.

.

Ehlisünnet İnancı

E-posta Yazdır PDF

Kutsal Kitaplar mı İlâhi Vahiy mi?

kts.kitaplar.jpgEbubekir SİFİL
   Kitaplara iman ettik. O’nun kitaplarına… İnsan elinin değmediği, tertemiz, müberra kitaplara. Mukaddes elçilere vahyolunan münezzeh kelama iman ettik. İyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, hak ile batılı ayırt eden hidayet rehberine, Kur’an’a iman ettik.
   Enformasyon (haberleşme, bilgilendirme) çağı denilen gönlü ve zihni kirlenmiş bu çağda arınmak için ırmağımız odur bizim. Doğruyu yanlışı bilmek için kaynağımız o. Ona imanımızı tazeleyelim, onu hak ettiği yere, gönlümüze koyalım. Yeniden.
“İnsanlar tek bir ümmet idi. Ayrılmaları üzerine, Allah, rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi ve beraberlerinde hak ile kitap indirdi ki, insanlara aralarında ihtilâf ettikleri noktada hakem olsun…” (Bakara, 213)
Mealini verdiğimiz bu ayet-i kerime, ilk bakışta her peygambere ayrı bir kitap verildiğini akla getirse de, gerçek böyle değildir. Beydâvî, Ebu’s-Suud Efendi gibi müfessirler bu ayeti tefsir ederken, gönderilen her peygambere ayrı bir kitap verilmediğini, bilakis bazı peygamberlerin, daha önceki bir peygambere gönderilmiş bulunan kitabın ahkâmıyla tebliğ ve amelde bulunduğunu belirtmişlerdir. (Tefsîru’l-Beydâvî, (Konevî haşiyesiyle birlikte), 2/80; Ebu’s-Suud Efendi, İrşâdu’l-Akli’s-Selîm, 1/214)
   Hz. Adem a.s.’dan Efendimiz s.a.v.’e kadar gelmiş geçmiş peygamberler içinde kendilerine kitap ve sahifeler verildiği bize bildirilen birkaç peygamber vardır. Sırasıyla Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an-ı Kerim; Hz. Musa, Hz. Davud, Hz. İsa ve Hz. Muhammed Mustafa’ya (hepsine selam olsun) indirilmiş kitaplardır. Sahifeler (çoğulu: suhuf) konusunda ise Efendimiz s.a.v.’den nakledildiğine göre Hz. Adem’e 10, Hz. Şit’e 50, Hz. İdris’e 30 ve Hz. İbrahim’e 10 olmak üzere toplam 100 sahife indirilmiştir.
   Kur’an-ı Kerim hariç olmak üzere bu kitap ve sahifelerin tamamı tarih içinde ya kısmen veya tamamen kaybolup gitmiştir. Özellikle Kur’an’dan önceki kitaplar, yani Tevrat, Zebur ve İncil, yahudiler ve hıristiyanlar tarafından çeşitli şekillerde tahrif edilmiş, aslından uzaklaştırılmıştır.

 


 

Pazar, 01 Mart 2009 15:33 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Allahu Teala'nın sıfatları

allah_c.c.jpgEHLÎ SÜNNET İTİKADI

l. cilt 266. mektup, sahife 261

   (Ey Evladım!) Allah seni mesud etsin. Akıllılar üzerine farz olan şeylerin ilki, Ehli sünnet vel cemaat mezhebinin görüşlerine göre itikadları düzeltmektir. (Allah oların çalışma larını şükrana layık eylesin) Zira fırkayı naciye (Kurtulan fırka) onlardır. Kendisinde bir nevi kapalılık bulunan itikad meselelerinin bazısını açıklıyalım.

- ALLAH TEALA -

Bilinmesi vacibtir ki Allahu Teala zatı mukaddesiyle mevcuttur. Eşyanın tamamı Allah'ın icad etmesiyle mevcuttur. Hem de Allahu Teala zatında, sıfatlarında, fiillerinde tektir. Hiçbir işte kimse ile hakikatta bir ortaklığı yoktur, ne varlığında ne de diğer hususlarda (ortağı yoktur, tektir) İsimlerin benzerliği, lafzî ortaklık, bahsimiz haricindedir. (îsîm benzerliği hakikatten ortaklık sayılmaz,)
Allah'ın sıfatları ve fiileri, keyfiyetten (şekilden) ve misalden zatı gibi münezzehtir. Bunlarla mümkünatın sıfatları ve fiilleri arasında hiçbir münasebet yoktur.

