Fakd: Yitme, yok olma. Elden kaçırma.Fakr: Yoksulluk, dervişlik.
Fark: Hak ile halk arasını ayırmak, karıştırmamak.
Fasl: Ayırmak.
Fazl: Lutuf, ihsan.
Fevaid: Faideler.
Fehim: Anlayış.
Fena: Yokluk. Kendi varlığından geçmek. Evvela şeyhte fani olunur. Mürid kendi
irade ve arzularını terk edip şeyhinin arzularına tabi olması. Dha sonra
Resulullah’ta fani olmaya gider. Sonunda Allah’ta fani olma hali.
Feth: Açmak. Elde etmek.
Fetret: Ara, boşluk. Fetret devri, peygamber gelmesinin kesildiği dönem.
Vahyin geç geldiği zamanlara da fetret denir. Ddrvişin
feyzinin kesilmesi, gelmemesi de fetrettir.
Fevt: Eldan kaçmak, fırsatı değerlendirememek.
Feyiz: Allah tarafından dervvişin kalbine akıtılan maneviyat, marifet.
Fıkıh: Anlamak, din ilmini iyi bilmek, anlayışlı olmak.
Fıtrat: Yaratılış, kabiliyyet.
Firak: Ayrılık.
Figân: Acılı feryadd. Yanık sesle ağlamak.
Firaset: Sezgi, hissetmek, ince anlayışlı olmak. Kalbe verilen manevi kuvvetle
bir meseleyi kavramak.
Furu’: Dal, uzantı. Asla bağlı olarak yükselen deşiğik hususlar.
Aslın haricindeki tafsili, teferruatlı konular.
Futûr: Gevşeklik.
Futuvvet: Gençlik, mertlik.
Gaflet: Allahı unutmak, nefsin arzularına daldırmak. Dalgınlık.
Galebe: Üstün gelmek. Zikir ve sarhoşluğun üstün gelmesiyle derviş kendine
sahip olamaz.
Galeyan: Çoşmak, taşmak. Feyzin bolluğundan kendini zabtedemez olmak.
Gam: Keder, ızdırap.
Garib: Yurdundan uzakta olan, sahipsiz.
Gark: Boğulmak. Feyze dalmak.
Gavs: Yardımcı, imdatçı.
Gayb: Hazırda olmayan, görünmeyen, örtülü. Mugayyebatı Hamse: Beş gaybi
husus. Bunları Allahtan başkası bilemez. Yağmurun ne zana nereye ne kadar
yağacağı. Anne rahminde olan çocuğun erkekmi, dişim, akıllımı, delimi, mü’min
mi, kafir mi olduğunu bilemez. Yarın başına ne gelecek, nerde nezaman ölecek.
Kıyamet ne zaman kopacak.
Gaybet: Kendinden geçme hali. Zikir
esnasında dalgınlık hali.
Gayret: Kıskançlık. İslami gayret, islamı savunmak için çabalamak.
Gayz: Öfke.
Gıbta: İmrenme. Başkasının güzel halinini, kendinde olmasını temenni etmek.
Gına: Zenginlik, ihtiyaçsızlık.
Gıybet: Başkasını, razı olmayacağı şeyle arkasından konuşmak, çekiştir-mek.
Gurbet: Vatanından uzakta olmak. Ruh asıl vatanı olan ruhlar aleminden ayrılıp
bedene gelmekle garib olmuştur. Fakat bu garibliğinin farkında değil.
Gurur: Aldanmak. Arzularıyla tatmin olması. Kibirli olmak.
Hâb: Uyku.
Habib: Sevgili dost.
Hâce: Hoca.
Hâcegân: Hocalar. Şeyhler. Nakşi yolunda şeyhlere söylenir.
Hâcet: İhtiyaç. Muhtaç olunan şeyler.
Had: Yanak.
Hat: Sınır, çizgi.
Hadim: Hizmetçi.
Hafi: Gizli. Ruhun latifelerinden dördüncüsü.
Hak: Yaratıcı, Allah, İbadete layık olan Zat. Hakikat, doğru olan.
Hâk: Toprak. Hâk ile yeksân: Yerlebir olan.
