VESİLE AYETİ: MAİDE
35
Bu ayetin tefsirinde meşhur müfessiler nasıl bir yol
izlemiştir?
Bazıları sadece zahiri mana ile ve ashabı kiramdan gelen
rivayetlerle umumi manayı zikretmiştir. Diğer bazıları da bir takım hususi
manaları zikretmiştir.
Dolayısıyla umumi manaya göre konuya bakarsak, Allahın
rızasına ulaştıran ve islama uygun olan her fiil vesile olabilir. Sadece bir
manayla kayıtlamak asla doğru olmaz, zira alimlerin açıklamaları bizim için önemlidir.
EVZA-UL BEYAN: 1/402
Allahu teala buyurdu: “Ey iman edenler! Allahtan sakının
(takva olun), ona (ulaşmakta) vesile edinin.” Maide:35
Bilki cumhur ulema burada vesile ile muradın, Allahu
tealanın emirlerine yapışmak ve yasaklarından sakınmakla, Muhammed s.a.v in
getirdiği şeriata uygun olarak, Allah için ihlas ile ona yakınlık elde
etmektir. Zira sadece bu (usul) Allahın rızasına ulaştıran yoldur, onun
katındaki dünyevi ve uhrevi hayırlara nail olmaktır.
Vesilenin aslı: Bir şeye yakınlık hasıl eden ve ulaştıran
yoldur ki, alimlerin icmasıyla bu da Salih amellerdir. Zira Allahu tealaya
ulaşmak için Resulü s.a.v e tabi olmaktan başka yol yoktur.
Buna göre vesileden maksad olan şeyi açıklayan ayetler pek
çoktur.
“Resul size neyi getirditse onua alın, neyden sizi
yasaklamışsa onu terk edin.” 7/59
“Deki: Şayet Allahı seviyorsanız, bana tabi olun” 3/31
“Deki: Allaha ve resulüne itaat edin.” 24/54 daha bir çokları gibi.
İbni Abbastan r.a gelen bir rivayette vesileden murad, hacettir.
Bunun Araplar tarafından bilinip bilinmediğini sorana şairin sözüyle delil
getirmiştir.
Buna göre mana: “Hacetinizi Allah’tan taleb edin”
şeklinde olur. Zira sadece hacetleri vermeye Allahu teala kadirdir. Hadisi
şerifte şöyle gelmiştir: “İstediğin zaman Allah’tan iste.”
BAHR-UL MUHİT 4/424
Kendisi ile taleb edilmesi istenen vesile, yakınlık, hacet,
taat, cennet veya cennetin en üstün derecesi değimlidir? Bu hususta
müfassirlerin değişik görüşleri vardır.
BAHR-UL MUHİT 2/63
“ona ulaşmak için vesile taleb edin….” Onun rızasına ulaşmak için vesile
taleb edin, itaatlerle cenabı kudsisine (kudsi Zat’ına) yakınlık taleb edin.
“Yolunda cihad edin…” Zahiri ve Batıni düşmanlarıyla muharebe etmekle.
Buradaki işaret mana: Ariflerin sohbetinden ve onların
huzurunda oturma, onlara hizmet etmek, onlara itaat etmekten daha yakın olan
bir başka vesile yoktur. Bunların gayrısıyla Hazreti tealaya ulaşmaya vesile
arayan,yolu bilmeyen (cahil) dir.
Ebu Amr ez Zeccaci r.a derki: Kişiye gaybi işler açılsa da
üstadı olmasa, onlardan (gaybi şeylerden) ona bir şey gelmez.
İbrahim bin Şeyban r.a derki: Şayet biri bütün ilimleri
(kendinde (cem etse), rical (ayette bahsedilen erkek sınıfına) ulaşamaz; ancak
bir şeyh veya imam veya nasihat eden bir müeddib ten aldığı riyazat olması
müstesnadır. Edebini, ona emreden bir amirden, ayıbını noksanını ona gösteren
bir yasaklayıcıdan almadıkça, muamelelerin düzeltilmesinde o kişiye uymak caiz
olmaz.
Hasılı kelam: En büyük vesile, en büyük futuhat, ancak
şeyhin hükmü altına girmekle olur, zira kendi cinsinden olana boyun eğmek
nefsin kabul etmediği bir şeydir, ancak boyun eğen mutmeinne nefistir ki onun
için Allah tarafında ezeli inayet geçmiş. Allahu teala en iyisini bilir. (Bu kitabın
bazı açıklamaları bitti. Not: Benzer açıklamalar Bahrul Medid 2/63 de mevcuttur.)