- İLİM SIFATI -

   İlim sıfatı mesela, Allah Teala için kadîm (varlığının başlangıcı olmayan) bir sıfattır. Hakîkî basittir (bölümleri yok) , Asla ona kesret (çokluk) ve adetlenmek oluşmadı, taallukatı (ilim sıfatının alakalandığı, bilinen şeyler) adetli olsa bile. Zira bu ilim sıfatında tek bir açılma (inkişaf) vardır. Bu tek açılma ile ezelî ve ebedî malumat açıldı (Bilindi).  Bu tek inkişafla(açılma/bilinme) bütün eşyayı onların uygun halleri, zıt durumları, küllî olmaları, cüz’î olmaları, hususi vakitleriyle birlikte tek anda basit(parça parça değil tek bir bölüm) olarak o şekilde bilindi ki; mesela bir anda Zeyd (isimli şahsı)’i mevcud, ma'dum (yok), cenin (rahimde), sabi, genç, yaşlı, canlı, ölü, ayakta, oturduğu (halde), yaslandığı (halde) yan yattığı halde, gülücü olduğu halde, ağlayıcı, lezzetlenici, acı duyucu, şerefli, zelil olduğu halde, kabirde, mahşerde, cennette, lezzetlenme halinde (tek ilmi ile bir anda bilir.)
  Teallukların adetli olması, bu makamda yoktur (Tek ilimle hepsini bilir.) Zira teallukların teaddüdü onların adetli olmasını gerektirir, zamanların çokluğunu gerektirir. Halbuki orda ezelden ebede kadar tek olan basit bir an vardır, asla orda adetli olmak yoktur. Çünkü Allah Teala üzerine zaman geçmez, öne geçmek, geri kalmak onun hakkında yoktur.
   Allah'ın ilmi için malumatla alakaları isbat edince, bu, tek bir tealluk (alaka) olur; bununla bütün malumata tealluk eder. (Bütün her şeyi bilir.) Aynı şekilde bu teallukun keyfiyeti bilinmez, misalden ve keyfiyetten münezzehtir. İlim sıfatı gibi. (İlim sıfatının hakikatini bilemediğimiz gibi, bu sıfatın malumatlarla olan alakasının durumunu da bilemi yoruz. Bir anda bütün her şeyi tek ilimle hiçbir değişikliğe uğramadan bilir.)
   Bu tasavvurun uzak görülmesini, bir misal getirerek def edelim. Derim ki; Bir şahsın "kelimeyi" farklı kısımları, değişik halleri, zıt itibarları ile birlikte bir anda bilmesi caizdir. Bu tek anda o kişi bilirki kelime: İsim, fiil, harftir, sülasî, rabaidir, mu'reb ve mebnîdir, mütemekkin ve gayrı mütemekkindir, munsarif ve gayrı munsariftir, marife ve nekredir, mazi ve müstakbeldir, emir ve nehiydir. (Bu şekilde kelimeyi bir anda bilir.) Belki o şahıs şöyle diyebilir: "Ben şu kısımları ve itibarları, kelime mertebelerinde bir anda tafsilatıyla bilirim" Mümkin (olan kulun)  ilminde  zıtları bir araya toplamak tasavvur edilebilirse, Vacib Teala'nın ilminde bu niçin uzak görülsün. "En yüce misaller Allah içindir."
   Bilinmesi gerekir ki, burada her ne kadar zıt şeylerin bir araya sureta toplanması gerekirse de; halbuki hakikatta bunlar arasında zıtlık yoktur. Zira Allahu Teala her ne kadar Zeyd'i bir anda mevcud ve yok olduğunu bildiyse de, fakat Allahu Teala bu tek anda bildi ki Zeyd, mevcud olacağı vakit mesela Hicretten bin sene sonradır, evvelki yokluk vakti şu muayyen seneden (Bin sene) evveldir, sonradan yok olma vakti bin yüz seneden sonradır. (Böyle olunca) Bunların aralarında hakikatta bir zıtlık yoktur; çünkü zamanları farklıdır. Diğer hallerde, bu kıyas üzerinedir.
   Bu beyandan açığa çıktı ki Allah Teala'nın ilmine, (sonradan yaratılan) farklı cüzler üzerine alaka kurmasından dolayı, değişiklik kokusu (dahi) gelmedi. Felsefecilerin zannettiği gibi burda (değişikliğin) ortaya çıkma zannı anlaşılmasın. Zira değişiklik ancak "Allah'ın ilminin bir şeye tealluku, diğer şeye teallukundan sonradır" denilirse düşünülür. Amma (işin hakikati yukarda da açıklandığı üzere) Allah'ın ilmi herşeye bir anda tealluk edince orda teğayyür (değişim) ve sonra olmak (hudus) düşünülmez. Bu takdirce değişik taallukları isbata gerek yok ki değişiklik ve hudus o değişik tealluklara dönsün de ilim sıfatına dönmesin (Bunu bazı kelamcılar, felsefecilerin şüphelerini defetmek için söylerler. Yani "ilim sıfatından başka değişik tealluklar vardır, onlar hadistir, ilim sıfatı kadimdir" demişler.)
  Evet malumat tarafında değişik teallukları isbat ettiğimiz vakit buna müsade var. (Malumat değişiktir ve sonradan ortaya çıkar. İlim sıfatı kadimdir, değişmez.)

