Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta,
Cerrahpaşa'da binlerce doktora hocalık yaptı. Bu süre zarfında ilaç
şirketlerinin binbirtürlü manipülasyonuna şahit oldu. "Modern tıbbın ilaç
endüstrisi karşısında gazosuna ilaç konmuş kızlandan hiçbir farkı yoktur"
diyerek yıllardır bu konuda uyarıcı olmaya çalıştı. Domuz gribinde yaşananlar
Küçükusta'yı doğruluyor. Son kitabı 'Bu işte bir domuzluk var'la ilaç
firmalarının korkutmayı nasıl bir pazarlama tekniği olarak kullandığına dikkat
çeken Küçükusta, eğer önlem alınmazsa ilaca ödenen faturanın 30 milyar TL'ye
çıkacağı uyarısında bulunuyor. Küçükusta ile ilaç sektöründe dönen dolapları
konuştuk:
KORKUTARAK KAZANIYORLAR
İlaç şirketleri neden ve nasıl
korkutuyor?
Korkutma, ilaç pazarlama
taktiklerinden biri. Çünkü doğrudan doğruya ilaç reklâmı yapılması, birkaç ülke
dışında dünyada yasaktır. Yasak olmayanlarda da belli başlı, 'Tezgahüstü'
denilenlerin reklâmı yapılabiliyor. İlaç firmaları da, satışları artırmak için
gizli reklâm veya başka türlü yollara sapıyor. Bunlardan birisi de korkutma.
Bunun da değişik şekilleri var. Domuz gribi bunun son örneği. 'Aşı olmayanlar
ölecek' gibi bir korkutma kampanyası yürütüldü. Oysa bu gripten çok insan
hastalansa bile çok azının öleceği ilk bir-iki ayda biliniyordu, benim de 7-8
ay öncesinden yazdığım yazılar var. 2009 Haziran ayında bunun bir korkutma
stratejisi olduğunu yazmıştım.
Bir de zaman zaman bir hastalık
moda edilerek insanlar korkutuluyor. Reflü, kolesterol ve kemik erimesi gibi.
Bunlar öyle bir anlatılıyor ki, sanki her reflüsü olan kansere yakalanacakmış
gibi gündem oluşturuluyor. Amaç, insanların ilaçları daha uzun süre
kullanmasını sağlamak.
Moda merkezi gibi bir yapı mı?
Evet. Bu modaların
oluşturulmasında elemanlar var: Bunlardan birisi doktorlar, diğeri de medya.
Bazı haberlerde ilacın ismi hiç yer almaz, ancak hastalığın geçmesi yeterli
oluyor. Hastalık reklâmının yapılması, dolaylı olarak ilaç reklâmı yerine
geçiyor. Astım, hipertansiyon gibi birçok hastalıkla ilgili dernekler var.
Bunların hepsi, ilaç firmalarının bir çeşit pazarlama kuruluşu. Modern tıbbın
ilaç endüstrisi karşısında gazozuna ilaç konmuş kızlardan hiçbir farkı yok.
DERNEKLERLE PAZARLAMA
Bu dernekleri ilaç firmaları mı
kurdurur?
Tabii. Mali destek tamamen ilaç
firmalarından gelir. Onların geliri, ilaç firmalarının reklâmlarından ve
kongrelerden kalan paralardan sağlanır. Dernekler de meşhur kişileri hastalık reklâmında
kullanarak gündem oluştururlar. Bu dernekler, 'Biz insanları bilgilendiriyoruz,
farkındalık oluşturuyoruz' diyorlar. Ancak bu farkınlalık oluşturmanın amacı
başka. Zaman zaman şeker taraması ve tansiyon taraması gibi bedava kampanyalar
düzenlerler. Burada da maksat ilaç tüketimini artırmaktır. Çünkü bu
taramalarda, 'Bak senin tansiyonun var. İlaç kullanmalısın' mesajı verilir.
PLAJDA KONGRE OLUR MU?
Yenilikleri nasıl izliyorsunuz?
Bunun için kongrelere gitmeye
gerek yok. Dikkat ederseniz kongrelerin yüzde 90'ı Kuşadası, Marmaris ve Belek
gibi sahil yerleşimlerinde yapılıyor. Plajda kongre mi olur? Kongreler 30-40
sene öncesinden kalma uygulama. Ulaşım ve iletişimin olmadığı bir dönemin
yöntemi. Şimdi internet var. O kongrede olan her şeyi daha önceden istersen
gece saat 03:00'de bile görebilirsiniz. Yazının bulunması nasıl her şeyi
değiştirdiyse internet de kongreleri sıfırladı. 20 senedir hiçbir kongreye
gitmiyorum ve hiçbir derneğe de üye değilim. Her şeyi de takip edebiliyorum. 3
ayda 4 tane kitap çıkardım ben.
Siz reçete yazarken neye dikkat
ediyorsunuz?
Ben ilaçların daima en ucuzunu
yazmaya çalışıyorum. İlk firmanın çıkardığı orijinal ilaç var, bir de bu ilacın
patent süresi dolduktan sonra başka firmaların aynı içerikte çok daha ucuza
ürettiği jenerik ilaç diye bir şey var. Ben daima onlardan yazarım. Çünkü
bunlar 10 misline kadar ucuz olanlar var. Olabildiğince gereksiz ilaç
yazmıyorum.
Tıp ahlakı diye bir
kavram kalmadı
Hayy Kitap'tan çıkan,
'Adamın biri doktora gitmiş... Gidiş o gidiş!' isimli kitabınızda
meslektaşlarınıza da bir sitemde bulunuyorsunuz...