TAHRİR VE TENVİR 5/97
Burada vesile ile, kendisi ile Allaha ulaşılan şey murad
edilmiştir. Muhakkak Müslümanlar bilir ki Allahu tealaya ulaşmak, mesafe
bakımından değildir, fakat yakınlık ve rıza bakımındandır.
Vesile kelimesinin marife olması, cins bakımındandır yani
bütün vesile cinsleridir, yani sizi Allahu tealaya yakınlaştıracağını
bildiğiniz her şeydir, yani onun rızasına sizi kavuşturacak, yanında
amellerinizi makbul edecek şeyler.
Hadisi kudside şöyle geldi: “Kulumu bana yakınlaştıran şeylerin,
bana en fazla sevimli olanı, ona farz
ettiğim şeylerdir.” (Not: Buhari olan bu hadisi şerifin devamı burada
zikredilmedi, inşaallah sünnetten olan delillere geçtiğimizde bunun tam metnini
zikredeceğiz.)
ALUSİ TEFSİRİ 4/470
Şu makamda sözün incelemesine gelirsek: Mahluk ile istiğase
(yardım talebi), onu vesile yapmak, yani ondan dua istemek, şayet taleb olunan
kişi hayatta ise (bunun) cevazında şüphe yoktur. Üstelik talep edenden daha
üstün olmasına da (bu taleb işi) bağlı değildir. Bilakis faziletli olan kişi de
daha düşük olandan taleb edebilir. Muhakkak Nebi s.a.v den, Ömer r.a tab dua
istediği sahihtir. Umre yapmak için Efendimizden s.a.v izin istediğinde,
“Ey Kardeşimiz! Bizi dualarından bizi unutma”
Ayrıca ona, üveysi Karani’den r.a. kendisi için
istiğfar etmesini talep etmeyi emretmiştir.
Ümmetine, kendisi için vesileyi talep etmelerini
emretmiştir.
Daha sonra Alusi -4/472 de- Tacus Subki’nin sözünü,
beğenmediği halde zikretti:
Tacus Sübki r.a şöyle dedi: Nebi s.a.v ile Rabbisine
tevessül ve istiğase güzeldir, bunu selef ve haleften hiç kimse inkar etmedi,
taki İbni Teymiyye geldi ve bunu inkar etti, sıratı müstekimden döndü,
alimlerin kabul etmediği bir bid’atı ortaya çıkarttı, mahlukat içinde örnek
oldu.
Beğavi Tefsiri 4/284 te. aynı şekilde vesilenin maksuda ulaştıran yol olduğu
beyan edilir.
Taberi Tefsiri 10/291 de.
11902 nolu maddede zikredilen rivayette vesilenin, tatla ve
razı olduğu amelleri işlemekle O’na yakınlaşmak olduğu zikredilir.
1105 nolu maddede, İbni Zeyd’in vesile ayeti hakkında şöyle
dediğini zikretti: Mahabbettir. Allah yolunda birbirinizi sevin.
KUŞEYRİ TEFSİRİ 2/117
Vesile taleb etmek, takat ve kuvvetten beri olmaktır.
Vesile taleb etmek, insanından üzerinde gelenler ile ona
yakınlaşmaktır.
Vesile taleb etmek, kadim olan yardımından üzerine gelen
şeydir.
Vesile taleb etmek, senin için güzeli tercih etmesidir.
Vesile taleb etmek, itikadın şüpheden halis olmasıdır.
Vesile taleb etmek, ömrün sonuna kadar sadakatle dostluğa
devamdır.
Vesile taleb etmek, amelleri riyadan arındırmak, halleri
ucubtan (kendini beğenmekten) arındırmak, nefsi hazlarından kurtarmaktır.
TEFSİRİ HAKKI 1/467
Rağıb derki: Şu zikredilenler üç menzildir ki bunlar iman,
hicret ve cihattır. Bunlar vesile ayetinde kasdedilen mananın aynısıdır. O
halde ancak imandan sonra hicrete yol olur, heva ile cihada ancak şehevattan
uzaklaşılınca yol olur. Kim buna vasıl olursa, o zaman O’nun rahmetini umması
hak olur.
Aynı tefsirin 3/247 de şu açıklamalar var: Hakiki kurtuluş
için Allahu teala dört şey saydı.
İman, takva, vesile edinmek,cihad.