E-posta Yazdır PDF

Kurtulan Fırka

kardelen1.jpgYETMÎŞ ÜÇ FIRKA ARASINDAN EHLİ SÜNNET VEL-CEMAAT  (Kurtulan Fırka)
 
Birinci cild 80. Mektub Sahife: 90
  
   Yetmiş üç fırkadan her birerleri, kendilerinin şeriata tabi olduğunu iddia ederek, kurtulucu olduklarını kesin olarak söylerler. "Her hizib kendi yanındaki île ferahlanır" Bu ayet onların halini beyan eder.
Fırka-ı naciye’yi diğerlerinden ayıran delil, Efendimiz’ in (Sallallahu aleyhi ve sellem) şu beyanıdır. "Onlar ben ve ashabınım bulunduğu hal üzere olanlardır"
Hadisi şerifte Efendimizin (s.a.v.) zikri ile beraber ashabın zikr edilmesi şundandır ki "Benim yolum ashabın yoludur, kurtuluş yolu sadece onların yoluna tabi olmaya bağlan mıştır" manasını bildirmektir. Bu mana Allahu Teala'nın şu kavli şerifi gibidir. “Kim Resüle itaat ederse, muhakkak Allah'a itaat etmiştir.” Resülullah'a itaat Allah'a itaatin aynısı oldu. ona itaatsizlik Allahu Teala'ya itaatsizliğin ta kendisidir.
   Ashabı kiram'a (r.a.) ittiba etmeksizin Peygamber (s.a.v.) 'e ittiba etmek davası batıldır, belki bu şekilde bir ittiba hakikatten Resulullah'a isyandır.
Şüphe yok ki Resulullah'ın ashabına ittibayı kendilerine lazım kılan fırka, Ehli Sünnet vel Cemaattır. Onlar fırka-ı naciyedir. Çünkü şia ve hariciler, ashabı kirama dil uzzattıkları için, ashaba ittibadan mahrumdurlar.
Mutezile için başlı başına bir mezheb vardır. Reisleri vasıl ibni Ata, Hasan-ı Basri'nin (r.a.) ashabından idi. Sonra onun meclisinden ayrıldı, küfr ve iman arasında vasıta olduğunu iddia etti. Hasan-ı Basri onun için ‘bizden ayrıldı’ dedi. (Ehli sünnetten ayrıldı)
   Ashabı kirama dil uzatmak, aslında Resülulah'a dil uzat-maktır. Ashab'a tazim etmeyen, Resülullah'a iman etmedi. Çünkü onları kötü görmek sahib¬lerini (peygamberimizi) kötü görmeye çeker. Bu kötü itikattan Allah'a sığınırız. Ayrıca şu Kur'an ve hadis yoluyla bize ulaşan şer'î hükümler, ashabın nakletmesiyle ulaştı, eğer bunlara dil uzatılırsa o zaman bunların nakillerine de dil uzatılmış olur. Bu nakil vazifesi bazılarına ait değildir. Belki hepsi adalet, sadakat ve tebliğde eşittir. Onlardan herhangi blrlne dil uzatmak, dine dil uzatmak demektir, Allahu Teala'ya bundan sığınırız.
