İbni Ömer (radıyellahu anh) anlatıyor: Ben bir
seriyyeye(askeri birlik) katılmıştım. Askerler (bir ara) bir firarda bulundu,
ben de onlar arasında idim. Oradan uzaklaşınca: "Şimdi ne yapacağız,
cihaddan kaçtık, Allah'ın gazabıyla dönüyoruz" diye müzakere ettik.
Sonunda: "Medine'ye girelim, bizi kimse görmez" diye düşündük. Ancak
Medine'ye varınca: "Resulullah (sav)'a gidip, kendimizi arz ederek, bizim
için bir tövbe imkânı varsa onu yerine getirsek, yoksa geri gitsek" diye
kararlaştırdık. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e uğrayıp
"Biz firarileriz!" dedik. (efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bizim sadakatimizi ve niyetimizin iyi olduğunu anladı) Bize yaklaşarak: "Hayır, siz, firariler değil, savaşa tekrar dönmek üzere manevra yapmış kişilersiniz" buyurdu. Kendisine yaklaştık, mübarek ellerinden öptük. Bize: "Ben Müslümanların ilticagâhıyım(sığındığı)" dedi." (Ebu Davud, Cihad 106 (2647); Tirmizi, Cihad 36, (1716)
İzah: Bu hadisi şeriften anlaşıldığına göre sahabe-i kiram ehl-i küfürle savaşmayı en büyük iş olarak görür ve ondan kaçmayı da asla affedilmeyecek bir günah gibi inanırlardı.
Ziyad İbnu Hudeyr radıyellahu anh şöyle rivayet etti: Hz. Ali (radıyellahu anh) buyurdu ki: "Eğer sağ kalırsam, Beni Tağlib Hıristiyanlarının eli kılıç tutanlarını öldürüp, çocuklarını esir edeceğim. Çünkü Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'ın onlarla yaptığı antlaşmayı elimle bizzat yazdım: "Çocuklarını Hıristiyanlaştırmayacakları" şartı vardı." Ebu Davud, Haraç (30,40)
İzah: islamı iyi bilmeli ve ona göre konuşmalı. Bu sıralar bizim gafil Müslümanlar diyalog adıyla, güya islamı anlatıyorlar. Müslümanların ahlakının güzel ve yumuşak huylu olmasını fırsat bilip yeryüzünde ne kadar din mensubu varsa hepsini hoş görüp sevmesini istiyorlar. Bizim camilerimiz ve tebliğimize mukabil o gayri Müslimlerinde buralarda kilise açıp İncil dağıtmalarını hoş görüyorlar, peki o zaman yukarıdaki hazreti Ali radıyellahu anh’ın naklettiği mübarek hadisi şerifi ne yapacağız. O bize yol göstermeyecek mi? Hani peygamber ve onun mübarek sözleri bize rehberdi? İnce düşünmeli ve boş konuşmamalı.
Harb İbnu Ubeydillah, baba
tarafından dedesi Umeyr es-Sakafi (radıyellahu anh)'den nakleder:
"Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "Haraç
Yahudi ve Hıristiyanlardan alınan vergidir. Müslümanlara haraç yoktur."
Ebu Davud, Harac 33, (3046–3049)
İbnu'l-Müseyyeb radıyellahu
anh‘tan Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Hayber Yahudilerine şunu
söyledi: "Mahsulât/ürünler, sizinle bizim aramızda olmak şartıyla sizi
Allah'ın bıraktığı müddetçe yerinizde bırakıyorum." Muvatta,
Müsakat 1, (2, 70)
İbnu Ömer radıyellahu anh anlatıyor: Hayber halkı dediler ki: "Ey Muhammed, bizi bırak, burada kalalım, araziyi ıslah edip işleyelim." Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) da her ekinin ve Resulullah (sav)'ın uygun göreceği her bir şeyin mahsulünün yarısı onların olmak şartıyla araziyi onlara bıraktı. Abdullah İbnu Revaha (radıyellahu anh), her yıl oraya gelir, miktarı tahmin eder ve yarısının karşılığını onlardan alırdı. Yahudiler, Abdullah'ı tahminde gösterdiği titizlik sebebiyle Hz. Peygamber (sav)'e şikâyet ettiler. Hatta bir ara (lehlerine gevşek davranması için) rüşvet vermek istediler. Abdullah onlara: "Bana haram mı yedirmek istiyorsunuz. Vallahi ben en ziyade sevdiğim insanın yanından geldim. Sizin topunuz bana maymunlar ve hınzırlardan daha menfurdur. Buna rağmen, benim size olan buğzum, size karşı adil olmama mani değildir." Yahudiler, Abdullah (radıyellahu anh)'ı takdir edip: "İşte bu adalet ve doğrulukla semavat ve arz nizam içinde ayakta durur" dediler. Buhari, Megazi, 38; Ebu Davud, Cihad 24, (3006)
İzah: yukarıda yüzlercesinden sadece birkaç tanesini aldığımız hadis-i şerifler, cihadı unutup miskinleşen, her yüzüne güleni dost zanneden ve en tehlikelisi de kendisini peygamberimiz, sahabe ve İslam ulemasından daha zeki zannedip Yahudi ve hrıstiyanlarla dost olup diyalog yapmaya çalışan ahir zaman Müslümanlarına bir tenbih bir yol gösterici mahiyettedir. Bilinmelidir ki, İslam her şeye layık olduğu değeri ve hakkı vermiştir. Bunu kur’an-ı kerimde ve hadisi şeriflerde aşikâre görmekteyiz. Mesela, İslam içimizde yaşayan ehl-i kitaba yeterli ve sınırlı haklar vermiştir ki, bu sebeple efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: ‘Zimmîye (Müslüman ülkelerde yaşayan ehl-i kitaba) eziyet edenin hasmıyım” (Keşfü’l-Hafâ, 2: 2341.) buyurmuştur. Ve gerektiğinde onlarla ticaret yapmıştır. Mesela: Resul-i Zî-şan Efendimiz, Ebu Şahme adında bir Yahudi’den veresiye olarak otuz sa’ (yarım deve yükü) zahire (arpa) satın almış, demirden yapılmış zırhını da ona rehin olarak bırakmıştır. Fakat Müslümanların dinlerini, ahlaklarını, heybetlerini ve kişiliklerini zedeleyecek her türlü özenti, benzeme ve dostlulardan onları son derece sakındırarak haram kılmıştır. Elbette din tebliğ edilecektir fakat efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in, sahabe-i kiramın ve İslam ulemasının yıllardır tatbik ettiği kitaplarda yazan usul ve adaplarına riayet ederek olmalıdır. Aksi halde kârdan çok zarar getirecektir. Mesela, “ehl-i kitap dediğimiz Yahudi ve hrıstiyanlarında cennete gireceklerini” söyleyen Müslümanların çoğalması bu usulsüz yapılan tebliğin getirdiği zararlarda bir tanesidir.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