Vesile edinmek:
Lahuti olan bekada, nasuti fena halidir. (Mevlanın nurunda
dirilmek, ancak madde aleminde eriyip yok olmakla olur.) Bununla kul, varlık
vasıflarının zulmetinden kurtulabilir.
Kurtubi ve İbni Kesir tefsirlerinde de vesilenin kurbet,
taat, salih amel olduğu zikredilmiştir. Ayrıca Nebi s.a.v için vesileyi
(cennette bulunan yüksek makamı) taleb etmeki manaları da verilmiştir.
TEFSİRLERİN BU AÇIKLAMALARINDAN SONRA HADİSİ ŞERİF VE DİĞER
KİTABLARDAN KONUYLA ALAKALI BAHİSLERİ DE GÖZDEN GEÇİRDİK.
Müstedrek/Hindiye: 2/ 313
İmam Beğavi Sünnet şerhi 2/284
Vesile: Kurbettir.
Feyzul Kadir: 4/143
“Vesileyi isteyiniz” Bu, yüce menzildir.
Cennetin en üst derecesidir.
Kazı derki: Vesilenin aslı, başkasına, kendisi ile yakınlaşılan
şeydir. Yani, masıyetleri terk ederek O’ndan sakının, taat fiili ile O’na
yakınlık taleb edin.
Vesile diye isimlendirilmesi, bir menzildir ki, oraya vasıl
olan Allah’a yakın olur.
Tevessülü Kısımlandıranlar şöyle der:
Salihlerin sevgisi ve şahıslarıyla olan tevessül.
Salihlerin sevgisiyle olan tevessül caizdir, şahıslarıyla
olan tevessül caiz değildir.
Tevessülü caiz görenler derki:
“Allah müttekileri sever.” Zatları, sıfatları, hayatta
olmaları, ölü olmaları bakımından mutte-kileri sever. Onları sevenleri de
sever. Onlara tabi olanları ve onlarla kendine tevessül edenleri de sever.
Bu manaya karşı muhalifler şu cevabı verdiler: Allah muttekileri sever, onları
seven ve tabi olanları da sever, lakin onları sevmek, amellerini de sevmeyi
gerektirir. Onları sadakatle seven, fiillerine de tabi ve mutabık olur, onların
ameli gibi amel eder. Şayet sen muttekileri seviyorsan, Allahtan hakkıyla kork
ki, onları sevdiği gibi seni de sevsin. Muttekileri sevdiğin zaman, fiillerinde
onları taklit edersin. Zira kim Resulullahı s.a.v severse, sünnetini tatbik eder, tebliğ ettiği
şeriatla amel eder. Salihleri seven, amellerini ıslah eder, Allahın Salih
kullarının eserlerine tabi olur, işte mahabbetin alameti budur. Böyle olmayanın
mahabbet iddiası yalandır. (Hakikatleri Değiştirenlere Reddiye isimli kitab
1/42)
Bu kitabı müellifi de bizim iddiamızı kabullenmiş ve itiraf
etmiştir. Kur’ana ve sünnete muhalif olan tevessülü zaten gerçek tasavvuf ehli
kabul etmez. Cahil sofular sözümüzün muhatabı değildir.
Tasavvuf ehlinin son dönem önderlerinden İmamı Rabbani k.s.
mektubatının bir yerinde, iman ve ameli Salih tamam oldukta kişi için,
kendisine ittiba edilmeye layık bir mürşide tabi olmak ta dinin bir emridir
diyerek, vesile ayetini zikretmiştir.
Zira imandan sonra ameli salihi, sedece islamın beş şartıyla
kayıtlarsak, kişinin sürekli olarak Allaha yakınlaşması için devam eden bir
amelle meşgul olması gerekli olur. Bu amel bütün işlerde bir örneği taklit
etmekten başka ne olabilirki. Ashabı kiram için canlı örnek, gözleri önünde
hazırdı, fakat sonra gelenler bu devlete
görmekle nail olamadılar, onun sünnetini en iyi tatbik edene tabi oldular.
Zaten vesile ayetinin son bölümünde de cihadın zikredilmesi, bu manaya delalet
eder. Yani kişi sürekli olarak zahiri düşmanla çarpışamaz, bu cihadın devamı
ancak görünmeyen düşman ki şeytan ve nefisle olur. Bunun için ehil olan bir
üstadın örnek olması ve terbiye usulünü öğretmesi akla ve vakıaya en uygun
olanıdır.