   Hz. Ali (Radıyellahu anhu) üç halifeye tazim ve hürmet ederdi. (radıyallahu anhüm ecmain) Onlara uymanın hak olduğunu bilerek onlara biat etti. Sadece Hz.Ali'ye tabi olmak iddiası, diğer halifeleri inkar etmekle beraber sırf iftiradır. Kuru bir iddiadır. Bilakis üç halifeyi inkar, Hz. Ali'yi de inkar sayılır.                      
   Sözün aslına dönelim derizki, ashabın tamamına tabi olmak dinin asıllarında vacibdir. Zira onlar dinin asılılarında ihtilaf etmediler, fer’i meselelerde ihtilaf ettiler. Ashabın bazısına dil uzatan, hepsine ittibadan uzaktır. Ashabın tamamı adil kişlerdir, her birerleri bize şeriattan bir şeyi ulaştırdılar. Aynı şeklide Kur'an her birerlerinden ayet ayet toplanarak cem edildi. Bazılarını inkar, Kur'anı bize ulaştırı-cıları inkar sayılır. Dolayısıyla inkarcı hakkın da şeriatın tamamını tatbik etmek gerçekleşmeyince, kurtuluş ve felah nasıl meydana gelsin. Allahu Teala "Kitabın bazısına inanıp bazısına küfürmü ediyorsunuz" buyuruyor.
Biz deriz ki Kur'anı cem eden Osman (r.a.) dır. Belki de Ebu Bekir Sıddık, Ömer Faruk (r.anhuma) dır.
    Hz, Ali efendimizin cem ettiği, bu kur'an'dan başka bir şeydir. Şu büyükleri inkar hakikatta Kur'anı inkara gider. Bundan Allah'a sığınırız.
Şia'nın müctehidlerinden birine sorulduki Kur'an'ı Osman cem etti, bu Kur'an hakkında görüşün nedir?
Dediki -Bunu inkarda bir fayda görmüyorum, zira bunu inkar tamamen dini yok eder.-
Ayrıca akıl, Resülullah'ın (s.a.v.) ölümünden bir gün sonra ashabın batıl bir iş üzere cem olmasına cevaz vermez. Kararlaştırılan şeydir ki, Efendimizin vefatında ashabı kiramın sayısı otuz üç bin idi, hepsi Ebu Bekir Sıddık’a isteyerek biat ettiler. Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) bütün ashabının o anda dalalette cem olması, imkan-sız şeydir. Halbuki Efendimiz "Ümmetim dalalet üzere cem olmaz" buyurmuştu.
   Hz. Ali'nin biat etmekten ilk anda geri kalması, ancak meşvereye davet edilmediğindendir. Hz. Ali (r.a.) "Biz ancak meşvereden geri bırakıldığımız için kızdık, yoksa elbette Ebu Bekr'in bizden hayırlı olduğunu biliriz" buyurmuştur.
   Hz. Ali'nin meşvereye çağrılmaması, Ehli Beyt'i teselli etmek, musibet geldiği ilk anda onların yanında oturmak veya bunun gibi bir şeyden dolayı olabilir.
Ashab arasında vaki olan ihtilafların kaynağı nefsin hevası değildir. Çünkü onların nefisleri kötülüğü emr etmekten sökülüp temizlendi ve mütmeinne oldu (Allah'ın hükmü karşısında tam teslim olup tatmin oldu), onların hevaları şeriata tabi oldu. 
 