Tıp ahlâkı diye bir şey kalmadı.
Çünkü tıp, ilaç firmalarının denetimi altında. Bütün çalışmalar onlar
tarafından sponsorlukla destekleniyor. Tıp dergileri onların yardımıyla
çıkıyor. Kongreler onların sponsorluğunda düzenleniyor. Yani tıbbı gerçek
bilgiler değil, ilaç firmalarının arzu ve istekleri yönlendiriyor. MR ve
tomografi gibi şeyler de insanlara gereksiz yapılıyor.
Yeni bir paradigmaya (bilgilerin
düzenlenmesine) ihtiyaç var mı?
Kesinlikle... Modern tıbbın
eksiklerinden, hata ve günahlarından mutlaka arınması lazım. Yoksa bunun
oluşturduğu boşluğu, otçular ve çöpçüler dolduruyor. TV'lerde tıpla hiç alakası
olmayanlar bile insanlara otları-çöpleri yedirebiliyorlar.
Sağlam insana da ilaçlar
veriliyor
İlaç firmalarının
başka ne tür pazarlama tuzakları var?
En önemli taktiklerinden birisi
de, sağlam insana bile ilaç satmaktır. Adamın bir şeyi yoktur. Ancak buna
rağmen ona vitamin, beslenme destek ürünü, mineral ve antioksidan gibi bir sürü
şeyi aldırıyorlar.
Bu ürünler faydalı değil mi?
Son senelerde adeta bir 'vitamin
çılgınlığı' yaşanıyor. İnsanlar elmayı, portakalı, mandalinayı bıraktı vitamin
hapı içiyor; çocuklarına balık yedirmiyor omega 3 yutturuyor. İnsanlar, açık ve
gizli reklâmlarla yaşlanmayı ve hastalıkları önlediği iddia edilen bu maddeleri
kullanmaya âdeta mecbur bırakılıyor. Öyle ki, artık nerdeyse herkesin kendine
özel bir vitamini, doğal besin desteği olmaya başladı.
Vitamin almayalım mı?
Almayın tabii ki. Vitaminler de
aslında birer kimyasal maddedir. Vitamin hapı yutacağınıza sebze ve meyve;
balıkyağı hapı içeceğinize balık yiyin.
Görülmedik yöntemler!
Tamiflu taktiğini nasıl
yorumluyorsunuz?
Dünya Sağlık Örgütü'nün de
yönlendirmesiyle Tamiflu (Türkiye'de de rüşvet skandalına karışan Roche üretiyor),
domuz gribi tedavisinde en önemli iki ilaçtan biri olarak lanse edildi. Ancak
bağımsız bir bilim kurulu olan Cochrane tarafından yapılan araştırmaya göre
Tamiflu'nun etkinliğinin kesin olmadığı anlaşıldı. Buna rağmen tüm dünyada
olduğu gibi Türkiye'de de Tamiflu kapsülünün kullanım süresinin 2 yıl
uzatıldığı açıkladı. Bugüne kadar miadı dolmuş ilaçların kullanım sürelerinin
uzatılması duyulmuş görülmüş bir şey değildi. Bu, bazıları tarafından 'elde
kalmış ilaçların bir an önce bitirilmesi' amacıyla alınmış ekonomik-politik bir
karar olarak değerlendirildi.
ADAM ÖLDÜRMEDEN FARKI
YOK
"Yasadışı promosyonlar da
cezasız kalmıyor ve Pfizer 2004 yılında bundan dolayı suçlu bulunarak 430
milyon dolar ceza ödemeye mahkûm oluyor. Belki yöneticiler bu karara 'Tamam, bu
işten bu küçük cezayla sıyrıldık' diye seviniyorlar, ama olay burada bitmiyor.
Geçtiğimiz günlerde Boston'da firma hakkında yeni bir dava daha açılıyor.
Pfizer, şimdi de bilim dünyasının açıkça aldatmak ve bilimsel gerçekleri
gizlenmek gibi taammüden adam öldürmekten farksız çok ağır bir suçlama ile
karşı karşıya."
İlaçların yüzde 40'ı
gereksiz
İnsanların ilaç konusundaki tutumu
nasıl?
İnsanlar bu konuda bilinçsiz...
Hatta 'Çok ilaç yazan, pahalı ilaç yazan iyi doktordur' diye düşünenler vardır.
Bunlar benim için geçerli değil. Ben birçok hastaya ilaç bile yazmam.
Bugün herhangi bir polikliniğe
giderseniz kapıdan çıkanların hepsinin elinde ilaç poşeti olduğunu görürsünüz.
Her poşette de en az 5 kalem ilaç vardır. Bu olacak bir şey değil. Genel bir polikliniğe
gelen insanın yüzde 30-40'ına hiç ilaç bile yazmaya gerek yoktur. 'Sen şunu
yemelisin, şöyle dinlenmelisin veya şu şekilde spor yapmalısın' denilecek
hastaya bile ilaç yazıyorlar. 100 hastanın hepsine de ilaç yazıyorsan bu işte
bir sakatlık var demektir. Bu nedenledir ki Türkiye'deki ilaç harcaması 5
milyar TL'den 19 milyar TL'ye çıktı. Buna 15 milyar civarında tutmak hedef,
fakat bu gidişle 10 yıl içinde 30 milyar TL'ye çıkacağı öngörülüyor. Ancak bu
dünyanın meselesi. Bütün dünyayı ilaç firmaları yönetiyor. Bu artık ekonomik ve
politik bir olay oldu. Tek başına bizim hükümetimizin çözmesi de mümkün değil.
Yeni Şafak
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