TEVHİD KİTABI MÜYESSERENİN ŞERHİ 1/290
Takva burada, küfür fasıklık ve isyandan uzak durmaktır.
Allah yolunda cihada gelince, haktan dönmüşler, ilhad ve
küfür ehline karşı mukavemettir. Vesile talebine gelince, iman asılları, İslam
şeriatları ve ihsan hakikatlerinden olan ibadetler ve isimleri sıfatlarıyla
duadır. Bu, en efdal vesiledir. İhsanı ile, nimetleri ile, varlığı ve keremi
ile ona tevessül eden, muhakkak afsıya ve efadılenin mesleğine gitmiştir. Kim
haceti fakrı ve zarureti ile tevessül ederse, muhakkak en hayırlısı ile ona
vesile etmiştir.
TEFSİRİ SÜLEMİ 2/28
Vesileyi taleb ederek hayırları işleyin, bekli felah
bulursunuz. O’na giden yolu bulursunuz.
İbni Ata’ derki: Farzları eda etmekle Rabbinize ibadet edin,
haramlardan sakının. Faris derki: Din ve dünya hususunda belaları yüklenin;
sizi hizmet ehlinden yaptıktan sonra ve safilik zevkinin tatlılığı ile sizi
rızıklandırdıktan sonra.
“Allah (yolunda)
cihad edin”
Bazıları derki: Mücahede iki kısımdır. Allahın düşmanlarıyla cihad. Şeytanla
cihad. En şiddetli mücahede, nefis ve heva ile olanıdır. İşte bu, Allah’ta
cihattır. Bu hususta nebi s.a.v buyurdu: “Küçük cihattan büyük cihada
döndünüz.”
EL HUSAMUL MAHİK Lİ KÜLLİ MÜŞRİKİN VE MÜNAFIK 1/66
Allahu tealaya, Nebi s.a.v, ashabı ve diğer mü’minlerle
alakalı amellerle tevessül, meşru (bir amel) olunca, bu en hayırlı bir
vesiledir. Kim Allahu tealaya Nebi’nin s.a.v mahabbetiyle, taatle, ittiba ile,
ona tazimle ve sünnetini muhafaza ile, getirdiği şeylere tazimle tevessül
ederse, bu ahsendir, kabule layıktır. Aynı şekilde mü’minlere mahabbetle,
onlara yardım ile, hacetlerini gidermekle, onlara iyilik yapmakla, onrı
muhafaza etmekle, büyüklerine tazim ve küçüklerine rahmet etmekle tevessül
ederse, kabule layık bir iş yapmış olur. Bunlar Allah katında amellerin en
faziletlilerindendir. Bu hallerde kişi Allaha ameli ile tevessül etmiş olur.
Hadisi şerifte üç kişinin mağarada kalıp her birerleri amelleriyle Allaha
tevessül etmişlerdi. Allahu teala dualarına icabet etti, yollarını açtı.
İbni Kesir,İstiğase kitabında 2/539 şöyle der:
Vesile talebi, Allaha taat olan amelledir, Salih amellerden
olan şeylerle O’na yakınlık talebidir. İmdi amel işlemeye yolu olmayanın
Rabbisine ne ile vesile talebi olacak?
SON DÖNEM ALİMLERİNDEN KEVSERİ ŞÖYLE DER:
Nebiler ve Salihlerle tevessül – hayatta olsunlar, vefat
etsinler-, ümmetin adeti tabaka tabaka böyle devam etti. Yağmur talebinde
Hazreti Ömer’in r.a sözü: Muhakkak biz, Nebimizin Amcası ile sana tevessül
ediyoruz…”Bu rivayet, ashabın ashab ile tevessülüne kati nastır. Bunda,
Abbas’ın r.a şahsı ile tevessülü inşa vardır. Bunu sadece Efendimizin s.a.v
hayatına kasretmek, hevadan ortaya çıkan bir kusurdur, hadisi tahriftir. Kim
vefatlarından sonra Nebilerle tevessülün cevazını inkara değiştirirse,
-zikerilen rivayetin- mahallini değiştirmiş olur, Ömer’e r.a. aklına gelmeyen
şeyi nisbet etmiş gibi olur. Dolayısıyla ölülerle olan tevessülü inkar, ancak
sahih sünneti iptal olur.