   Ashabın ihtilafı ictihad'dan dolayı, hakkı hükmetmekten dolayıdır. Hata edenlere Allah indinde bir derece vardır. İsabet edenlere on derece vardır. O takdirde lisanı onlara eziyet ve cefadan korumak, hepsini hayır île zikr etmek gerekir. İmamı Şafi buyurduki: "Şu (Ashab arasındaki olaylar) bir kan'dır. Allahu Teala ondan ellerimizi temizledi, bizde dillerimiz temizleyelim. Yine şöyle buyurdu (İmam-ı Şafi) "Resulullah'dan sonra insanlar çaresiz kaldılar, semanın direkleri altında Ebu Bekr'den daha hayırlısını bulamadılar boyunlarını ona teslim ettiler."
Şafi hazretlerinin bu sözü takiyyeyi red ve Hz. Ali'nin Ebu Bekr Sıddıka biatına razı olduğunu aşikare beyandır. (Burdaki takiyyeden maksad, Hz. Ali'nin diğer üç halifeye içten düşmanlık besleyip dışdan dostluk göstermesidir. Bu görüşü, şia ortaya atmıştır. Bu, Allah'ın arslanı olan Hz. Ali'ye büyük bir iftiradır.)




Çarşamba, 18 Şubat 2009 08:37 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

İmam-ı Rabbani k.s'dan Fetret Devri

kainat.jpg1. Cilt., 259. mektubtan.

Eğer dersen, dağ başlarında yaşayan, puta tapınan kimseler ebedi olarak cehennemde kalmazlarsa, zaruretle cennette olmaları gerekir ki bu da caiz değildir. Zira müşriklerin cennete girmeleri haramdır. "Onların varacağı yer ateşdir."

Allahu teala İsa Aleyhisselam'dan (Peygamberimiz ve o'nun üzerine salat-selam olsun) rivayetle buyurdu, "Kim Allah'a şirk koşarsa, muhakkak Allah ona cenneti haram kılmıştır, varacağı yer ateştir."

 Cennet ve cehennem arasında vasıta koymak ta sabit değildir. A'raf ashabı  bir müddet sonra cennete girecektir. Ebedi kalmak ya cennette veya cehennemde olacaktır.

Derim ki bu sual, cidden zordur. Rüşd üzere olan evladım bilir ki kendisi bu suali tekrarlı olarak bu fakire uzun müddet sordu, yeterli cevap alamadı. Futuhat-ı Mekkiyye sahibinin, bu sualin halli hakkında dediği, 'şu topluluğun kıyamet gününde davet edilmesi için peygamber gönderileceği ve inkarları veya ikrarları hasebince cennet veya cehenneme girmeleriyle hükmedileceği' bu fakir katında güzel değildir. Zira ahıret, ceza yurdudur, teklif yeri değildir ki orda peygamber gönderilsin.

Uzun müddet sonra, Hak celle sultanuhu'nun yardımı hidayet edici delil oldu, şu muamele çözüldü ve açıldı; şu cemaat ne cennette ve ne de cehennemde ebedi kalmazlar, bilakis ahırette diriltildikten sonra hesap yerinde suçları kadar ceza ve azab edilirler, haklar onlardan alınır, sonra mükellef olmayan hayvanlar gibi mutlak yok ve sırf hiçbir şey yapılırlar. Kim ebedi olacak, kim mükellef olacak.

Şu garib marifeti peygamber aleyhisselamalardan bir gurubun huzurunda arzedince, hepsi onu tasdik edip kabul ettiler. İlim Allahu sub-hanehu ve teala katındadır.

Peygamber aleyhisselamların açık tebliği olmaksızın, Allahu teala'-nın rahmeti ve acımasının mükemmel olmasıyla birlikte, kendinde hata ve yanlış olma ihtimali cidden çok olan sırf akıl ile, Hak subhanehu ve tealanın kulunun ebedi olarak cehennemde kalması ve azabının sürekli olması ile hükmetmek, cidden bu fakire ağır gelmektedir. Aynı şekilde şirk bulunmasıyla birlikte cennette ebedi kalacağı ile hükmetmekte, bu fakire ağır gelmektedir. Bu durum Eş'ari Mezhebinde lazım geldiği gibidir. Zira cennet ve cehennem arasında vasıta olmadığına hükmettiği için.

Doğrusu geride geçtiği gibi, muhasebe ile haklar alındıktan sonra yok edilecekleri şeklinde bana ilham edilendir.

