Çanakkale 1915, 1916...
Kaç
yıl geçti aradan… Şunun şurasında doksan yıl dostlar. Düşünün bir
milletin tarihi ve milli hafızası için çok eski bir zaman mıdır doksan
yıl? Evet, Çanakkale bir destandır. Doğru… Hem de birçoğumuzun
dedesinin bizzat yazdığı bir kahramanlık destanı. Evet, evet bizzat
dedemizin dedelerimizin yazdığı taze ve yaşanmış bir destan… Şimdi
burada yaşanmış binler hatıradan birini paylaşacağım sizinle.
Kahramanlık hikâyeleri arasında yitirilmiş başka bir hatırayı…
Acaba;
Çanakkale’ de yaşanan sadece özü yitik kuru bir kahramanlık mıdır?
Yoksa O zaferi besleyen başka amiller de varda biz utancımızdan anamaz
mı olduk…
İbretle okuyunuz; O zamandan bu zamana neler değişti,
nasıl değişti ve milletimiz hangi özelliklerini kaybetti, ısrarla
kaybettirilmeye devam ediyor da bu hale geldi insanlarımız, düşünelim...
“Kocadere
köyünde büyük bir sargı yeri (Şehit ve yaralılarımızın toplandığı yer)
kuruluyor. Kimi Urfa’lı, kimi Bosna’lı, Kimi Adıyaman’lı, Kimi
Düzce’li, Kimi Halep’li çok sayıda yaralı getiriliyor... Bunlardan biri
Lâpseki’nin Beybaş Köyündendir ve yarası oldukça ağırdır. Zor nefes
alıp vermektedir. Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için
komutanının elbisesine yapışır. Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır ama
tane tane kelimeler dökülür dudaklarından.
— Ölme ihtimalim çok fazla... Ben bir pusula yazdım... Arkadaşıma ulaştırın...
Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur:
—
Ben... Ben köylüm Lapseki'li İbrahim Onbaşıdan 1 Mecit borç aldıydım.
Kendisini göremedim. Belki ölürüm. Ölürsem söyleyin hakkını helal etsin…
— “Sen merak etme evladım.” diye cevap verir komutanı… Kanıyla kırmızıya boyanmış alnını eliyle okşar.
Az sonra komutanının kollarında şehit olur ve son sözü de;
— Söyleyin hakkını helal etsin. olur...
Aradan
fazla zaman geçmez. Sargı yerine sürekli yaralılar getirilmektedir.
Bunlardan çoğu daha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşer. Şehitlerin
üzerinden çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılır. İşte yine bir
künye ve yine bir pusula. Komutan gözyaşlarını silmeye daha fırsat
bulamamıştır. Pusulayı açar, hıçkırarak okur ve olduğu yere yığılır
kalır. Ellerini yüzüne kapatır, ne titremesine ne de gözyaşlarına engel
olamaz...
PUSULADAKİ NOT: "Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil'e
1 mecit borç verdiydim. Kendisi beni göremedi. Biraz sonra taarruza
kalkacağız. Belki ben dönemem. Arkadaşıma söyleyin ben hakkımı helal
ettim."
Biz bu olayın neresindeyiz?
Kupkuru ve içi boş bir
Türklük davası güdüp de ecdadın ayaklarındaki toz olamayanların, Vatan,
Millet, Bayrak sevdasında görünüp te ülkeyi yiyip-bitirenlerin ve
yetim hakkına bile göz dikip; haksızca hak iddia edenlerin suratlarına
ecdadın o meşhur şamarını indiren ne güzel bir ibret derstir bu hatıra,
değil mi dostlar…
Atalarına, Onların aziz hatıralarına, Milli Terbiye ve edebe bağlı kalanlara ne mutlu…
| < Önceki | Sonraki > |
|---|