Alusi Tefsiri 4/472 de şu rivayet var:
Tirmizinin rivayet ettiği ve hasen ve sahihtir dediği
rivayette, Osman ibni Huneyf r.a. derki: Gözleri görmeyen biri Nebi s.a.v e
geldi, selam verdi ve şöyle dedi: Allaha, afiyetim için dua et. Nebi s.a.v
buyurdu: Dilersen dua edeyim, dilersen sabret, bu senin için daha hayırlıdır.
Ravi, ona dua etti dedi. Sonra ona abdest almasını ve
abdestini güzel yapmasını ve şu şekilde dua etmesini emretti:
“Allahım, senden istiyorum, Rahmet Nebisi olan Nebin s.a.v
ile sana yöneliyorum. Ya Resulellah! Seninle, şu ihtiyacım hususunda Rabbime
yöneldim, ihtiyacımı yerine getirmen için. Allahım! Onu benim hakkımda şefaatçi
eyle.” İmamı Ahmed’den bunun gibisi rivayet edildi.
Beyhaki bu hadisi şerifin
sahih olduğunu ifade etmiş ve şu ziyadeliği rivayet etmiştir: "A'ma,
gözü görür halde ayağa kalktı." (Şevahidu-l Hakk 135)
AÇIKLAMA:
Yukarda zikrettiğimiz tefsirler ve diğer kitabların yorumunu
zikrettik, birtakım tefsirler tevessülün sakat olan yönünü zikrederek bunu men
etmişlerdir. Onların bakış açısı, müşriklerin putları, ehli kitabınsa
peygamberlerini ilah yerine koyarak vesile etmeye kalkmala rıdır. Bunun
yanlışlığı açıktır, az bir itikadi bilgisi olan bunu kolaylıkla fehömedebilir.
Zira Allah dostları ve alimler, bütün Müslümanları sadece ve sadece Allaha ve
Nebisi s.a.v e itaat etmeye çağırmaktadır. Zira vesile olmanın manası bunu
lazım getirir. Şayet Alimler ve şeyhler, saliklerini kendilerine ve hevalarına
çağırsa, o zaman vesile olmak nerden olacak. Zira zaten kendileri taliblerinin
önlerindedir. O halde vesile manasını, mutlaka Allahın rızasına uygun bir
amelle, yine O’na yakınlık için yapılab tüm fiillere yormak lazımdır. İşte bu
mana vesilenin umumi manasıdır.
Halidi Bağdadi k.s. risalesinde, vesile ayetini delil olarak
zikrettikten sonra şöyle der, vesile umumidir derseniz, bizde umumi olanın
altına, bir şeyhe tabi olarak nefisle cihad edip Allahın rızasına ulaşmayı da girdiririz,
hiçbir mani yoktur.
“Kavmi içinde şeyh, ümmeti içindeki peygamber gibidir.”
(Dürer-i Münteşire 1/12, Deyleminin, ebi Rebi’den
isnadındandır. Razi 1/358, Mirkatul Mefatih 17/410, Keşful Hafa bunun İbni
Hıbbanın zayıf rivayetlerinden olduğunu zikretti, bazıları da alimlerin sözü
olduğunu zikretti.)
Şu zikrettiğimiz rivayetin hakkında ihtilaf olmasına rağmen
yine de şeyhlerin hatırlı itibar edilen kimseler olduğunu anlamış oluyoruz. O
halde onra tabi olmak, zincirlemesine gidersek Peygambere s.a.v tabi olmaya
götürür, bu da Allahın rızasına ulaştırır. Böylece Allahın rızasına ulaşacak
vesilelerden biri de şeyhe tabi olmak olur. Yine söyleyelim şeyhten murad ilmi
ile amil olan takva ve salih kimselerdir, bid’at ehli değildir.
İbni Mes’ud’dan r.anhuma merfu olarak zikredilen “Müslümanların
güzel gördüğü şey, Allah katında da güzeldir”, rivayetine göre de şeyhlere
tabi olmak güzel görülmüştür.
“Kim
takva olan bir imamın peşinde kılarsa, sanki Nebinin peşinde kılmış gibi olur.”
(Sahavi, bu lafızla
bulamadım fakat manası sahihtir, dedi. Keşful Hafa 2/29)
Ruhul Furkan
Tefsiri:
Bu ayetin
tefsiri Ruhul Furkan’da (7.cilt sayfa 5) bayağı uzundur, biz özetleyelim, daha
genişi kendi sitemde (alikarahoca.net) vardır.