Bu, darul harbte ölen müşriklerin çocuklarının hükmü hakkında, bu fakire göre aynı hükümdür. Zira cennete girmek, imana bağlıdır. Ya asıl olarak veya tabi  olarak, islam diyarına tabi olarak olsa da. Zimmilerin çocukları hakkında olduğu gibi. Mutlak olarak iman onlarda yoktur. Cen-nete ve cehenneme girmeleri tasavvur edilemez. Ebedi olarak cehennem-de kalmak, teklif sabit olduktan sonra şirk koşmaya bağlıdır. Bu durum da onlar hakkında yoktur. Onların hükmü, hesap için diriltildikten ve haklar alındıktan sonra yok edilen hayvanların hükmüdür. Bu, aynen resullerin fetreti dönemindeki, kendilerine bir peygamberin davet tebliği ulaşmamış  müşriklerin çocukları hakkındaki hükümdür.

Ey Evlad! Bu fakir, her ne zaman düşünüp nazarını derinleştirdiği zaman, Peygamberimizin (üzerine salat-selam olsun) davetinin ulaşmadı-ğı bir mahal bulamıyor. Bilakis sallallahu aleyhi ve sellem'in davet nuru, her mahalle  güneşin nuru gibi ulaşmış; hatta sed arkasındaki Ye'cüc ve Me'cüc'e bile. Hem de eski ümmetlerde kendisine peygamber gönderil-meyen bir arazi  bulamıyorum, hatta Hind arazisi ki bu muameleden uzak görülür. Hind ehlinden gönderilen Peygamberi buluyorum, Hak celle şanuhu'ya davet ediyor. Bazı Hind beldelerinde, şirk karanlıkları içinde Peygamber aleyhisselamların nuru müşahede ediliyor, parlayan meş'ale gibi. İstesem o beldeyi tayin ederim.

   Bir peygamberi, davetini hiç kimsenin tasdik etmediğini görüyo-rum, diğer bir peygambere bir şahıs iman etmiş, diğerini iki kişi tasdik etmiş, bazısını üç kişi tasdik etmiş. Hind beldesinde, peygamberine üç kişiden fazla iman edene bakışım vakı' olmadı. Tâbisi dört kişi olan nebi görmedim.

Hind kafirlerinin reislerinin yazdığı, Vacib Zat'ın varlığı, sıfatları, tenzihi ve takdisi gibi hususların hepsi nübüvvet kandilinin nurlarından alınmıştır. Zira her asırda eski ümmetlerden bir peygamber geçmiştir, Vacib tealanın varlığından, subuti sıfatlarından haber vermişlerdir, Hak subhanehu'nun takdis ve tenzihatını bildirmişlerdir.  Şu büyüklerin varlığı olmasaydı, şu rüsvay kişiler kör ve kısa küfür ve masıyet karanlıklarına bulaşmış akıllarıyla nasıl şu büyük devlete ulaşabilirlerdi ki.
Salı, 17 Şubat 2009 17:48 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Ehli sünet olana tavsiyeler.....

cami10.gif                                <<Erkeklerin takke sarık sarmayıp başları açık gezmeleri mürüvvetlerini, heybetlerini gideriyor. İhtiyar adam başı açık geziyor, niçin? Avrupa’ya uyacak. Sen İslam’ın şeklini bırak, beğenme, Müslümanlığı da kimseye bırakma. Bir kimse lisanı ile Müslüman kabul edilseydi, alırdı eline tesbihi; “Ben Müslüman’ım, ben Müslüman’ım” der, Müslüman olurdu. Müslüman demek: Rabbinin emirlerine, farz, vacip, sünnet, ne varsa hepsine tam manasıyla boyun eğen demektir. Mevla Teala’nın düşmanlarından kaçıp dostlarının halleri ile hallenen demektir. Çok dikkatli itinalı Müslüman olalım, dikkatli Müslüman olursak İslamiyet gelir. Avrupa’nın modalarına uymak, onlara uymak demektir. Onların şekli üzere entari giymek, onların sözünü tutmaktır. Bu ise haramdır. İnsan düşmanına itaat etmez, muhalefet eder.>>>     


Salı, 17 Şubat 2009 08:42 tarihinde güncellendi

Sayfa 6 - 11

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.