İki yı önce 28 Mayıs'da başda Efendi Hazretlerimiz olmak üzre bir çok hoca efendinin,talebenin ve umum halkın da katıldığı bir ümre ziyareti düzenlenmiş bu vesile ile binlerce insanın Resulullah sav'i ve o mubarek kademinin bastığı turâbı görme fırsatı sağlanmıştı.... Bir öğlen vakti idi.Yer, güneşin hararetiyle olabildiğince kaynıyor lakin Allah aşkıyla yanan gönülleri zerre kadar bile etkileyemiyordu.Dünyanın her bir köşesinden gelen nice insanlar sanki yılladır dostlarmışcasına hareket ediyorlardı.Zaten bu samimiyeti sağlayan İslamın kardeş anlayışı değil miydi?.Bunu ümrede bir kez daha ayne'l yakin anlamış oldum....
Herkesle birlikde sıcağa aldırmadan Kabe-i Muazzama'yı tavaf eylerken bir ara yorulduğumu fark edip klimalı bir yere oturuverdim.Orada oturmakda olan bir hoca arkadaşımla hasbihal edince az da olsa biraz istirahat etmek üzre yola koyulduk. Otellerimizn ayrı olması dolayısıyla br yerden sonra yollarımız ayırmıştı...
Hoca arkaşımın o yolculukda günler sonra bana da anlatacağı bir hadise başına gelivermişti:
Kabe'den ayrılıp otele doğru ilerlerken dışardaki avluda yerde uzanmakda olan bir delikanlıyla gözgöze gelir ve içinden "Resullah'ın o kıymetli müezzini Bilal-i Habeşi 'ye ne kadar da benziyor"diye geçiriverir.Ayağa kalkacak kadar tâkati bulunmayan o nur yuzlu delikanlı, bir anda hoca arkadaşımın cübbesinden tutar ve Arap lisanıyla hani ülkeden geldiğini ve nereye bağlı olduğunu soruverir.Hoca arkadaşımın verdiği cevablar karşısında aradığıı insanı bulduğuna kanaat eden genç başlar ahvalini beyan eylemeye....
Delikanlı meğer Habeşistanlı olup,Bilal- ı Habeşi hazretlerinin
soyundan gelen ve 5 yıldır da Mekke-i Mukerreme'de ilim tahsili gören
biriymiş.Rüyasında dedesi Bilal-ı Habeşi hazretleri delikanlıya; bu
sene ümreye bir zümre geleceğini, onları arayıp bulması gerektiğini
üstadlarına da mürid olmasını tenbih eder.Rüyasının da etkisnde kalarak
ümre ziyareti yapmak üzre geldiğini ancak asıl amacının o taifeyi
bulmak olduğunu belirtir. Arkadaşım;" Kim bilir ceddinizin bahsettiği o
taife biz olsa gereğiz.Çunku yıllardır ılk defa otuzbine yakın kimsenin
katildiği bir cemaat ümre ziyareti yapmak üzre geldi."diye
söyleyiverir...
Delikanlı aradığını bulmuş olduğuna inandığından tez zamanda üstadını
görmek istediğini söyler.Oysa hoca arkadaşım da ben de üstadımızın
rahatsız olduğunu ve tavafa gelemeyeciğini duyduğumuz için otelin
yolunu tutmuştuk.Adı Muhammed olan bu gençle konuşmaya devam ederken
birden küçük bir çocuk yanlarına yaklaşacak ve Üstadımızın geleceğini
birazdan da tavafın başlayacağını söyleyecekdi.Aynen öyle de
olmuştu.Bende haberi yolda birilerinin koşuşturmasından farketmiş,
hemen Kabe-i Muazzama'ya doğru koşmaya başlamıştım.
Bir anda binlerce Türk'ün tavafa başlıdığını fark eden Araplar her
nekadar bizimle tavaf etmeyi isteseler de bunun mumkün olamayacağını
anlamak da pek de geç kalmamışlardı.Mecburen tavafa ikinci kattan
katılabilmişlerdi. O sırada haberi alan arkadaşım ve Muhammed tavafa
katılmak üzre koşmaya başlamışlar ne hikmetse bir anda içeri girer
girmez binlerce insanın arasında Üstadımızı tam karşılarında bulmuşlar
kendilerini."Muhammed; aradığın ve rüyanda söylenen kişi, bu mudir?"
diye ssorunca Muhammed şöyle bir bakar ve avazının çıktığı kadar
bağırmaya başlar:
"Allahu ekber,Vallahi ene raeytü haze. Vallahi eseluke haze-l şeyh.Haze halifetu Rasullah.... "
(Allah büyükdür.Allah'a yemin olsun ki ben rüyamda bu kişiyi
görüyordum. Sana sorduğum efendi budur.Yine Allah'a yemin olsun ki bu
kişi Resullah'ın halifesidir)
Zaten Fahr-i kainat efendimiz öyle buyurmuyor muydu?:
"Alimler peygamberlerin varisleridir."
Muhammed yaşadıklarının şakınlığını yaşarken,kendisinin talebesi olmak
istediğini belirtmek ve musafahalaş için yanına yaklaşıverir.O kadar
kalabalığın arasınadan onu bulması, görmesi hata musafahalaşması bir
mucize olsa gerekdi ona göre..Muhammed'e yarın kendisiyle
görüşebileceğini söylerler.Aldığı bu sevinçli haberle tavafa devam eden
Muhammed'i, hoca arkadaşım bir hafta sonra işrak vaktinde yine bir
tavafda görüverir.Yorgun ve bittiğin olduğunu görünce; "Haydi
Muhammed,çok yorgun görünüyorsun biraz istirahat edelim.İstersen
oteline git de biraz uyuyuver." deyiverir.
Bİr anda kaşları çatan Muhammed:
"Uyumak mı,otel mi?.Benim odam olduğunu kim söyledi.Nolur hacem, bana
bir daha uyumakdan bahsetme?" dedi, sonra da usulca yanına
yalaşıp "Bilmez misin , aşığa uyku haramdır."...
Bu söz karşısında donuvermişti sanki .Söylecek bir tek söz bile bulamamamıştı....
Yaşadıkların tesirinde kalarak otelin yolunu tutuveren hoca arkadaşım günler sonra da bu olayı bana anlatıverecekdi.
Şairin dediği gibi:
Benim derd-i derunum âşık-ı zâr olmayan bilmez
Mahabbet bir beladır ki kim giriftar olmayan bilmez.
(Not:Burada bahsedilen haram tabirinden kasıt fıkıhda geçen haram
(yasak)tabiri olmayıp sözluk anlamlarından biri olan abes,yakışık
olmayan manası kasdedilmiştir)
Yakup... (DilnüvaZ)
| < Önceki |
|---|