«– O'na (sizi
kavuşturacak) vesîle arayın. (Mâide Sûresi: 35) »
7. cilt 5. sayfada önce kelime
manası, sonra meali ve izahatlar sıralanmış. Bu ayetlerin evvelki ayetlerle
irtibatı Tefsiri Kebirden aktarılmış 6. sayfada tekliflerin emir ve yasaklar
diye iki kısma ayrıldığı anlatılmış, 7. sayfada kelime-i tevhidin nefiy ve
isbat manasını ifade ettiği ve nefyin daha önce geldiği izah edilmiştir.
Daha sonra vesilenin ne olduğu
hakkında alimlerin görüş ayrılığına geçilmiş ve ibni Kesir tefsirinden naklen
Süfyanı Sevri, Talha ve Atâ r. Aleyhim hazeratının İbni Abbas’tan r.a. naklen
vesilenin kurbet (yakınlık) manasında olduğunu söyledikleri açıklanmış.
İbni Katade’nin “Allahu tealanın
emirlerini tutup yasaklarından kaçarak ve O’nu razı edecek işler yaparak Ona
manen yaklaşmaya çalışın” diye mana verdiği aktarılmış.
8. sayfada vesilenin cennette bir
makam olduğu ve buhususta ezan duasıyla beyan edilen ve Efendimiz s.a.v. için
vesileyi istemekle alakalı hadisi şerif serdedil miş. Hazreti Ali r.a. nin
vesilenin cennette bir derece olduğu beyan edilmiştir. Orda kiminle
olacaksın sorusuna Efendimiz’in s.a.v. “Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin”
buyurduğu zikredilmiş.
Alusi Tefsrinde, İbni Abbas’tan r.a.
rivayetle vesilenin –hacet- manasında olduğu aktarılmış. Buna göre mana
“Ancak Allahu tealaya yönelerek hacetlerinizi isteyiniz, çünki göklerin ve
yerlerin anahtarları Onun kudret elindedir, başkasına yönelerek bir şey
istemeyin, o takdirde ufak bir deveye sığınan zayıf kimse gibi olursunuz.”
Demek olur.
Bundan sonra tevessülün yanlış
anlaşılmasına değinilerek Seyyid Muhammed Alevi el Maliki rahmetullahi aleyhin
Mefahim isimli eserinden meselenin açıklama sına 9. sahifede başlanmış.
Bu zat şöyle diyor: Evvela şu
bilinmnelidir ki: Tevessül, dua yollarının biri Allahu tealaya yönelme
kapılarından bir kapıdır. Asıl hakiki maksat, Allahu tealanın Zatıdır. Kendisi
ile tevessül olunan şey ise, Allahu tealaya yaklaşmak için bir vasıta ve bir
vesiledir.
İkinci olarak: Allahu tealaya yaklaşmak için bir
şeyi aracı yapan kimse, ancak onu sevdiği ve Allahu teala’nın da onu sevdiğine
inandığı için onunla tevessül etmiştir. Eğer bunun tersi meydana çıkacak olsa,
o kişi elbette ondan insanların en uzağı ve en nefret edeni olur, yani Allahu
tealanın onu sevmediğini bilse, elbette o vesile ettiği şeyden en çok uzaklaşan
o olur.
Üçüncü olarak: Tevessül eden kimse, aracı
kıldığı kimsenin, Allahu teala gibi bizzat fayda ve zarar verdiğine inansa,
muhakkak müşrik olur.
Dördüncü olarak: Tevessül illada zaruri bir şey
değildir, duanın kabulü de ona bağlı değildir, asıl olan Allahu tealaya her
hangi bir surette yalvarmaktır. Nitekim Mevla tealanın: “Kullarım sana
benden sorarlarsa, şüphesiz ben çok yakınım. Bana dua ettiğinde dua edenin
duasını kabul ederim.” (Bakara: 186 dan)
Diğer bir ayeti kerimede: “De ki:
İster Allah diye dua edin veya Rahman diye dua edin, hangisiyle dua ederseniz
en güzel isimler O’na aittir.” (isra 110 den) buyurmuştur.
Daha sonra herkes tarafında kabul
edilen vesile kısmına girilerek, eski ümmetlerden üç kişinin mağarada kalıp
yaptıkları amelleri vesile ederek dua etmeleri ve mağaradan kurtulmaları ile
ilgili hadisi şerif getirilmiş.
11. sayfanın sonunda şöyle deniyor:
Tevessül meselesinde bir takım anlayışsızların muhalefet ettiği konu ise,
tevessül eden kişinin, kendi amelinden başka bir şeyle tevessül etmesidir.
