ana hatlarıyla öğrenmeliyiz. İtikadımız ve islamın temel konularını sağlam tutarsak, diğer hususlarda etrafımızdaki ehli sünnet hocalara danışarak meseleyi hallederiz. Aksi takdirde umursamaz alakasız bilgisiz durursak, bir gün illa bizi veya evlatlarımızı bu fitne yakalar. Kişi mutlaka bir alime ve Allah dostuna cemaat olmalı gönül vermelidir. Vaktinin imamını bilmeden ölen cahiliye üzere ölür tehdidinden böylece kurtulmuş oluruz.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