Hakkal yakin: İlmin son mertebesi. Bir şeyi elde ederek, tadarak bilmek.
İşin içine dahil olarak vakıf olmak.
Hakikat: İşin gerçeği aslı. Mahiyyet.
Hakikatı Muhammediyye: Peygamberimizin hakikatı. İlk teayyündür. Mevlanın
isim ve sıfatlarının tamamının aksettiği hakikat. Allahu tealanın sevgisinin
suretidir. Buna Hub makamı da denir. Diğer bütün hakikatlerin aslı olduğundan
ayrıca hakikatul hakayık (bütün hakikatlerin hakikatı) denir. Hakikatı kabe,
Hakikatı Kur’an, Hakikatussalah ve diğerleri, tarikat dersleri ile alakalı
makamlar olup hepsine ait değişik kemalatlar vardır.
Hakîm: Hikmetli olan. Mevlanın ismi şerifi. Her ne iş
yaparsa yerinde olan.
Hal. Ahval: haller: Kalbe akıtılan feyizler, değişik marifetler. Haller
değiş-ken olur. Makam ehli olunca sukunet bulur.
Halife: Naib. Allahın halifesi, kamil insandır. Yeryüzünde onun adına tasarruf
eden. Resulullahın halifesi, sünnetini tam ihya eden.
Tarikatta şeyhin yerine bakmakla görevlendirdiği vekili.
Halvet: Tenha, uzlet. Zikir için bir köşeye çekilip insanlara karışmamak.
Halvet der encümen: Halk içinde olup onlardan ayrı olmak. Bedeni halk ile, kalbi Hak ile olmak. Nakşi
tarikında asıl olan kaidelerdendir.
Hamd: Nimetlerini, vasıflarını zikrederek Mevlayı övmek.
Hami: Koruyan, muhafaza eden.
Hamiyyet: İyi şeyleri koruma gayreti, islam hamiyyeti gibi.
Hangâh: Tekke. Zikir ve sohbet edilen yer.
Harem: Yasak bölge. Haksızlığın yasak edildiği bölge.
Haşyet: Korku. Allah’a karşı kulluğun eziklik hali.
Hatem: Mühür. Son. Son peygambere –Hatemul Enbiya- denir.
Hatır: Kalbe gelen sesler, vesveseler. Mevladan gelene ilham denir.
Hatif: Gaibten gelen ses.
Hatmi Hâce: Nakşi yolunda dervişlerin bir araya gelip meşayıhın tayin
ettiği zikirleri okumaları, dua ile bitirmeleri.
Hatre: Kaşbe gelen düşünceler.
Hatve: Adım.
Havas: Hususi marifet ve feyze muhatab olan ileri derecedeki veliler.
Havf: Korku.hay: Diri.
Haya: Utanmak. Hayal: Varlığı sabit olmayan vehmi şey. Masiva.
Hayme: Çadır.
Hayret: Şaşırmak.
Hazm: Sindirmek, katlanmak.
Hazret: Zat, makam, Hakkın huzuru.
Heba: Toz olmak.
Heykel: Put, kişinin bedeninin sureti.
Heyula: Ana madde. Alemin maddesi.
Hıfz: Korumak.
Hicab: Perde. Mevla ile derviş arasında olan engeller.
Hicran: Ayrılık.
Hicret: Vatanından uzaklaşmak.
Hidayet: Hedefe ulaştırmak, maksada giden yola kavuşturmak. Bu şekilde hidayeti
ancak Allah yapabilir. Peygamberler ve diğerleri hidayet yolunu gösterirler.
Hikmet: Hakka uygun söz, ince marifetler. Hukema tabiri, felsefecilere
söylenir, zira kendilerini hikmetli zannederler.
Hullet: Dostluk. İbrahim aleyhisselamın makamı.
Himmet: Bütün varlığıyla işe yönelmek. Hakka yönelmek. Velilerin manevi gücü.
İmdat ve yardım etmek.
Hizb: Bölük, parti, gurup.
Hulul: Bir şeyin, diğer şeye girmesi. Hululiye mezhebi, Allahın eşyaya veya
kendilerine hulul ettiğine inanırlar. Böylece pek çok haram şeyi, kendilerine
mubah sayarlar.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