Mesela bir kimsenin: “Ey Allahım!
Sana peygamberin Muhammed s.a.v. yahut Ebu Bekir Sıddık ile veya Ömer ibni
Hattab ile veya Osman veya Ali (Allah hepsinden razı olsun) veya herhangi bir
veli ile tevessül ederim” diyerek bir takım zatlar ve şahıslarla tevessül
etmesi, bir takımlarınca kabul edilmemekte ise de, aslında onların bu itirazı
ince düşünmedik lerinden kaynaklanmaktadır.
Zira biriyle tevessül etmek,
hakikatte insanin kendi ameli ile tevesdsül etmesi demektir ki bu, onlar (muhalifler)
katında da kabul gören bir şeydir. Eğer inatçı ve itirazcı kimse bu meseleye
basiret gözüyle bakacak olsa, elbette hakikat kendisine parlayacak, bu müşkilat
çözülecek ve bu sebeble meydana gelen, müslümanları tekfir edecek derecedeki
büyük fitne kaybolup gidecektir.
Bundan sonra bir şahısla tevessül
eden kimsenin aslında kendi ameliyle tevessül ettiği açıklanıyor, maide
suresinin 45. ayetinin bir kısmı “O (Allahu teala) onları sever, onlar da
O’nu severler” getirilerek Allahu tealanın kulları içinde bir takım
sevdiklerinin bulunduğu açıklanıyor.
Neticede “Falan dostun hürmetine
senden istiyorum” diyen kimse, sanki “Ya Rabbi! ben falan kulunu
seviyorum, onunda seni sevdiğine, sana karşı samimi olduğuna ve senin yolunda cihat
ettiğine inanıyor, senin de onu sevdiğini ve ondan razı olduğunu itikad
ediyorum, benim ona karşı olan sevgim ve onun hakkındaki inancım vesilesiyle
senden şöyle şöyle yapmanı diliyorum.” demektedir. Lakin tevessül edenlerin
ekserisi, gökte ve yerde, kendisine hiçbir şey gizli kalmayan Allahu tealanın
ilmiyle yetinerek, bu kadar açıklama yapmaya gerek duymamaktadır.
Bu izahtan açıkça anlaşıldığına
göre:
“Ey Allahım! Nebin Muhammed
sallallahu aleyhi ve sellem ile sana tevessül ederim.” Diyenle,
“Allahım! Peygamberine olan sevgimle
sana tevessül ettim.”
Diyen eşittir. Zira ilk sözü söyleyen de ancak peygamberi sevip, ona inandığı
için bu tevessüle teşebbüs etmiştir. Eğer peygambere karşı sevgi ve inancı
olmasaydı, onunla tevessül etmezdi. Ümmetin diğer velileri hakkında söylenecek
söz de budur. Artık insaf eden bir kişi, tevessül eden bir müslümanı nasıl
olurda küfürle itham ederek islam dairesinden çıkarabilir?
Bundan sonra 13. sayfa itibarıyla
tevessülün delilleri zikrediliyor. Varlığından evvel Resululla s.a.v ile
tevessül başlığı altında, Âdem aleyhisselamın tevbesindeki tevessülü beyan
ediliyor.
15. sayfada Resululla sallallahu
aleyhi ve sellem’in hayatında ve vefatından sonraki tevessül başlığı. Adamın
birinin gelip “Ya Muhammed! Bu ihtiyacımın yerine getirilmesi için seninle
Rabbime yöneldim. Ey Allahım! Muhammed s.a.v i benim hakkımda şefaatçı kıl.” Diye
Nida etmesi rivayeti getiriliyor. (İbni mace, Tirmizi, Müsnedi Ahmed, Taberani,
Hakim Müstedrek)
Bu rivayette geçen olayın bir
benzeri de, Hazreti Osman zamanında olduğu ve orda da aynı şekilde haceti olan
kişinin dua ettiği, 17. sayfada zikrediliyor.
18. sayfada kıyamet gününde
Efendimiz s.a.v ile yapılan tevessül başlığı altında, 4 rivayet beyan ediliyor.
20 sayfada Efendimiz s.a.v in
eserleriyle tevessül ve teberrük bahsinde, O’nun mübarek tükrüğü, saçları,
sakalı şerifi, kanı ve idrarı ile yapılan tevessül ve teberrükler sıralanıyor.
28. sayfada Efendimiz s.a.v in
mübarek teriyle yapılan teberrük anlatılıyor. Ümmü Süleym’in r.anhâ rivayetinde:
“Bu senin terindir, onu kokumuza katıyoruz. O kokuların en güzellerindendir.”
Şeklindeki cevabı zikredilmiş.
31. sayfada Resulullah sallallahu
aleyhi ve sellem’in mübarek cildine değmekle teberrük bahsi. Sevvad’ın r.a Efendimiz’i
s.a.v kucaklayıp mübarek karnını öpmesi üzerine, Resulullah s.a.v “Ey
Sevvad! Bunu neden yaptın? “ diye sordu.
O, “Ya Resulellah! Gördüğün
hadise vuku’ buldu, bende seninle olan en son buluşmam, cildimin senin
cildine değmesi olsun istedim.” Dedi. Bunu duyan Efendimiz s.a.v ona dua
etti.
38. sayfada Efendimiz s.a.v in namaz
kıldığı mekan ile teberrük hakkındaki rivayetler Buhariden getirilmiş.
Orda zikredilen rivayetlerin –İtban
ibni Malik’in evinde namaz kılması hadisi- peşinden şu açıklama yapılmış:
40. sayfa: İmamı Ayni, İmamı Kastalani ve İmamı
Nevevi rahımehumullah, bu hadisi şeriften bir çok (16 tane) hükümler
çıkartmışlardır. Bazıları:
1- Salihlerin eseriyle teberrük.
2- Onların namaz kıldıkları yerde kılmak.
3- Onlardan bir şeyi bereketli kılmalarını istemek.
4- Alimlerin ve faziletli kimselerin cemaatlerini ve
tabilerini ziyaretleri.
5- Kişinin kendisinden üstün olan kimseyi davet
edebileceği.
Netice:
Zikrettiğimiz ayeti kerime ve diğer
rivayetler, vesile edinmekte umumi olduğu cihetten, bir çok amele şamil olunca,
bu vesilelerden olan takva ve salih kimselere tabi olup onları Allah rızasını
talebte vesile etmek makbul olmuş olur.
Zira bilindiği üzere, zayıf
rivayetlerle, itikadi olmayan, haram ve helal etme derecesinde olamayan
faziletli amellerde, delil edinmek caizdir. Biz de tasavvuf yolunun büyüklerine
tabi olmayı dinimizin sünnet kısmına dahil görerek, sünneti en iyi işleyen bir
Allah dostuna tabi olmayı, kendi ihtiyarımızla kabullendik. Başkalarının da
tabi olmasını zaten şart koşmayız. Ancak iyi düşünülürse, kemale eren alimler
ve velilerin hepsi de bir üstadın terbiyesiyle kemale ermiştir. O halde
muhalifimizle ortak mesele olan, tasavvufun isbatı hususunda birinci
münazaramızda, tasavvufun dindeki yerini anlamış olduk, inşaallah kabullenmiş
te oluruz.
Size daha evvelce gönderdiğim Albul Kahir
Bağdadi’nin El Fark Beynel Firak isimli eserinden yaptığım tercüme ile de ehli
sünneti meydana getiren 8 sınıf içinde sofular-zahidler sınıfının bulunduğu da
zikredilmişti.
Son dönemde bir takım ilim erbabının,
bazı tasavvufçulardaki bozuk halleri baz alarak, bütün tasavvufu inkar etmeleri
de kabul edilecek hak söz değildir. Zira bozukların bozukluğu, hak yolda
olanlara leke olmaz. Nitekim gulatı şia’nın, Hazreti Ali’ye r.a. ilah diye
iftira etmesi, Hıristiyanların İsa a.s. ilah demeleri, asla o zatlara leke
olmaz.
Son dönemde tekkelerin
kapatılmasıyla, boşlukta kalan Müslümanları yanlışa yönlendir-mek için, düzenin
yerleştirdiği sahte şeyhlerin (kalkancı, Müslim v.s gibileri) kötü halleri, hak
üzere olanları da inkara sebeb olmasın. Seyyid Kutub’un kardeşi Muhammed Kutub
bir Allah dostunu ziyaret ettiğinde kendisine şöyle dediler: Ağabeyiniz
tasavvufu neden inkar ederdi?
M. Kutub: Ağabeyim tasavvufun
sizdeki gibi olduğunu bilseydi asla inkar etmezdi, dedi.
Şimdilik ilk bahsimizi tamamlayalım,
kapalı kalan yerleri görüşürüz. Bunu tamamlarsak ikinci delilimize geçeriz. Selamlar.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








